‘Sanayi karbonsuzlaşma yönünde teşvik edilmeli’

Montel Foreks Direktörü Nazlı Naseh moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Avrupa’da Enerji Geçişi ve Karbon Düzenlemeleri Oturumu’ birçok uluslararası ve ulusal konuşmacıyı bir araya getirdi. Sıfır Emisyon Ticaret Birliği (ZETA) Türkiye Sekreteri Kutalmış Ersoy, Romanya Enerji Tedarikçileri Derneği (AFEER) Başkanı Laurentiu Urluescu, Adlera Group Kurucu ve Yönetim Kurulu Başkanı Pauline Seyfert ve Argus Media Karbon Küresel Lideri Erisa Dautaj Senerdem’in katılımlarıyla gerçekleştirilen oturumda, 2026 yılı itibarıyla yürürlüğe geçecek CBAM ve ETS mekanizmaları hakkında görüşler paylaşıldı.

‘Sanayi karbonsuzlaşma yönünde teşvik edilmeli’
Petroturk | Enerji Haberleri
  • Yayınlanma19 Ocak 2026 14:35

Montel Foreks Direktörü Nazlı Naseh moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Avrupa’da Enerji Geçişi ve Karbon Düzenlemeleri Oturumu’ birçok uluslararası ve ulusal konuşmacıyı bir araya getirdi. Sıfır Emisyon Ticaret Birliği (ZETA) Türkiye Sekreteri Kutalmış Ersoy, Romanya Enerji Tedarikçileri Derneği (AFEER) Başkanı Laurentiu Urluescu, Adlera Group Kurucu ve Yönetim Kurulu Başkanı Pauline Seyfert ve Argus Media Karbon Küresel Lideri Erisa Dautaj Senerdem’in katılımlarıyla gerçekleştirilen oturumda, 2026 yılı itibarıyla yürürlüğe geçecek CBAM ve ETS mekanizmaları hakkında görüşler paylaşıldı.


‘Emisyon Ticaret Sistemi önemli bir köprü olabilir’


Sıfır Emisyon Ticaret Birliği (ZETA) Türkiye Sekreteri Kutalmış Ersoy

Temel amaç, özellikle sanayiyi karbonsuzlaşma yönünde teşvik etmek. İklim hedefleri doğrultusunda oluşturulan ETS, piyasalara bir fiyat sinyali vererek uzun vadede karbon yakalama teknolojileri, hidrojen ve benzeri alternatiflerin devreye girmesini mümkün kılıyor. ETS, yenilenebilir yatırımlardan farklı bir mekanizma; burada asıl beklenti fiyat sinyalinin öngörülebilir olması.

Siyasi ve düzenleyici belirsizlikler volatiliteyi artırıyor. Bu nedenle uzun vadede fiyat istikrarı kritik önem taşıyor. Bugün ETS çoğu zaman bir uyum maliyeti gibi algılansa da orta ve uzun vadede karbonsuzlaşmayı hızlandırabilecek bir motivasyon aracı olma potansiyeline sahip.

Türkiye açısından önümüzdeki dönemde CBAM’a (Carbon Border Adjustment Mechanism) yönelik hedge mekanizmalarının daha fazla gündeme gelmesi bekleniyor. Enerji yoğun ürünleri AB’ye ihraç eden firmalar için ETS fiyatlarına bağlı risk yönetimi önem kazanıyor. Ancak AB Emisyon Ticaret Sistemi’nin işleyişi ve kabul edilecek araçlar henüz net değil. Bu nedenle tezgah üstü ve ikili anlaşmalar gibi daha yenilikçi çözümlere ihtiyaç duyuluyor. ETS fiyatlarının hızla yükselme ihtimali, firmaların fiyatlama ve faturalama konusunda daha fazla kesinlik aramasına yol açıyor.

Sanayinin temel sorunlarından biri de yeşil elektriğin belgelendirilmesi. Türkiye’de birçok tesis yenilenebilir yatırımlar yapmış olsa da bu üretimin AB’ye ihracatta nasıl kanıtlanacağı belirsiz. Yeşil tedarik anlaşmaları ve doğrudan emisyon hesapları talep ediliyor; ancak hangi standartların geçerli olacağı net değil. Türkiye’nin sisteme daha iyi entegre olabilmesi için AB’nin kuralları açık şekilde tanımlaması gerekiyor.

