‘Geleceğin elektrik şebekesi yapay zekâ olmadan çalışmayacak’

15. Türkiye Enerji Zirvesi kapsamında düzenlenen “Teknoloji ve Dijitalleşme Oturumu”nda, enerji sektörünün dönüşümü dijitalleşme ekseninde ele alındı. Moderatörlüğünü Ukko Kurucusu Nermin Elif Kurt’un üstlendiği oturumda, ComAp Türkiye Genel Müdürü Cenk Eryiğit, Enerjide Dijitalleşme Derneği (EDİDER) Başkanı Elif Düşmez Tek, smartPulse Kurucu Ortağı Önder Akar, Eşarj Genel Müdürü Yakup Aydilek ve ODAŞ CA Genel Müdürü Zehra Zeynep Dereli, enerji üretimi, tüketimi ve yönetiminde dijital teknolojilerin rolünü tartıştı.

‘Geleceğin elektrik şebekesi yapay zekâ olmadan çalışmayacak’
Petroturk | Enerji Haberleri
  • Yayınlanma19 Ocak 2026 12:44

15. Türkiye Enerji Zirvesi kapsamında düzenlenen “Teknoloji ve Dijitalleşme Oturumu”nda, enerji sektörünün dönüşümü dijitalleşme ekseninde ele alındı. Moderatörlüğünü Ukko Kurucusu Nermin Elif Kurt’un üstlendiği oturumda, ComAp Türkiye Genel Müdürü Cenk Eryiğit, Enerjide Dijitalleşme Derneği (EDİDER) Başkanı Elif Düşmez Tek, smartPulse Kurucu Ortağı Önder Akar, Eşarj Genel Müdürü Yakup Aydilek ve ODAŞ CA Genel Müdürü Zehra Zeynep Dereli, enerji üretimi, tüketimi ve yönetiminde dijital teknolojilerin rolünü tartıştı.


‘BES depolayabildiğimiz tek enerji kaynağı’


ComAp Türkiye Genel Müdürü Cenk Eryiğit

ComAp Çek Cumhuriyeti merkezli özellikle jeneratör kontrolü, BES sistemleri, hibrit sistemler ve genel olarak kontrol teknolojileri üzerine çalışmalarını sürdüren bir firma. Biz enerji sektörünün en tabanında bulunuyoruz. Jeneratörle başladık kontrol etmeye. Bizim için önemli olan, kontrol ettiğimiz şeyin elektriği nasıl ürettiği. Senelerdir bu işin içindeyiz; dünyada bu işi yapan çok az firma var.

ComAp 1991 yılında kurulmuş ama 2010 yılına kadar kontrol modülü üretmemiş. BES sistemleri, solar sistemler ve jeneratörler gibi farklı kaynakları ayrı ayrı kontrol etmek için belli başlı metotlar geliştirilmiş. Hibrit de bunlardan bir tanesi. Jeneratörle başlıyoruz; aynı anda kontrol edebiliyoruz ve bir anda enerji sağlamasını yapabiliyoruz. Bu ne demek? 164 adet jeneratörü kontrol edebiliriz; bunlar 2 MW’lık jeneratörler olabilir. Yani çok büyük güçleri kontrol etme kapasitemiz var.

Hibrit sistemler… BES’i nasıl kontrol edebiliriz? Solarla nasıl entegre olabiliriz? Solar sistemlerle entegrasyonda en önemli konu verimlilik. Güneş varken soları kullanabiliyoruz ama güneş gittiği zaman solar yok. Jeneratör de aynı durumda. Jeneratör benzini ya da dizeli olduğu sürece çalışıyor. Şebeke ise kesilebilir. Bunun optimizasyonu bizim işimiz ve gerçekten çok zor bir iş. BES sistemlerinin devreye girmesiyle bu kontrol çok daha iyi yapılabiliyor. Çünkü BES depolayabildiğimiz tek enerji kaynağı. Bugüne kadar solar enerjiyi depolayamıyorduk; o an ihtiyacınız olabilir ama BES ile birlikte hepsini kontrol edip optimizasyonunu sağlayabiliyoruz.

