
Moderatörlüğünü Sinan Ak’ın yaptığı, Danista Capital Partners Enerji Yatırımları Direktörü Burak Yitgin, Kalkınma Yatırım Bankası Sektörel Araştırmalar Daire Başkanı Erdem Sezer, YASED Enerji Çalışma Grubu Başkanı İsmail Özdemir, Bain&Company Türkiye Ofisi Direktörü Onur Candar, EY Parthenon Orta Avrupa Sermaye ve Borç Danışmanlığı Lideri ve Ortağı Orçun Makal’ın konuşmacı olduğu ‘Yatırımlar ve Finansman Oturumu’nda enerji projelerinin yatırımları ve finansmanı ele alındı.
Moderatörlüğünü Sinan Ak’ın yaptığı, Danista Capital Partners Enerji Yatırımları Direktörü Burak Yitgin, Kalkınma Yatırım Bankası Sektörel Araştırmalar Daire Başkanı Erdem Sezer, YASED Enerji Çalışma Grubu Başkanı İsmail Özdemir, Bain&Company Türkiye Ofisi Direktörü Onur Candar, EY Parthenon Orta Avrupa Sermaye ve Borç Danışmanlığı Lideri ve Ortağı Orçun Makal’ın konuşmacı olduğu ‘Yatırımlar ve Finansman Oturumu’nda enerji projelerinin yatırımları ve finansmanı ele alındı.
‘YEKA Orta Doğu’da ortaya çıkmış bir yöntem’

Yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak iyi ama birçok yük getiren bir olgu. Fazla yatırım yaptığınız zaman tüketiminizi o seviyeye ulaştıramadığınızda ya depolamanız ya bunu komşu ülkelere satmanız ya da çöpe atmanız gerekiyor. Bunların olmaması için her alanda yatırımları güçlendirmek gerekiyor. Özellikle iletim hatlarını güçlendirmemiz gerekecek. Dağıtımlara ciddi yatırımlar yapıp bu konuya destek olması gerekecek. Depolamaya ağırlık verilmesi gerekiyor. Aynı şekilde hem Yunanistan hem de Bulgaristan ile iletim kapasitemizin arttırılması gerekiyor. Çünkü Türkiye’de öğlen saati Avrupa’da sabah saati oluyor. Fazla enerji varsa Avrupa’ya bu elektrik gönderilebilir. Diğer taraftan kömür santrallerimiz tam kapasite çalışıyor. Doğal gazlar uyurken daha çok kömürleri kullanıyoruz ve paralelinde de doğal gaz santrallerinde esneklik kullanıyor iletim şebekesi. Önümüzdeki dönemde ilave doğal gaz santrallerine ihtiyaç olacak. Bugün Amerika’da inanılmaz derecede doğal gaz santrali yatırımı yapılıyor. Sistemi almak istediğinizde kuyruk olmuş durumda. Hem fiyatları yüksek hem de ‘projem var’ dediğiniz zaman alamıyorsunuz. Hatta şu an Amerika’da ikinci el doğal gaz santrallerini doğu ülkelerinden ve de Afrika’dan alıp götürmeye çalışıyorlar ülkelerine. Doğal olarak Türkiye’de bu benzer paradigmalar oluşacak diye düşünüyorum. Şu an çok fazla data center Türkiye’de yok ama önümüzdeki dönemde AI bağımsızlığı diye bir şey çıkacaktır. Bu data center’ların Türkiye’de de kurulacağını düşünüyorum. Türkiye’de de doğal gazların gündeme geleceğini düşünüyorum. Nükleerler var ama Akkuyu hâlâ devreye girmedi. Aynı zamanda bunları yönetmek için dijitalizasyona ağırlık vermek gerekiyor. YEKA yöntemi Orta Doğu’da ortaya çıkmış bir yöntem. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerde 20-25 yıllık uzun kontratlarla en düşük fiyattan elektrik enerjisinin satın alınabilmesini sağlayacak ihale yöntemi diye karşımıza çıktı. Türkiye’de de yoğun bir şekilde başladı. Orada nasıl finanse oluyor? 7 yıllık finansman alıyorlar. 7’nci yılın sonuna doğru refinanse ederek 10 sene daha uzatıyorlar. Yani 20-25 yıllık kontratları 20-25 yıllık finansmanlarla finanse edemiyorlar. Köprü finansmanla gidiyorlar. Oradaki öngörülebilirlik dolar fiyatı sabit. YEKA’da ise 10 yıl içinde kendini ödeyebilecek şekilde bugüne kadar geldiğimiz sistemle gidiyor. Fiyatı daha yukarıda ama finansman açısından Türkiye’ye daha uygundu.