AB ETS fiyatları rekabetçilik sorununu da beraberinde getiriyor. Yüksek maliyetler karbon kaçağı riskini artırıyor. Türkiye’de planlanan ulusal emisyon ticaret sistemi bu noktada önemli bir köprü olabilir. AB ETS (Emisyon Ticaret Sistemi) ile olası bağlantılar, CBAM maliyetlerinin kısmen azaltılmasını sağlayabilir; ancak bunun için düzenleyici çerçevenin karşılıklı tanınması şart.

Gönüllü karbon piyasaları Türkiye’de hala sınırlı. Zorunlu sisteme geçişte gönüllü ve zorunlu piyasaların nasıl entegre edileceği, sertifikaların tanınıp tanınmayacağı önemli bir belirsizlik alanı oluşturuyor.

CBAM’ın güçlü bir siyasi boyutu da bulunuyor. Küresel Güney ülkeleri bu mekanizmayı bir ticaret tedbiri olarak görüyor ve uluslararası müzakerelerde gerilim artıyor. Öte yandan AB içinde yeşil sübvansiyon yatırımları artırırken, Batı ve Doğu Avrupa arasındaki sermaye farkı karbonsuzlaşma hızında dengesizlik yaratıyor.

Avrupa’da enerji geçişinin önündeki en büyük risk, ideolojik yaklaşımların pratik çözümlerin önüne geçmesi. Daha ticaret odaklı, pragmatik ve uygulanabilir düzenlemelere ihtiyaç var. Önümüzdeki dönemde başarının anahtarı, iklim hedefleri ile rekabetçilik arasındaki dengeyi kurabilmek olacak.



‘En büyük zorluk; dengenin sağlanması’


Romanya Enerji Tedarikçileri Derneği (AFEER) Başkanı Laurentiu Urluescu

Hem fiyat volatilitesi hem de karbon ve enerji regülasyonlarının karmaşıklığı ciddi sorunlar yaratıyor. ETS’lerde özellikle piyasadan veya stoktan yapılan alımlar, maliyetlerin yapay biçimde yükselmesine yol açıyor. Doğal gazda farklı kademeli fiyatlandırmalar, Balkanlar başta olmak üzere birçok bölgede ticareti zorlaştırıyor. Enerjinin AB içine girip tekrar AB dışına çıkması ek maliyetler doğuruyor. Türkiye’den ithalatta megavat başına yaklaşık 50 euroluk bedeller söz konusu ve bu oldukça yüksek.

Sınır ötesi kapasitelerde bu etkilerin yansımaları görüldü. Dönemsel gecikmeler ve sert fiyat düşüşleri yaşansa da genel tablo belirsizliğin sürdüğünü gösteriyor. Bu nedenle AB’den net bir yol haritası bekleniyor. Özellikle yıl sonuna kadar CBAM’a ilişkin bazı başlıkların açıklığa kavuşması kritik.

Yenilenebilir enerji tarafında PPA’lar önemli bir sorun alanı. AB ülkeleri arasında yapılan enerji akışlarının, AB üyesi olmayan ülkelerden geçmesi durumunda ek vergilerle karşılaşılması ticaretin önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Küçük gibi görünen bu konu, tüccarlar ve ihracatçılar için ciddi maliyetler yaratıyor ve düzenlenmesi gerekiyor.

Karbon düzenleme mekanizması hala belirsizliğini koruyor. Açıklama taleplerine rağmen resmi bir netlik sağlanmış değil. Yıl sonuna kadar bir yönerge yayımlanmazsa, 1 Ocak itibarıyla AB’ye yapılan ihracatların doğrudan bu vergilere tabi olması riski bulunuyor.

Romanya örneğinde, büyük ölçekli yenilenebilir projelerde süreçler görece net. Ancak küçük ölçekli güneş yatırımları ciddi dengeleme sorunları yaratıyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yalnızca tüketici tarafında 3 bin megavatlık kurulu güce ulaşılması bekleniyor. Bu durum, özellikle ilkbahar aylarında sistem işletmecileri için baz yük yönetimini zorlaştırıyor.

Yenilenebilir yatırımların ikinci dalgasının sonuna yaklaşılırken, bankalar yalnızca güneş projelerine daha temkinli yaklaşıyor. Güneş artı batarya ve batarya yatırımları ise daha cazip görülüyor. Bunun temel nedeni, güneş üretimi ile baz yük fiyatları arasındaki farkın açılması ve bataryaların daha kısa geri dönüş süreleri sunması.

