
Türkiye, son 66 yılın en yoğun yağışlı dönemlerinden birini yaşarken hidroelektrik santralleri (HES) adeta altın çağını yaşıyor. Peki, bu bolluk dönemi 2025’in kuraklık izlerini sildi mi? HESİAD Başkanı Elvan Tuğsuz Güven ile tarihi rekorun perde arkasını konuştuk.
Türkiye enerji sektörü, 2026 yılının ilk çeyreğinde meteorolojik ve ekonomik açıdan tarihi bir kırılma noktasına tanıklık ediyor. Uzun yıllar ortalamasının yüzde 129 üzerine çıkan yağışlar, barajlı santralleri tam kapasiteye ulaştırırken, 26 Mart günü kaydedilen 452,6 GWh’lık üretim, hidroelektrik tarihinin en parlak sayfası olarak kayıtlara geçti. Geçtiğimiz yılın kavurucu kuraklığından sonra gelen bu su bereketi, sadece barajları doldurmakla kalmadı, jeopolitik risklerin zirve yaptığı bir dönemde doğal gaz ithalatına olan ihtiyacı bıçak gibi keserek ekonomiye nefes aldırdı.
Ancak bu tablo, madalyonun diğer yüzündeki belirsizliği de beraberinde getiriyor. Bir yanda 66 yılın rekor yağışı, diğer yanda ise kapıdaki iklim krizi, aşırı kuraklık riskleri ve öngörülemezlik. HES yatırımcıları bu keskin salınımları nasıl yönetiyor? Mevcut üretim bolluğu, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı stratejisinde nasıl bir sigorta görevi görüyor?
HESİAD (Hidroelektrik Santralleri Sanayici ve İş İnsanları Derneği) Başkanı Elvan Tuğsuz Güven, sektörü heyecanlandıran bu tarihi verileri gazetemiz için analiz etti.
Türkiye genelinde bu yıl yağışlar uzun yıllar ortalamasının yüzde 129 üzerine çıkarak son 66 yılın zirvesini gördü. Bununla birlikte 26 Mart 2026’da günlük 452.6 GWh ile hidroelektrik üretiminde tüm zamanların rekoru kırıldı. HESİAD olarak bu tarihi zirveyi nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye’de yağışların uzun yıllar ortalamasının yüzde 129 üzerine çıkması ve 26 Mart 2026’da 452,6 GWh ile hidroelektrik üretiminde tüm zamanların rekorunun kırılması, hidroelektrik santrallerin sistem esnekliği ve hızlı devreye girme kabiliyetinin en somut göstergelerinden biridir.
Bu rekoru yalnızca “yüksek üretim” olarak değil, aynı zamanda Türkiye elektrik sisteminin doğal ve yerli bir dengeleyiciye sahip olduğunun kanıtı olarak görüyoruz. Hidroelektrik, yağışlı dönemlerde arz güvenliğini güçlendirirken, aynı zamanda diğer kaynakların üzerindeki baskıyı azaltarak sistem maliyetlerini aşağı çeker.
Bu tablo, doğru planlanmış bir hidroelektrik portföyünün, iklim koşullarındaki olumlu gelişmeleri hızla ekonomik değere dönüştürebildiğini açıkça ortaya koymuştur.
Türkiye’de 50 Yıllık Yağış Eğilimleri – Bölgesel Farklılıklar
• Karadeniz Bölgesi: Son 50 yılda yıllık toplam yağışta artış eğilimi belirlenmiştir (~148 mm artış). Bu artış özellikle sonbahar yağışlarında belirgin.
• Güneydoğu Anadolu Bölgesi: Aynı dönemde yağışta azalış eğilimi görülüyor (yaklaşık 3.2 mm/50 yıl).
Bu da şu anlama gelir: Türkiye genelinde yağış trendi homojen değil, bazı bölgelerde artış, bazı bölgelerde düşüş eğilimi göze çarpmaktadır.
50 Yıllık Dönemde Genel Değişimler
• Bir bölgesel çalışmada, Türkiye genelinde yağışın uzun dönemde yüzde 12 civarında uzun yıllar ortalamasının altında gerçekleştiği ve genel yağış miktarında azalma eğilimi olduğuna işaret eden bulgular olduğu raporlanmıştır.
• Son su yılı (1 Ekim 2024–30 Eylül 2025) yağış verileri sonrası açıklamada, 52 yılın en düşük yağış toplamı olduğu bildirilmiştir (yıllık yağış ~422 mm ile uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altı).
Bu tür veriler, yağış miktarının genel uzun dönem ortalamasına göre düştüğü yılların da bulunduğunu göstermektedir.
Ocak 2026
• Türkiye genelinde ortalama yağış ~103.9 mm oldu; bu uzun yıllar ortalamasının çok üstünde gerçekleşti (yaklaşık yüzde 49 artış).
Şubat 2026
• Türkiye genelinde ortalama yağış ~136.8 mm oldu; bu değer uzun yıllar normallerinin iki katından fazla ve son 66 yılın en yüksek şubat ayı yağışı olarak kayıtlara geçti.
Mart 2026
• MGM henüz tüm Türkiye geneli mart ayı ortalama yağışını içeren resmi aylık “ortalama yağış toplamı” raporunu yayımlamadı. Ancak meteoroloji değerlendirmeleri mart ayı için de normallerin üzerinde yağış beklentisi olduğunu göstermektedir.