Gelecekte buna çok ciddi bir dönüş olmak zorunda. Soların ne zaman devreye gireceğini siz belirleyebilirsiniz. BES’in ne zaman ve yüzde kaç kapasiteyle çalışacağı, jeneratör gücünün ne kadarını verebileceği gibi tüm parametreleri kontrol edebiliyoruz.

Bunu ütopik olarak söylemiyorum; Enerjinin üzerinde oturmak bizim elimizde. Bunun için tüketici bilincine sahip bir toplum olması lazım. Kıbrıs’ta katıldığım bir konferansta bunu çok net gördüm. Elektrik stabil olmadığı için her yerde jeneratör var. Sitelerin çoğunda hem jeneratör hem solar sistem mevcut ama birlikte çalışmıyorlar. Ya jeneratör çalışıyor ya solar kimse bunu optimize etmemiş.

Aslında bu optimizasyon zor değil ama girişimci bir ruh ve öğrenme isteği gerekiyor. Toplumun her kesiminde küçük kaynakları kontrol eden firmalar var. Bizim konumuz kontrol olduğu için hedefimiz de bu. Bugün küçük kaynakları tam olarak kontrol edemediğimiz için zor görünüyor ama gelecekte geçmemiz gereken nokta burası. Evimizin elektriğini biz üretmeliyiz, o elektriği kendimiz kullanmalı ve her şekilde optimize edebilmeliyiz.

Ben jeneratörcüyüm ve enerjinin en kötü noktasından geliyorum. Jeneratör, maalesef en kirli elektrik üreten kısımdır. Biz jeneratörcüler ve jeneratörü kontrol edenler yenilenebilir enerjiyi konuşuyoruz ama gerçek bu. Jeneratörden aldığımız elektrik belki de en stabil elektriklerden biri ama çok pahalı ve çok kirli.

Bunu değiştirmemiz gerekiyor. Çalıştığım firma da bunu değiştirebilmek için elinden geleni yapıyor. BES sistemlerinin gelmesi bizim için en büyük avantaj. Yavaş yavaş yeşil enerjiye geçeceğiz ve bu sistemlere mutlaka ihtiyaç duyacağız.


‘Yapay zekânın sınırını öğrenme ve kendini geliştirme belirliyor’


EDİDER Başkanı Elif Düşmez Tek

Enerji sektöründe dijitalleşme, verinin çok yüksek hacimde işlendiği bir yapı söz konusu olduğu için artık olmazsa olmaz konulardan biri. Sektörün sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için dijitalleşme şart. Dijitalleşme, veri ve yapay zekâ kavramları da bu çerçevede birlikte ele alınmalı; ancak burada önemli bir nokta var: Dijitalleşme uygulamaları içinde gerçekten hangilerinin yapay zekâ olduğunu, hangilerinin olmadığını doğru şekilde ayırt etmek gerekiyor.

Yapay zekâ uygulamalarının kullanım alanlarına baktığımızda, ağırlıklı olarak iki temel başlık altında toplandığını görüyoruz: tahminleme ve optimizasyon. Ancak her tahminleme ya da her optimizasyon uygulaması yapay zekâ mıdır? Burada belirleyici olan en kritik unsur, sistemin öğrenme kabiliyetidir. Eğer kullanılan model, algoritma ya da altyapı zaman içerisinde kendi kendini geliştirebiliyor, öğrendikçe daha etkin ve daha iyi sonuçlar üretebiliyorsa, işte o noktada yapay zekâdan söz edebiliriz.

Tahminleme alanı enerji sektöründe uzun yıllardır kullanılan bir alan. Talep tahmini, sektörün en kritik konularından biri olmaya devam ediyor. Aynı şekilde üretim tahmini de büyük önem taşıyor. Özellikle kesintili kaynakların sistemdeki payı arttıkça, arzın tahmini de en az talep tahmini kadar kritik hale geliyor. Gelecekte arz artışının önemli bir bölümünün bu kaynaklardan gelmesi bekleniyor. Bunun yanı sıra enerji sektörü, çok sayıda varlığa dayalı, yani “asset-heavy” bir sektör. Bu nedenle varlıkların ömürlerinin tahmin edilmesi, bakım ihtiyacının ne zaman ortaya çıkacağının öngörülmesi gibi alanlarda da yapay zekâ uygulamalarından etkin biçimde yararlanmak mümkün.