Uzun vadede en büyük zorluk, üretim ve tüketim arasındaki dengenin sağlanması olacak. Yenilenebilir kapasite hızla artarken tüketim profili aynı hızda değişmiyor. Bu nedenle talep tarafı katılımı, esnek tüketim modelleri ve yeni tarifeler giderek daha önemli hale geliyor.

Bir diğer risk, hedeflere ulaşmaya çalışırken tüketici üzerindeki yükün artması. Vergiler ve teşvikler nihayetinde fiyatlara yansıyor; yüksek elektrik fiyatları bazı sanayi kollarında tüketim düşüşüne ve tesis kapanmalarına yol açabiliyor.

Yeşil üretimin AB tarafından nasıl sınıflandırılacağı hala net değil. Çok sayıda yeşil PPA bulunmasına rağmen, yalnızca PPA’ya sahip olmanın ürünün yeşil sayılması için yeterli olup olmayacağı belirsiz. Yıl sonuna kadar metodolojilerin netleşmesi bekleniyor ve bu konu önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olacak.



‘Temel sorun ölçeklendirme ve fiyat belirsizliği’


Adlera Group Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Pauline Seyfert

Doktora çalışmamda ağırlıklı olarak sınırda karbon düzenleme mekanizmasına (CBAM) odaklandım. Özellikle alüminyum sektöründe ürünlerin Almanya’ya girişi ve maliyet avantajı sağlayıp sağlayamayacağı üzerine çalıştık. Almanya’ya gelen mallar doğrudan karbon fiyatlarına bağlı ve Türkiye’den yapılan ihracat açısından CBAM, Avrupa perspektifinden önemli bir araç olarak görülüyor. Ancak karbonsuzlaşma sürecinde artan elektrik fiyatları, enerji yoğun sektörler için ciddi bir yük oluşturuyor.

Almanya, kimya ve sanayi üretimi açısından Avrupa’nın omurgası konumunda. ETS kapsamında karbon fiyatlarının yükselmesi, rekabetçilik ve yatırım cazibesi üzerinde baskı yaratıyor. Kuzey Ren-Vestfalya gibi bölgelerde enerji yoğun sanayiler, 2026 itibarıyla CBAM’in devreye girmesiyle yükün daha da artacağı endişesiyle Avrupa düzeyinde baskı oluşturmaya çalışıyor.
Bu çerçevede CBAM, uzun vadede hem Avrupa’nın hem de ülkelerin sanayilerini korumayı hedefleyen stratejik bir mekanizma olarak öne çıkıyor. Ancak karbon ayak izinin doğrudan maliyete dönüşmesi, özellikle KOBİ’ler için ciddi idari ve ekonomik yükler yaratıyor. Türkiye’de ihracatçılar da kapsamın netleşmemesi nedeniyle baskı altında. Hangi ürünlerin CBAM’a dahil olacağı ve üçüncü ülke ihracatçılarının nasıl sisteme entegre edileceği hala belirsiz.

CBAM aynı zamanda karbon kaçağını önlemeyi amaçlıyor. Bunun başarılı olabilmesi için uzun vadeli teşvikler ve güçlü iş birliği mekanizmaları gerekiyor. Karbon fiyatlaması AB içinde de yaygınlaşacak ve bu durum tedarik zinciri güvenliğini etkileyebilecek. Enflasyon baskısı da bu sürecin göz ardı edilmemesi gereken bir boyutu.

Avrupa açısından karbon kaçağı ve fiyat baskıları temel riskler arasında. Almanya örneğinde, net ve öngörülebilir karbon fiyat sinyalleri olmadan karbonsuzlaşma yatırımlarının gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Yatırımcılar yalnızca çevresel hedeflere değil, ekonomik olarak anlamlı ve istikrarlı çerçevelere ihtiyaç duyuyor.

Uygulama sürecinin idari açıdan zor olacağı açık. Türkiye için bu konu daha da kritik; ihracatın yaklaşık yarısı AB pazarına yapılıyor. Bu nedenle yerel bir emisyon ticaret sisteminin kurulması ve AB ile uyumlu hale getirilmesi büyük önem taşıyor.

Sektörel olarak bakıldığında, çelikte doğrudan indirgeme teknolojileri öne çıkarken, elektrikte yenilenebilir enerji ve elektrifikasyon öncelikli. Doğal gaz geçiş yakıtı rolünü sürdürse de yeşil hidrojen ve CCS/CCU gibi teknolojiler, altyapı ve maliyet sorunları nedeniyle kısa vadede sınırlı kalıyor.

