Temiz enerji dönüşümünde maden ve kimyasallara talep artacak

Uluslararası Enerji Ajansının raporuna göre, 2040’ta lityum talebi 2020’ye göre 42, grafit talebi 25, kobalt talebi 21, nikel talebi 19 ve nadir toprak elementleri talebi de 7 katına çıkacak.

Yenilenebilir enerjinin küresel elektrik üretimindeki payı yüzde 30’u aşarken, yenilenebilir enerji teknolojilerinin gelişimi ve bu teknolojilerin kurulumunda kullanılan demir, çelik, bakır, kompozit, polimer, çinko, alüminyum, silikon, polisilikon gibi maden ve kimyasallara talebin artması bekleniyor.

Uluslararası kaynaklardan derlenen bilgilere göre, küresel enerji tüketimi Asya’dan gelecek taleple 2024’te yüzde 1,8 artacak, yenilenebilir enerji kaynaklı enerji talebi de yüzde 11 yükselecek.

Kovid-19 salgını sonrası tedarik zincirindeki yavaşlama, bu süreçte ortaya çıkan enerji krizi ve Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında ülkelerin enerji güvenliğini yerli kaynaklardan sağlama ihtiyacı, özellikle diğer kaynaklara göre kurulum yatırımı uygun, kolay ve ölçeklendirilebilir olan güneş enerjisi santrallerine ve kaynak temizliği açısından rüzgar, jeotermal ve biyokütle gibi kaynaklara yönelimi artırdı.

Avrupa Birliği’nin REPowerEU Planı’na göre, Birlik 2030’a kadar Rusya kaynaklı fosil yakıt bağımlılığını yerli kaynaklarla ikame etmek istiyor.

ABD’nin Enflasyonu Düşürme Yasası ile Çin’in 14. Yenilenebilir Enerji 5 Yıllık Planı, yenilenebilir enerjinin gelecek yıllarda daha fazla sisteme dahil edilmesine katkı sağlayacak gelişmelerin başında geliyor.

Ülkelerin yenilenebilir enerjinin üretimdeki payını artırma politikaları, yenilenebilir enerji teknolojilerinin artışını desteklerken bu durumun özellikle güneş, rüzgar, hidrojen, batarya ve elektrik depolama sistemlerini kapsayan geniş bir alanda kullanılacak maden ve minerallere talebi artıracağı öngörülüyor.

Rüzgar enerji teknolojilerinde kullanılan maden ve mineraller, rüzgar türbininin karasal ve deniz üstü olmasına göre değişiklik gösteriyor. Yol, şebeke ekipmanları ve türbinler demir ve çelik kaynaklı iken polimer ve kompozitler de bu alanda yaygın olarak kullanılıyor.

Bakır, alüminyum, bronz gibi metaller de türbin teknolojisinde önemli yer tutuyor. Bunun yanında beton ve ilgili altyapı inşaat malzemelerinden de tüm enerji kaynaklarının inşasında yararlanılıyor.

Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği Başkanı Ufuk Şentürk, jeotermal enerji üretiminde kullanılan materyallerin yüksek ısılara dayanıklı olduğunu söyledi.

Cihazların büyük çoğunluğunun çelik olduğunu ifade eden Şentürk, “Bakır ise iletken tellerde kullanılıyor. Jeotermal enerji santrallerindeki türbinlerde kullanılan kalitede dayanıklılığı artırılmış çelik maalesef ithal ediliyor ve ülkemizde üretilmiyor. Buna uygun bir teknoloji gerekliliği bulunuyor. Ancak eşanjörler ve diğer adıyla ısı değiştiriciler için kullanılan çelik ülkemizde üretilebiliyor. Elektrik iletimi için gerekli bakır kablolar da ülkemizde üretiliyor.” diye konuştu.

Şentürk, ülkelerin yenilenebilir enerji teknolojisi artışında daha fazla madene ihtiyaç duyacağını belirterek, “Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) raporuna göre, 2040’ta lityum talebi 2020’ye göre 42, grafit talebi 25, kobalt talebi 21, nikel talebi 19 ve nadir toprak elementleri talebi de 7 katına çıkacak.” bilgisini verdi.

Maden ihracatı 6 milyar dolardan 30 milyar dolara çıkabilir

Türkiye İhracatçılar Meclisi Maden Sektör Kurulu Başkanı Rüstem Çetinkaya da çevreye zarar vermekle suçlanan madenlerin temiz enerjiye geçişte çok büyük öneme sahip olacağını dile getirerek, “Yeşil enerji madenler üzerine kurulacak ve yeşil enerjinin kalbinde madenler yer alacak. Madenleri kabul ederek, çevre ya da maden arasında bir tercih yapmadan yol almamız gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

IEA’nın hazırladığı rapora göre, lityum, kobalt, grafit, nikel, bakır, alüminyum gibi madenlerin kullanımının 2040’a gelindiğinde 6 kat artmış olacağına dikkati çeken Çetinkaya, “Bu stratejik madenlerle güneş panelleri, rüzgar santralleri yapılıyor, lityum pillerinde kullanılıyor. Rüzgar panellerini taşıyacak ayaklar için dahi alüminyuma ihtiyaç duyuluyor.” dedi.

Çetinkaya, madencilik konusunda gelişmiş ülkeler seviyesinde üretime geçildiği taktirde yıllık ortalama 6 milyar dolar olan ihracat tutarının 30 milyar dolara çıkabileceğini belirterek şunları kaydetti:

“Eğer bu rakamlara ulaşabilirsek Türkiye’nin en çok ihracat gerçekleştiren sektörleri arasında yer alabiliriz. Böylece ham madde anlamında da bağımsızlığımızı yakalayabilir, madenlerimizi üreterek ekonomiye kazandırabilir, entegre tesisler kurarak cari açığımızı kapatma noktasında madenlerden katkı sağlayabiliriz. Madene karşı olmak, yaşam şeklimize karşı gelmek anlamını taşıyor. Hayatımızın her yerinde maden var. Bu yaşam şekline devam edeceksek eğer madenlere her zaman ihtiyacımız olacak.”

AA