Optimizasyon tarafında ise kullanım alanları oldukça geniş. Üretim portföyü optimizasyonu bu alanlardan biri. Ancak yenilenebilir enerjinin yaygınlaşması, batarya ve koruma sistemlerinin artmasıyla birlikte daha karmaşık bir ekosistemden söz ediyoruz. Örneğin üretim ve tüketimin aynı noktada gerçekleştiği bir yapı düşünelim: çatı üstü bir güneş enerjisi santrali, elektrikli araç, depolama sistemi ve tüketim aynı ekosistem içinde yer alıyor. Tüm bu unsurların, ilgili saatlerdeki sistem koşullarına göre birlikte optimize edilmesi mümkün hale geliyor.

Yapay zekânın sınırını belirleyen unsur, öğrenme ve kendini geliştirme yeteneği. Enerji sistemlerinde tekrar eden işler belli ölçüde otomasyonla çözülebilir. Örneğin belirli bir eşik değeri aşıldığında otomatik olarak işlem yapılması gibi. Ancak eğer kullanılan sistem, çok sayıda kaynaktan gelen veriyi aynı anda değerlendiriyor ve bir insan gibi düşünme kabiliyetine yaklaşıyorsa, bu noktada artık yapay zekâdan söz etmek gerekir.

EDİDER olarak her ortamda şunu çok net söylüyorum; ‘Geleceğin elektrik şebekesi yapay zekâ olmadan çalışmayacak’. Bu nedenle yapay zekâyı derneğin en öncelikli konularından biri haline getirdik. Amacımız, bu yatırımlar neden yapılmalı, kamunun rolü ne olmalı, kamu, özel sektör ve sivil toplum geleceğin enerji sistemine hazırlanmak için neler yapmalı sorularına cevap aramak.

Enerji tasarrufu ve diğer süreçlerde elde edilen tasarrufla birlikte 2030’da 660 milyon ton emisyon azaltımı sağlanabileceği söyleniyor. Bu, ileriki yıllarda zaten karbon emisyonuna sebep olan teknolojilerin azalmasıyla birlikte etkisi azalıyor; 100 milyon ton seviyelerine kadar geliyor. Ama yapay zekayla birlikte net sıfır hedefine doğru giderken çok önemli bir katkı elde etme imkânımız oluyor.

Türkiye açısından konu çok kritik; çünkü hem büyüyen bir ülkeyiz hem de enerji alanında yatırıma ihtiyacımız var. Yapay zekâ ile mevcut varlıklarımızı çok daha etkin kullanabilir, bazı yatırımları öteleyebilir veya azaltabiliriz. Şirketlere bakıldığında da mevcut kaynakların etkin kullanımı için yapay zekâdan daha etkili bir teknoloji çok yok. İşçi sağlığı ve iş güvenliği gibi alanlarda hâlihazırda hayata geçmiş uygulamalar var. Artık mesele bu teknolojileri kullanıp kullanmamak değil; bu uygulamaları doğru bir şekilde hayata geçiremeyen şirketlerin var olamayacağı bir noktaya doğru gidiyoruz.

Türkiye, nitelikli insan kaynağı yetiştirme konusunda güçlü bir potansiyele sahip. Özellikle geleceğin teknolojilerine yönelik insan kaynağı yetiştirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bu noktada sektör olarak bizim de katkı sağlamamız gerektiği kanaatindeyim. Türkiye, teknoloji sağlayıcıları açısından zaten ilgi çeken bir ülke. Ayrıca herkes farkında olmayabilir ancak ülkede çok güçlü teknoloji şirketleri bulunuyor. Bu nedenle teknolojiye erişim tarafında bir sorun görmüyorum.

Veri konusuna ise özellikle dikkat çekmek isterim. Verinin kalitesi son derece önemli; çünkü veri kalitesiz olduğunda bu durum felaket olarak algılanabiliyor. Hidrojen tarafında ise dijitalleşme ve teknolojiyi daha arka sıralarda görüyorum. Buradaki en kritik konu, bugün için feasible olmaması ve net sıfır hedeflerinin ne kadar net ve sıkı olduğu. Arz ve talep yan yana gelmediği sürece hidrojenin yaygın ve feasible bir sistem haline gelmesi zor.