Gerekli teknolojilerin büyük bölümü mevcut olsa da temel sorun ölçeklendirme ve fiyat belirsizliği. CBAM ve ETS gibi araçların, net kurallar ve güvenilir fiyat sinyalleriyle desteklenmesi gerekiyor. Aksi halde yalnızca Avrupa’da değil, küresel ölçekte yatırım iştahının zayıflaması kaçınılmaz olacak.



‘Ödemeler 2027 Şubat’ta başlayacak’


Argus Media Karbon Küresel Lideri Erisa Dautaj Senerdem

Temel olarak piyasayı izliyor, şirketlerin hedge yapabilmesi için karşılaştırmalı analizler sunuyoruz. Arz ve tedarik göstergelerine bakıyoruz. Açıkçası birkaç yıl önce kendimi yalnızca bir karbon analisti olarak tanımlayamazdım; artık her emtiada uzman olmak zorundayız. Çünkü özellikle ağır sanayide karbonsuzlaşma çok hızlandı ve CBAM, bu süreçte belirleyici bir rol oynuyor. Avrupa Komisyonu’nun CBAM’e dair her açıklaması, doğrudan emtia piyasalarını etkiliyor.

Çimento ve çelik sektörleri, 1 Ocak itibarıyla uygulamaya giriyor. Ancak ödemelerin 2027 Şubat’ta başlayacağını vurgulamak gerekir; bu konuda piyasada yanlış bir algı var. Buna rağmen CBAM’in pazarda şimdiden kayda değer etkileri oldu. Özellikle üretici ülkelerde. Haziran ayından itibaren birçok çimento ve çelik şirketinin Avrupa genelinde stok artırdığını gördük. Akışlar ve ithalat belirgin şekilde yükseldi. Bunun temel nedeni, CBAM’in nasıl uygulanacağına dair belirsizliklerin hala sürmesi.

Komisyon metodolojiler ve karşılaştırma değerleri yayınlıyor ancak şirketler için nihai ürün fiyatını belirlemek hala çok zor.

CBAM fikri 2019’da gündeme geldi, düzenleme 2023’te kabul edildi. Bu süre, hem Avrupa içindeki hem de dışındaki şirketlere hazırlanma imkanı tanıdı. Türkiye’deki çelik üreticilerinin de bu süreçte karbonsuzlaşma ve yeşilleşme üzerine çalışmaya başladığını görüyoruz. Ticari tarafta ise önemli bir gelişme var: Taraflar artık CBAM maliyetlerinin nasıl paylaşılacağını müzakere ediyor. Resmen sertifikayı ithalatçı ödemek zorunda olsa da pratikte AB’li alıcılar maliyetin bir kısmını tedarikçilere yansıtmaya çalışıyor.

Bu ölçekte bir mekanizmanın ilk kez uygulanıyor olması, süreci kaçınılmaz olarak karmaşık hale getiriyor. Bu yeni bir politika ve bazı eksikler, hatalar ve açık noktalar olacak. Ancak küresel ölçekte etkisi çok büyük. Bugün dünyada yaklaşık 40 emisyon ticaret sistemi bulunuyor; birkaç yıl önce bu sayı 20 civarındaydı. Bu artışın arkasındaki itici güçlerden biri açıkça CBAM.

Biyokütle konusuna gelince; bu alanda uzun süre çalıştım ve hala yanlış anlaşıldığını görüyorum. Bilimsel olarak kanıtlanmış ve AB mevzuatına da girmiş durumda: Biyokütle, sürdürülebilir olduğu sürece sıfır emisyonlu kabul ediliyor. Çünkü fotosentez yoluyla karbon zaten döngü içinde yakalanıyor. Fosil yakıtlarla temel fark da bu. Ancak kilit nokta sürdürülebilirlik. Ormanları yok ederek biyokütle üretmek sürdürülebilir bir yol değil.

Son olarak, karbonsuzlaşma önümüzdeki on yılların en büyük dönüşümü olacak. Aynı zamanda dijitalleşme ve yapay zeka ile paralel ilerliyor. Eğer Avrupa Birliği için tek bir dileğim olsaydı, net sıfır hedeflerine ulaşmak adına daha hızlı ve şeffaf izleme sistemleri, daha fazla yatırım ve özellikle şebeke altyapısının güçlendirilmesi derdim. Bu sağlanabilirse, elektrik piyasasında da çok daha sağlıklı bir tablo ortaya çıkabilir.