‘YEKA tarafındaki model oldukça başarılı’

Dengeli büyümeye ihtiyacının olduğu aşikâr. Şu bir gerçek; ciddi başarı hikayesi var Türkiye’de. Ancak bankacılık açısından baktığınızda bu projeler bize geldiğinde nakit akışı veya sponsorun oradaki güvenilirliği gibi konu olmakla birlikte son zamanlarda gördüğümüz şebekeyle ilgili hassasiyetler bankacılık tarafında da önem arz etmeye başladı. Yüzde 60 oranında yenilenebilir kapasitesi artıyor. Proje stoğu da var. Dikkate alıyoruz. Dünya Bankası ile TEİAŞ 750 milyon dolarlık anlaşma imzaladı. Sadece ufak bir paket. Önümüzdeki zamanlarda 6 milyar dolarlık ilave paket de modernizasyon yönetilmesi açısından karşımıza çıkıyor. Ve daha önemlisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ortaya koyduğu yatırım tarafı gibi konular dünyanın dört bir yanına baktığınızda hep önden gitmiş, şebeke yatırımları arkadan gelmiş. Türkiye’nin karşılaşmış olduğu ikilem dünyada ve özellikle Avrupa’da da olan husus. Karbonsuzlaşma adımları çerçevesinde yenilenebilir yatırımı yapmaya devam edeceğiz ama dengeli bir büyümeye de ihtiyacımız var. Biz bankalar olarak finanse etmeye devam etsek de özellikle iletim ve dağıtım tarafında da bunu gösteriyor olmamız gerekiyor. İkinci konu; sadece iletim hatlarını ya da trafo kapasitelerini modernize etmek değil aynı zamanda kesintili üretim yapan rüzgâr, güneş gibi santrallerin tüketim üretim dengesizliğinin olduğu noktalardaki enerji tarafının yatırımlarının da artması ve ölçeklendirilmesi kritik bir konu. 34-35 GW’lık ön lisansı alınmış proje var. Banka olarak da bunları dikkatli bir şekilde inceliyoruz. Birkaç husus var. Depolama tarafında nasıl bir nakit akış döngüsü olacağı konusu. Bazı zorluklar yaşıyoruz. Projenin ilerleyen dönemlerdeki nakit akışının öngörülememesine sebebiyet veriyor. Sadece değişken bir gelirle hareket eden depolama tarafına net bir gelir öngörülemediğinden finansman tarafında ilave teminatlar ve benzeri konularla karşı karşıya kalınabiliyor. Fiks bir gelirin bağlanması finansman ve yatırımcı ayağını güçlendirir gibi görüyoruz. Belli alanlarda YEKA’ların kümelenmesi aynı zamanda iletim hattı tarafındaki ilgili izinlerin sağlanıyor olması ve bir gelir kaleminin olması kıymetli. Burada da ilerleyen dönemlerde depolamayla entegrasyonu gibi konular da gündeme gelmeli. Belli bir ölçeğinin YETA’lar kapsamında özel sanayi kuruluşlarıyla ikili anlaşmalarla değerlendirilebilir. Opsiyonel düşünceler yapılabilir gibi de görüyoruz. Sadece 32 cent’ten ya da 35 cent’ten devlete satmak değil OSB’lere satış gibi değerlendirilebilir. Ciddi bir yenilenebilir kapasite var. Şebeke yatırımlarıyla güçlendirilmesi kesinlikle gerekli. Depolama olmazsa olmaz. Ancak gelir modelleri tarafından bazı fiks gelir kalemlerinin inşa edilmesini önemsiyoruz. YEKA tarafındaki model oldukça başarılı.