‘İletim ve dağıtım hatları güncellenmeden dönüşümü yapamayız’


ODAŞ CA Genel Müdürü Zehra Zeynep Dereli

Enerji üretimi alanında hem Türkiye’de hem de farklı ülkelerde yatırımları bulunan ODAŞ, mühendislik kabiliyetiyle öne çıkan şirketlerden biri. Özellikle Özbekistan’daki yatırımlarımız bu yaklaşımın somut bir örneği. Türkiye’de Urfa’da bulunan çevrim santralimizin sökülerek Özbekistan’a taşınmasıyla hayata geçirilen relokasyon projesi, teknik açıdan oldukça zor ama bir o kadar da öğretici bir süreç oldu. Bugün Özbekistan’daki toplam kurulu Türk gücü 1,8 GW seviyesinde. Relokasyon projeleri kolay değil; bu noktada mühendislik yetkinliği en belirleyici unsur.

Yapay zekâ bugün herkesin gündeminde. Ancak konu çoğu zaman ChatGPT gibi araçların kullanımıyla sınırlıymış gibi ele alınıyor. Oysa yapay zekânın gerçek değeri, doğru ve güvenilir veriyle ortaya çıkıyor. Veri olmadan hiçbir şey yapamazsınız ama elinizdeki verinin doğru olup olmadığını da anlayabilmeniz gerekir. Bu nedenle firmaların veri mimarisini çok doğru kurgulaması şart. Bunlar aynı zamanda yönetimsel kararlar. Bugün tüm şirketler bu konularda danışmanlık alıyor, yol haritası oluşturmaya çalışıyor.

Bizim Özbekistan’da uyguladığımız model kestirimci bakım yaklaşımı. Klasik anlayışta “şu ekipmanın iki yıl sonra bakımı var” denir ve bu takvim izlenir. Ancak konu yalnızca çalışma saati değil. Yıpranma oranları, nem değişimleri ve pek çok çevresel veri birlikte değerlendirildiğinde, o ekipmanın gerçekten ne zaman bakıma ihtiyaç duyacağını öngörebilirsiniz. Parçanın o gün değiştirilmesi gerekip gerekmediğine büyük resimden bakarak karar verirsiniz. Yönetici olarak bu kararları yapay zekânın sunduğu verilerle almak büyük fark yaratıyor. Sistemin bir parçası çalışmasa bile süreci güvenle devam ettirebilmek için bu veriye ihtiyaç var.

Biz bunları kullanarak gerçekten Özbekistan’daki en verimli santrali işletiyoruz. Bu çalışmalar bireysel değil, kolektif bir emeğin sonucu. Ekip arkadaşlarımızın katkısı çok büyük. Yapay zekâ uygulamaları yalnızca bakım alanında değil, birçok farklı alanda kullanılabilir. Ancak her uygulama her zaman finansal olarak anlamlı olmayabilir.

Bazı konularda yatırıma geç başlayan ülkeler ya da şirketler, bazen daha düşük maliyetle daha hızlı yol alabiliyor. Amerika ve Çin bunun örnekleri. Türkiye ve Özbekistan karşılaştırmasında da benzer bir tablo görülebiliyor. Özbekistan’da altyapının sınırlı olduğu alanlarda sıfırdan kurulum yapmak bazı fırsatlar yaratabiliyor. Türkiye ise çok kıymetli bir insan kaynağına sahip. Hükümetin bakış açısı, regülasyonlar, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün birlikte hareket etmesi gereken bir dönüşümden bahsediyoruz. Bu sürecin hem yukarıdan aşağıya hem de tabandan yukarıya işlemesi gerekiyor.

Ancak kurulu bir düzeni değiştirmek kolay değil. “Dijital ikize geçiyorum” demek, yatırımcı açısından ilave maliyet ve iş yükü anlamına gelebiliyor. Bu noktada yapılması gereken, sağlayacağı faydayı çok net ortaya koymak. Verimlilik artışının kaç yılda geri döneceği, insan kaynağının bu dönüşüme ne kadar hazır olduğu gibi soruların cevaplanması şart.

