blank

EFET sözleşmesine genel ve mücbir sebep düzenlemesi açısından bakış

Elektrik sektörü 1990’lı yıllara kadar kamu tekelinde dikey bütünleşik yapıda iken, 2000’li yıllara gelindiğinde serbest dikey ayrıştırılmış yapıya geçiş çalışmaları ile yeniden yapılanmaya başlamıştır. Bu süreç ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun (“Kanun”) ilk maddesinde de belirtildiği üzere “… rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması…” amaçlanmıştır.

Başlangıçta elektrik enerjisi piyasasını büyütmek hedeflenirken, sürecin doğal bir sonucu ve ticari hayatın bir gereği olarak günümüzde ticaret şirketleri tarafından “ikili anlaşma” olarak nitelendirilen sözleşmeler akdedilmeye başlanmıştır. “İkili anlaşma” Kanun’da “Gerçek ve tüzel kişiler arasında özel hukuk hükümlerine tabi olarak, elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin alınıp satılmasına dair yapılan ve Kurul onayına tabi olmayan ticari anlaşmalar” olarak tanımlanmış olup, sözleşmenin unsurlarının, koşul ve şartlarının belirlenmesi serbestleşme ilkesi uyarınca taraf iradelerine bırakılmıştır. İkili anlaşmaların müzakere ve imza süreçlerinde; şirketlerin kendi taslaklarının taşıdığı riskler, taraflar arasındaki güç dengesine göre belirlenen sözleşme hükümlerinin piyasa katılımcıları arasında risk ve fayda anlamında eşitsizlik yaratması ve uzayan müzakere süreçleri sebebiyle, Avrupa Enerji Tacirleri Federasyonu (“EFET”) tarafından Elektriğin Teslimi ve Kabulüne İlişkin Genel Sözleşme (“EFET Genel Sözleşmesi”) hazırlanmıştır. EFET Genel Sözleşmesi adil ve riskleri bertaraf etmeye yarayacak yapısı ile ikili anlaşmalara alternatif olarak piyasa güvenliğini sağlayacak ve gerektiğinde sınır ötesi ticaret yapmak için kullanılabilecek bir araç olarak dünya piyasada yerini almıştır.

Elektrik ticareti özelinde EFET Genel Sözleşmesi ile her ne kadar bir standart sağlanması hedeflenmişse de piyasa koşulları ve sözleşme serbestisi kapsamında sözleşmenin eki niteliğindeki seçim listesi (“Seçim Listesi”) ile taraflara, özel ihtiyaçlarına ve ticari tercihlerine göre sözleşmeyi düzenleme imkânı vermektedir. Yine taraflar arasındaki ticaretin spesifik şartlarının ayrıca belirleneceği protokollerin akdedilmesi de serbestlik ilkesine katkıda bulunmakta ve ticari hayattaki rekabeti korumaktadır. Bu kapsamda tüm tarafların eşit imkana sahip olabileceği ve risk yönetimleri çerçevesinde şekillendirebilecekleri bir sözleşme olması itibarıyla EFET Genel Sözleşmesi yurtiçi ve yurtdışında sıklıkla kullanılmaktadır.

EFET Genel Sözleşmesi’ni etkili ve tercih edilebilir kılan bir diğer özellik ise kapsam olarak ikili anlaşmaları daha adil ve tüm risklerin öngörüldüğü bir bakış açısıyla ele almış olmasıdır. Nitekim, çerçeve bir sözleşme olması ve kural olarak imzalandığı tarihte elektriğin alıcı ve satıcısının belirlenmemiş olması nedeniyle, taraflar, sözleşmenin müzakere sürecinde sözleşmeyi alıcı veya satıcı perspektifiyle değil, her iki tarafta da yer alabilecekleri ihtimalini göz önünde bulundurarak incelemekte ve böylece ticari hayatta çok sık karşılaşılmayan dengeli bir sözleşme ortaya çıkması sağlanmaktadır.

Sözleşme serbestisi ilkesi göz önünde bulundurulduğunda EFET Genel Sözleşmesi’nin hukuki ilişkilere ve elektrik piyasasına tamamen yeni tanımlar ve ilkeler kattığı söylenemese de bu iki alanı başarılı bir şekilde birleştirerek çıkabilecek her türlü soruna bir çözüm getirme amacı taşıdığı görülmektedir. Bunun yanında EFET Genel Sözleşmesi’nde mevzuat kapsamında boşluk bulunan konuların da doldurulduğu gözlenmektedir. Bunlardan, özellikle dünyada Covid-19 salgınının yaşandığı bu günlerde, kanımızca üzerinde en çok durulması gereken düzenleme; Türk mevzuatında şartları ve tanımı sözleşmesel ilişkiler için yapılmayan ve günümüzde Yargıtay kararları doğrultusunda yorumlanan “mücbir sebep” kavramıdır.

Mücbir sebep, EFET Genel Sözleşmesi’nde düzenlenmiş ve sınırlı sayıda olmamak kaydı ile şebeke işletmecisinden kaynaklı EFET Genel Sözleşmesi’nde belirtilen çeşitli durumların meydana gelmesi mücbir sebep olarak kabul edilmiştir. Ayrıca mücbir sebep hükmü kapsamlı bir şekilde düzenlenerek tarafların teslim veya kabul yükümlülüklerini yerine getirmesini imkânsız kılan olayların gerçekleşmesi durumunda izlenecek prosedür belirlenmiş ve böylelikle zararın ve bu konudan çıkabilecek uyuşmazlıkların asgari düzeye indirgenmesi hedeflenmiştir.

Covid-19 salgının etkisi ülkemizde elektrik piyasasında da hissedilmektedir. Bu noktada Covid-19’un sözleşmesel ilişkilerde mücbir sebep olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği taraflar için önem arz etmektedir. Nitekim, mücbir sebebin ortaya çıkması halinde tarafların sözleşmeyi önemli sebeple feshetme imkânı doğabilecektir. EFET Genel Sözleşmesi’ne bakıldığında bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi için, iddia eden tarafın teslim veya kabul yükümlülüklerini yerine getirmesini imkânsız kılması aranmaktadır. Türk hukukunda yer alan ahde vefa ilkesi ve Yargıtay’ın mücbir sebep konusunda, her sözleşme ilişkisinde bizzat, sektörü, tarafların durumunu ve sözleşme hükümlerini objektif olarak dikkate alan yaklaşımı düşünüldüğünde; Covid-19’un ilgili sözleşme kapsamında mücbir sebep teşkil edip etmediği, salgın nedeniyle elektriğin teslimi veya karşı edimin ifasında objektif bir imkânsızlık olup olmadığı incelenerek çözümlenebilecektir. Yine bu noktada Seçim Listesi ile mücbir sebebi düzenleyen ilgili hükümde değişiklikler yapılabileceğini ve bu durumda konunun Seçim Listesi göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekeceğini de belirtmek isteriz.

Sonuç olarak, şeffaflaşma ve standartlaşma çalışmaları kapsamında taraflar için güvenilirlik sağlayan EFET Genel Sözleşmesi, operasyonel ve işlevsel yönleriyle elektrik piyasasının risklerini azaltıp piyasanın gelişmesine yol açmaktadır. EFET Genel Sözleşmesi’nin Türkçe tercümesinin piyasada kullanımının yaygınlaşması ile Türkiye’de EFET’e olan ilgi artmakta, EFET Genel Sözleşmesi ile yukarıda değinildiği üzere Elektrik Piyasası Kanunu’nun ilk maddesinde de amaçlandığı şekilde rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşmasına katkı sağlanmaktadır.