‘Büyük yatırımcıların iştahını kabartabilecek alan var’

Başkan Trump’un göreve gelmesiyle birlikte herkesin aklına ‘Enerji dönüşümü sekteye mi uğruyor? Buralarda bir farklılaşmaya doğru mu gidiyoruz?’ konuları gelmişti. Ya da duracak mı konuşması başlamıştı. Daha rasyonelleşiyor. Aslında geri dönüşü olan projelere doğu hareketlenmeye başlıyor. Bütün dünya bu rasyonalizasyona doğru ilerliyor. Türkiye her zaman enerji dönüşümüne rasyonel bakış açısıyla bakmıştı. Aslında çok ekonomik bir rasyonel var Türkiye’nin enerji dönüşümünün içinde. Doğrudan ekonomik istikrarımızı etkileyen konular. Nedeni çok açık. Türkiye’nin birincil enerji arzının yüzde 75’i dış kaynaklara dayalı. Bu da 2023’te 55, bugün 60 milyar dolarlık enerji ticaret açığına tekabül ediyor. Bu da tüm dış açığımızın çok çok önemli bir kısmı. Enerji bilançomuza baktığımızda; Türkiye yaklaşık 1,4 bin teravat, 121 milyon ton petrol eşdeğeri civarında enerji harcıyor. Bunun yüzde 30’u sanayi, yüzde 27’si ulaştırma, yüzde 22’si hane halkı tüketimi. Üç alanın da ortak özelliği fosil yakıtlara çok bağımlı. Hepsinin de cari açığa yarattığı etki var. Biz önümüzdeki 10 senelik yatırım temasını belirlerken ana eksenin elektrifikasyon, verimlilik ve yerelleşme olacağını görüyoruz. Bizim globaldeki yatırımcılarla konuştuğumuz beş ana tema öne çıkıyor. Bunlar sadece elektrik değil ama elektrik ve enerjinin bütün değer zincirinde olan yapı taşları. İlki yenilenebilir ve şebeke ekipmanlarının imalatı. Türkiye son 10 yılda yenilenebilir enerji için çok ciddi bir ekipman bazı oluşturdu. Doğal bir üretim üssü haline geldi. Burada üretilen güneş panelleri rüzgâr türbini bileşenleri sadece Türkiye’de değil Avrupa’nın da belli noktalarına gidiyor. 2030’a kadar ihracat kapasitesinin 7-8 milyar dolarlara doğru yaklaşacağını görüyoruz. Hem istihdam hem de döviz girdisi sağlaması açısından finanse edilebilirliğin daha yüksek olduğunu düşünüyoruz. Uluslararası yatırımcı açısından da şunlar cezbediyor; buradaki oyuncuların 50-100-150 milyon dolar bantlarında gelir elde ettiklerini görüyoruz. Doğru finansman modeli, doğru teknolojik yatırımlar ve başka satın almalarla birlikte iyi bir ihracat büyümesi olduğunu görüyoruz. Rüzgâr ve güneşte Türkiye’nin büyümesi yadsınamaz. Bizim projeksiyonlarımızın üzerinde ciddi bir gelişim oldu. Ama hâlâ pazar yapısına baktığımızda ilk 10 oyuncu pazarın sadece yüzde 40’ını, güneşte ise yüzde 15’ini yapıyor. Bu kadar dağınık yapılar çok fazla olmuyor. Bu kadar dağınık yapı sayesinde de son beş senede rüzgârda yüzde 12, solarda da yüzde 27 gibi senelik büyümeler kaydedebilmişiz. Önümüzdeki 10 senelik dönemde bu çok parçalı yapının bir şekilde konsolide olması beklentisini yaratıyor. Bu platformların hibrit tesisler ve batarya eklemeleriyle daha esnek çözümlere doğru gelmesi, daha uzun vadeli alım anlaşmalarıyla öngörülebilir gelir