Tüm bu sistemlerin çalışabilmesi için en kritik unsurlardan biri altyapı. İletim ve dağıtım hatları güncellenmeden bu dönüşümü yapamayız. Mikro gridlerden bahsediyorsunuz ve bu kompleks yapının içerisinde, çok büyük altyapı yatırımlarını yapmadan ve gerekli değişimleri gerçekleştirmeden, aslında hiçbir ülke bu konuda istediği kadar ileriye gidemeyecek. Avrupa Birliği bu alanda ciddi yatırımlar yapıyor. Sadece yeni iletim hatlar değil, mevcut iletim hatlarının da güncellenmesi gerekiyor.

Yapay zekayı bu alanda kullanmamız için iletim hatlarının akıllanması ve iletim hatlarından veri toplanabilir hale gelmesi gerekiyor. Bu alanda henüz açıkladığımız somut bir yatırım yok ancak olmazsa olmaz gördüğümüz başlıklardan biri. Bu süreç devletin desteğiyle ilerleyecek. İletim hatları dünya genelinde hâlâ büyük ölçüde kamu kontrolünde. Ön çalışmalar tamamlandıktan sonra nihai tüketiciye erişim konusu birlikte ele alınacak.

Karbon yönetimi ve sürdürülebilirlik ise artık vazgeçilmez başlıklar. ODAŞ olarak hem Türkiye’deki hem de Özbekistan’daki yatırımlarımızda bu konuyu çok ciddiye alıyoruz. Özbekistan’da istihdama katkı sağlarken, tarım gibi alanlarda da daha verimli ve kaliteli üretime zemin hazırlıyoruz. Bu yatırımlar bir anlamda saha laboratuvarı niteliği taşıyor ancak şu aşamada ticarileştirme hedefiyle ilerlemiyoruz. Bölgenin buna hazır olması gerekiyor. Biz bu çalışmaları, bulunduğumuz ülkelerin ekonomisine ve sürdürülebilir geleceğine katkı olarak görüyoruz ve tüm yatırımlarımızı bu bakış açısıyla yönetiyoruz.


‘Müşteriler hızlı, güvenilir ve kolay şarjlanmak istiyor’


Eşarj Genel Müdürü Yakup Aydilek

Bizim hedefimiz, müşterilerde ‘fişi taktım ve işim bitti’ algısını yaratmak. Ben yıllarca enerji sektöründe çalıştım hem dağıtım tarafı var hem de çok daha rekabetçi bir pazar. Dijital omurgamızı oluştururken üç ana bileşene odaklandık. Bunlardan biri, kullanıcılarla iletişim kurduğumuz arayüzümüz olan uygulamamız. Sıfırdan geliştirdiğimiz çok komplike bir yazılımımız var ve sürekli geliştiriyoruz. Günümüzün dünyasına, pazarın dinamiklerine cevap verecek şekilde esnek hale getiriyoruz. Bir de işte sahadaki istasyonlarımız, merkezi sistemimiz ve aynı zamanda uygulamamızın da birbiriyle konuşmasını sağlayan bir iletişim sistemimiz var. Üç ana omurgadan oluşuyor. Müşterilere, arka plandaki komplike teknolojiyi hissettirmeden mümkün olduğunca kolay bir şarjlanma deneyimi sunmaya çalışıyoruz. Son dönemde önemli bir adım attık. Eşarj, Türkiye’de elektrikli araçlar yaygınlaşmadan 2008 yılında kuruldu; vizyonel bir perspektifle ilk elektrikli araç şarj ağı operatörü oldu. Müşterilerde hızlı, güvenli ve kolay şarjın mümkün olduğu algısını oluşturmayı hedefliyoruz. Geçtiğimiz ay EŞarj Oto uygulamamızı hayata geçirdik. Soketi taktığınızda araçla sistem konuşmaya başlıyor. Soket, aracı MAC adresi üzerinden tanıyor. Saniyeler içinde iletişim sağlanıyor ve şarjlanma başlıyor. Ayrıca sektörde bir ilke imza atarak seyahat planlama özelliğini devreye aldık. Müşteriler, iki soruya cevap vererek aracın batarya durumunu ve varış noktasındaki şarj seviyesini görebiliyor. Bu, şarj deneyimini daha güvenli ve öngörülebilir hâle getiriyor. Mottomuz ‘hızlı, kolay ve güvenilir şarjlanma’. Bunu sağlayacak uygulamaları, teknolojileri hayata geçiriyoruz ama arka planda çok komplike sistemler çalışıyor.