Şubat ayında son 66 yılın en yüksek yağış değerlerine ulaşıldı ve hidroelektriğin üretimdeki payı bir önceki yıla göre iki katına çıkarak yüzde 29,8’e ulaştı. Bu bolluk dönemi, kuraklık ile boğuştuğumuz 2025 yılının yaralarını sardı mı?
Şubat ayında son 66 yılın en yüksek yağış değerlerine ulaşılması ve hidroelektriğin üretimdeki payının yüzde 29,8’e yükselmesi, 2025 yılındaki kurak dönemin etkilerini önemli ölçüde dengelemiştir. Ancak bu durumu “tam anlamıyla telafi” olarak değil, sistemin kendini toparlama kapasitesinin iyi bir göstergesi olarak değerlendirmek daha doğru olur. Çünkü hidrolojik döngü doğası gereği dalgalı ve tek bir yağışlı dönem, uzun vadeli su açığını tamamen ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle burada asıl kritik kazanım; rezervuarların yeniden dolması, sistem güvenliğinin artması ve piyasa fiyatları üzerindeki yukarı yönlü baskının hafiflemesidir.
Veriler, yağışlarla birlikte artan HES üretimi sayesinde doğal gazdan elektrik üretiminin ocak ayına göre yüzde 50 azaldığını gösteriyor. Özellikle jeopolitik risklerin ve tehditlerin tavan yaptığı bu günlerde, Hidroelektriğin bu cari açık düşürücü rolünü Türkiye’nin enerji bağımsızlığı stratejisi içinde nereye konumlandırıyorsunuz?
Artan hidroelektrik üretimi sayesinde doğal gazdan elektrik üretiminin yüzde 50 oranında düşmesi, Türkiye açısından son derece stratejik bir gelişmedir.
Hidroelektrik burada üç kritik rol üstlenmektedir:
• İthal yakıt bağımlılığını azaltır
• Cari açığın düşürülmesine doğrudan katkı sağlar
• Jeopolitik risklere karşı doğal bir sigorta işlevi görür
Özellikle küresel enerji piyasalarında belirsizliklerin arttığı bir dönemde hidroelektrik, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı stratejisinde baz yük destekleyici ve dengeleyici yerli kaynak olarak merkezi bir konuma sahiptir.
Bu yönüyle hidroelektrik sadece bir üretim kaynağı değil, aynı zamanda makroekonomik istikrar aracıdır.
Gerçekleştirilen bu fazla üretimin yönetilmesi ve depolanması noktasında “Pompaj Depolamalı HES” projelerinin öneminin arttığını düşünüyor musunuz? Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?
Kesinlikle artıyor. Bu yıl yaşanan yüksek üretim, yalnızca üretmenin değil, üretilen enerjiyi doğru zamanda kullanabilmenin de ne kadar kritik olduğunu gösterdi.
Pompaj depolamalı hidroelektrik santraller (PDHES):
• Fazla üretimi depolayarak sistem verimliliğini artırır
• GES ve RES gibi değişken kaynakların entegrasyonunu kolaylaştırır
• Pik saatlerde sisteme yüksek değerli enerji sunar
Türkiye’nin artan yenilenebilir kapasitesi dikkate alındığında, PDHES projeleri artık bir seçenek değil, enerji sisteminin sürdürülebilirliği için zorunlu bir altyapı yatırımıdır.
Bu alanda düzenleyici mevzuatın hızla netleşmesi ve yatırım ortamının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bir yanda 66 yılın yağış rekoru, diğer yanda ise geçtiğimiz yıllarda yaşanan aşırı kuraklıklar. Bu kadar keskin salınımlar varken, HES yatırımcıları uzun vadeli finansal planlamalarını nasıl yapabiliyor?
Son yıllarda yaşanan aşırı kuraklık ve ardından gelen rekor yağışlar, hidroelektrik sektörünün artık “yeni normal” ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Bu ortamda yatırımcılar:
• Uzun dönemli hidrolojik senaryolar ile planlama yapıyor
• Gelir projeksiyonlarında muhafazakar varsayımlar kullanıyor
• Portföylerini çeşitlendirerek (GES, RES, depolama) risk dağıtıyor
• Dijital izleme ve tahmin sistemleri ile operasyonel optimizasyon sağlıyor
Ayrıca finansman tarafında da artık sadece üretim miktarı değil; esneklik, depolama kapasitesi ve sistem katkısı gibi parametreler ön plana çıkmaktadır.
Özetle sektör, klasik “yağışa bağlı üretim modeli”nden çıkarak, entegre ve veri odaklı bir enerji yönetimi yaklaşımına evrilmektedir.
Lisanssız elektrik üretim tesislerinde 10 yıllık YEKDEM sonrası ihtiyaç fazlası enerji fiyatı belirlendi13 Haziran 202614:22 Yer altı maden işletmelerinde meydana gelen maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin kararda değişikliğe gidildi13 Haziran 202614:20 Denizüstü Rüzgar Enerjisi Derneğinin ilk liman toplantısı Mersin’de düzenlendi13 Haziran 202609:00 GKRY, İsrail, Yunanistan ve ABD, Doğu Akdeniz Enerji Merkezi kurulması için anlaştı13 Haziran 202608:30 Elektrikli araçlar dünyanın çevresini 4 bin 400 kez dolaştı13 Haziran 202608:00