modellerine gelmesi gerekiyor. Üçüncü alan elektrik ve gaz dağıtımındaki dönüşüm. Regüle varlıklar olması itibarıyla bunların risk beklentileri hep yatırımcıyı cezbetmişti. Elektrik tarafında el değiştirilmeden ziyade kendi içindeki yatırımların optimizasyonu gibi çok farklı beklentiler ön plana çıkıyor. Gaz tarafında resim biraz daha değişik. Oranın dağıtım şebekesinin düzenlenmiş varlık tabanındaki farklılıkları biraz daha bölünmüş olması konsolidasyon içinde imkân verecek gibi gözüküyor. Şirketler doğru finansmanı sağlayabilirse çok daha öngörülebilir ve güçlü temettü sağlayabilecek yatırımlar haline gelmesi mümkün. Dördüncüsü; petrokimya. 20 senedir konuştuğumuz konu. 8 milyon tonun üzerinde bir ticaret açığımız var burada. Bir yandan da çok büyük yatırımlar. Özel sektörden daha ziyade bu yatırımların devlet ve büyük yatırımcılar tarafından yapıldığını görüyoruz. Beşinci konumuz da batarya değer zinciri, elektrikli araçlar ve enerji depolama konusu. Türkiye otomotiv sanayisi dünyanın en büyüklerinden. O ürünün bataryalı hale gelmesiyle birlikte oradaki sanayinin de bataryaya doğru ilerlemesi lazım. Türkiye’nin ana batarya üreticisi olmasından ziyade yan sanayi tarafında ilginç dinamiklerde kendi sanayisini kurabileceğini görüyoruz. Talebin çok hızlı büyümesi, teknolojinin maliyetlerinin düşmesi bir de Türkiye’nin ihracat potansiyeli çok önemli. Burada hâlâ o toprak elementlerinin rafinasyonu, batarya kimyası ve geri dönüşüm üçlüsünde çok ciddi boşluklar olduğunu görüyoruz. Özetle bizce çok somut alanlar var. Büyük yatırımcıların iştahını kabartabilecek alan var. Ortak özelliği; Türkiye’nin enerji ithalatını azaltması, cari açığı düşürmesi, ihracata doğru yönlendirmesi, yatırımcılara öngörülebilir nakit akımı sağlıyor olması.
‘Enerji fiyatlarının artışı direkt enflasyonu etkiliyor’

Enerji sektörü kendi özelinde ekonomiyle birebir yaşayan bir sektör. Yüzde 71’i aşağı yukarı ithalata bağımlı. İthalata bağımlı olmasının arkasında fiyat şoklarına, kur dalgalanmalarına, jeopolitik risklere aynı zamanda tedarik zinciri kırılmasına karşı kırılgan bir sektör. Yüzde 71’ini yurt dışından ithal ediyorsunuz. O anlamda bakıldığında bugün itibarıyla enerji fiyatlarının artışı direkt enflasyonu, dış ticaret açığını etkiliyor. Şu anda Türkiye’de de ekonomik olarak bakıldığında en büyük savaşımız enflasyonu yenmek. Bu anlamda enerji fiyatlarının kontrol altına alınması ve ithalata bağımlılığın azaltılması enflasyonla verilecek mücadeleye ciddi anlamda bir destek diyebiliriz. Sonuçlar ne diye bakarsak sıkı para politikası var, kur bir şekilde kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Gelecek sene hedef yüzde 16 civarında bir enflasyon. Fiyat önemli, sermaye gücünüz önemli, önden finansman yapmanız önemli. Türkiye’nin finansman tarafından enerji sektöründe geleceğinin oldukça iyi olduğunu düşünüyorum.