Sektör zaten çok teknolojik bir sektör. Sürekli yeniliklere açık. Globalde çok farklı denemeler yapılıyor, laboratuvar düzeyinde. Ben buradaki dönüşümü biraz daha 2000’lerin başında, 10-15 sene daha erişilebilir, ulaşılabilir, yatırımların ve projelerin finansal açıdan mantıklı olduğu yolculuğa benzetiyorum. Batarya maliyetlerinde 2015-2023 yılları arasında yüzde 70’lik bir düşüş yaşandı ve bu düşüş devam edecek. Yeni teknoloji konusunda çok fazla yeni teknoloji var. Elektrikli araçlar hareketli bataryalar ve gün geçtikçe batarya kapasiteleri artıyor. Şebekeye enerji verebilecek mikro gridler gibi düşünülebilir. Şu anda dünyada bunun altında bu şekilde üretilen araç sayısı az ama yaygınlaşması bekleniyor. Bu şebekeye verme süreci kullanıcılar ve sistem için faydalı; arz güvenliği sağlıyor. En yoğun saatlerde çekişi azaltıyor, tam tersine şebekeye enerji aktarılıyor. Bu açıdan avantajlı ama kullanıcılar için avantajı ne? Kullanıcılar enerjinin en düşük olduğu saatlerde araçlarını doldurup yüksek olduğu saatlerde şebekeye verebilirler.

2030’lara giderken akıllı ev sistemleri ve entegre şehir çözümleri geliyor. Elektromanyetizmayla kablosuz şarjlanma… Yolun altına endüktif bobinler yerleştiriliyor. Aracın altında da bu bobinlerden elektromanyetik enerji alacak sistemler var. Kapasitörler sayesinde bu enerji depolanıyor. Dolayısıyla araçlar hareket hâlindeyken kablosuz bir şekilde şarjlanabiliyor. Bu, bugün için daha çok laboratuvar çalışmaları yapılan ve pahalı bir teknoloji. Ama önümüzdeki yıllarda bu teknolojinin ucuzlamasıyla birlikte bunu daha sık görmeye başlayacağız. Kırmızı ışıkta şarj gibi şehir içi çözümler pilot olarak test ediliyor. Ticari araçlar ve iş makineleri de elektrifikasyona geçiyor. Benzinli araçların şarj istasyonlarını işgal etmesi bir zorluk. Elektrikli araç park ediyorsa ulaşabiliyoruz, ancak içten yanmalı araçlar için çözüm henüz yok. Bu konuda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı; EPDK, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile görüşmeler sürüyor. Şirketlerin gelir kaybını bir kenara bırakıyorum kötü müşteri deneyimi sektör güvenini etkiliyor. Şu anda finansal açıdan uygulanabilir bir çözüm yok; düzenleyicilerden destek bekliyoruz.


‘Bataryalar enerji sektöründeki ikinci büyük dalga’


smartPulse Kurucu Ortağı Önder Akar

Bataryaları enerji sektöründeki ikinci büyük dalga olarak görüyorum. Birinci dalga yenilenebilir enerji santrallerinin hızlı yükselişiydi; şimdi ise depolama ve bataryalarla birlikte çok daha köklü bir paradigma değişimi yaşıyoruz. Şimdi biz insanlık olarak elektrik piyasası diye bir şey icat etmişiz. Neden? Çünkü depolayamıyoruz. Stoğu olmayan bir tedarik zincirine sahibiz. Biz stok kavramından bahsederiz; elektrikte böyle bir stok kavramı yok. İkili anlaşmalar, gün içi, gün öncesi, yan hizmetler; sürekli, iteratif bir şekilde iyileştirme gerektiren bir kavram. Depolama bu kavramı değiştiriyor.