‘Kalkınma bankalarının Türkiye’ye farklı baktıklarını görüyoruz’

Piyasaya biraz genel olarak bakmak lazım. Arz güvenliğindeki sorunları çözdük ama yenisi bizi bekliyor mu? Türkiye büyüyecek, büyümeye devam edecek. Bu 5-6 yıllık ekonomik sıkışmanın tekrar talebin üzerindeki olumlu etkisini göreceğiz. Türkiye olarak kişi başına elektrik tüketiminde dünya ortalamasını geçeli 3-4 yıl oldu. Bir gerçek var biz yeni yatırım istiyoruz. Yatırımlarda ister YEKDEM modeli olsun ister YEKA olsun, bunların sektörün geneline yayılması lazım. Eskiden enerji yatırımlarına baktığınızda bir türbin aldığınızda yerel bankalardan teklif alıyordunuz. Özellikle Çin’in olaya gelmesiyle birlikte farklı finansman türleri çıktı. Burada da ihracat finansmanı öne çıktı.
Private equity ve private credit’in uzun vadede Türkiye’ye geri döneceğini öngörüyoruz. Kalkınma bankalarının Türkiye’ye farklı baktıklarını görüyoruz. Hepimizin mutabık olduğu nokta fiyatın doğru olmadığı. Yanlış fiyattayız. Fiyat sinyalini öldürdük.
‘Yatırımcı fiyat mekanizmasının güvensizliğinden endişe ediyor’

Biz burada çok yol kat ettik. Özellikle bundan birkaç yıl önce birkaç günde sıfır derece ısıya düştüğümüzde çok daha farklı şeyleri tartışıyor olduk. Gaz tarafında yaptığımız portföy çeşitlendirme hamleleri elimizi güçlendirdi. Enerji sektörünün kırılgan yapısı açısından Türkiye’yi güçlü hale getirdi. İlk katmana arz güvenliğini yazmak lazım. Bunu sürekli sağlamamız gerekiyor. Elektrik tarafında dönüşümümüzü yenilenebilir tarafından kullanıyoruz. 2035’te 120 bin kurulu güç hedefimiz var. Bu arz güvenliğini tehlikeye atar bir şekilde olmamalı. Türkiye’de yenilenebilir tarafta yatırımlar sürekli geliyor. Maliyetler düştükçe yatırımcının iştahını besledi. YEKA 2025’te insanlar birbirleriyle yarışıyor. Şebeke bir miktar geride kaldı. Dünyada da bu trend böyle. Önlem alınması gereken bir nokta var. Bizim yenilenebilir enerjide sadece kapasite değil de şebekeye entegre edilebilmiş kapasiteye ihtiyacımız var. Piyasa mekanizması anlamında maalesef diğer başlıklar kadar parlak konuşamayız. Biz piyasa anlamında da çok yol kat ettik. Hem yabancı hem Türkiye’deki yatırımcılar için güven de tesis edilmişti. Azami uzlaştırma fiyatı dediğimiz dönemin ardından şu anda fiyatlama mekanizmalarımızın her noktasında kamu müdahalesi var. 8 bin saatin bin saati tavan fiyatında çıkıyor. Tavan fiyatı kamunun piyasaların olması gereken range’i belirlemesi için kullandığı argüman haline dönüştü. Gelirinizin dayanıklılığı soru işareti alıyor. Birçok noktada yatırımcı fiyatın düşük olmasından değil de fiyat mekanizmasının güvensizliğinden endişe ediyor.
Bakan Bayraktar, Sıfır Atık Festivali’ni ziyaret etti5 Haziran 202620:06 APED’den Dünya Çevre Günü’nde çağrı: Basılı fiş uygulaması kaldırılsın5 Haziran 202618:01 TABGİS’ten dağıtım şirketlerine ziyaret5 Haziran 202617:23 Sıfır Atık Forumu 2026’da döngüsel ekonomi ele alındı5 Haziran 202616:28 Nijerya, Türkiye ile madencilikte teknoloji transferi ve yatırım ortaklığı hedefliyor5 Haziran 202615:18