Şu ana kadar hep elektrik ticareti için şunu konuştuk: Türkiye’de saatlik çözünürlükte bir dünyamız var. Her saati kendi içinde eşitlemeye çalışırız hem ticari olarak hem fiziksel olarak. 1 saatteki bir üretimi, başka saatteki üretimi karşılamaya başladı. Zaten çok karmaşık olan piyasaya, bir anda milyonlarca kombinasyonun girdiği bir evren çıkmış oluyor. Bu saatteki bataryada şarj ettiğimiz miktarı başka bir saatte kullanıyoruz; bugün saati konuşuyoruz ama Avrupa’nın tüm ülkelerinde şu an 15 dakikalık aralıklar konuşuluyor, Türkiye’de de öyle olacak. Böylesi bir ortamda yazılım olmadan batarya yönetimi yapmak gerçekçi değil. Birden fazla piyasada, özellikle bütünleşik üretim tesisleriyle birlikte çalışan bataryaların yönetimi ciddi bir optimizasyon problemine dönüşüyor.

Batarya, evet, gelir kazanımı açısından muazzam bir gelir getiren tesis. Aynı zamanda hem üretici hem tüketici rolü olan bir tesis. Fakat yönetilmesi için de karmaşık yazılım ve dijital çözüm; iyi bir ticari beyin gerekiyor. 2030’a giderken toplayıcılık; bu dönüşümde bir nihai hedef değil, olması gereken bir araçtır. Çünkü yaşadığımız dönüşüm; bataryaların, güneş panellerinin ve elektrifikasyonun artmasıyla birlikte küçük evsel kullanımlara kadar inen doğal bir süreçtir. Bu süreçte bazı mevzuatsal gelişmelerin yaşanmasını bekliyorum.

Örneğin; bugün elektrik faturalarımızı saatlik bazda ödemiyoruz. Saatlik bir faturalama olmadığı için, elektrik piyasasından gelen fiyat sinyallerinin karşılığı da sınırlı kalıyor. Oysa bu sinyallere göre üretimin veya tüketimin değiştirilmesi bekleniyor. Gerçekçi olmak gerekirse, gelecekte milyonlarca tesis bu yapının parçası olacak ve hepimiz bir noktada bu ağın içinde yer alacağız. Bu ağın tamamen bireysel olarak optimize edilmesi mümkün değil. Bu nedenle, toplayıcı olarak adlandırılan ara katmanların devreye girmesi gerekiyor. Etkin fiyat sinyallerinin oluşabilmesi için de belirli yapısal değişikliklere ihtiyaç var.

Problem giderek daha karmaşık hale geliyor. Bu durum, optimizasyonun daha fazla sahaya yayılacağı bir yapıya evrileceğini düşündürüyor. Bugün her şeyin merkezi olarak, cloud üzerinde optimize edilmesi konuşuluyor; ancak bu yaklaşım, sistemi aşırı derecede karmaşıklaştırıyor. Bu nedenle, sürecin daha otonom, belirli ön tanımlarla kendi kendini optimize edebilen yapılara doğru ilerleyeceğini düşünüyorum. Ancak henüz bu noktada değiliz. Şu anda İngiltere’de bu alanda ciddi yatırımlar yapılmış olsa da bazı projeler beklenen karşılığı bulmakta zorlanıyor. Buna karşın, elektrifikasyonun artması ve dinamik tarifeler sunabilen toplayıcıların yaygınlaşmasıyla birlikte, tüketim ve üretim alışkanlıklarının çok hızlı ve köklü bir şekilde dönüştüğünü gözlemliyoruz. Sürecin genel olarak bu yönde ilerleyeceğini düşünüyorum.

Blok zinciri tabanlı mikro şebekeler ve benzeri fütüristik yaklaşımlar ise yakın vadede uygulanabilir görünmüyor. Teknoloji olarak değerli olmakla birlikte, görünür bir gelecekte ana akım olacağını düşünmüyorum. Yapay zekâ tarafında ise hibrit bir yapı öne çıkacak. Operasyonel seviyede yapay zekâdan faydalanılacak; ancak uzun bir süre boyunca muhakeme eden, kontrol eden ve sistemi yönlendiren kıdemli insan kaynağına ihtiyaç duyulmaya devam edilecek. Bu geçiş döneminin nasıl şekilleneceği ise hâlâ önemli bir belirsizlik barındırıyor.