Türkiye’nin ‘Yeşil Enerji Piyasaları’ yeni döneme hazırlanıyor

15. Türkiye Enerji Zirvesi’nde ‘Türkiye’de Yeşil Enerji Piyasaları Oturumu’ düzenlendi. Oturumu Foton Energy Genel Müdürü Yunus Sönmez yönetti. Panelistler ise T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Karbon Fiyatlandırma Dairesi Başkanı Eyüp Kaan Moralı, EPİAŞ ETS ve Çevresel Piyasalar Müdürü Mustafa Aydın, Gama Enerji Ticaret Destek Hizmetleri Kıdemli Müdürü Narınç Atakan ve Temiz Enerji Tüketicileri Derneği Başkanı Sıla Duran oldu.

Türkiye’nin ‘Yeşil Enerji Piyasaları’ yeni döneme hazırlanıyor
Petroturk | Enerji Haberleri
  • Yayınlanma19 Ocak 2026 14:46

15. Türkiye Enerji Zirvesi’nde ‘Türkiye’de Yeşil Enerji Piyasaları Oturumu’ düzenlendi. Oturumu Foton Energy Genel Müdürü Yunus Sönmez yönetti. Panelistler ise T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Karbon Fiyatlandırma Dairesi Başkanı Eyüp Kaan Moralı, EPİAŞ ETS ve Çevresel Piyasalar Müdürü Mustafa Aydın, Gama Enerji Ticaret Destek Hizmetleri Kıdemli Müdürü Narınç Atakan ve Temiz Enerji Tüketicileri Derneği Başkanı Sıla Duran oldu.


‘Uluslararası mekanizmalarla uyum konusu önemli’


Foton Energy Genel Müdürü Yunus Sönmez

Dünyanın 1,5 derece hedefi var. Hannah Ritchie’nin ‘Dünyanın Sonu Değil’ isimli bir kitabında yer alan istatistiğe göre herhangi bir regülatif önlem alınmazsa atmosferdeki ısı artışının 2100 yılına kadar 4,9 derece olabileceği, hâlihazırdaki önlemlerle bu artışın 2,1–2,5 derece arasında tutulabileceği öngörülüyor. Durum karamsar olmasa da yapılacak çok iş bulunuyor. Türkiye, yenilenebilir enerji kurulu gücü açısından ilerleme kaydetti: 75 GW mevcut, 120 GW hedefleniyor. Tüketici nezdinde de emisyonların azaltılmasına yönelik düzenlemeler ve yönetmelikler devreye alınıyor; İklim Kanunu bu yıl gündemdeydi.

Foton Enerji olarak biz de aslında KOJEN-TÜRK Derneğiyle beraber kojenerasyon santrallerinin emisyon ticaret sistemindeki pozisyonuyla ilgili ocak ayında İklim Değişikliği Başkanlığı’na bir ziyarette bulunduk. Oradaki varsayımımız, Türkiye’nin Emisyon Ticaret Sistemi’ni AB ile paralel bir metodolojide tarihsel emisyon toplamı metodolojisiyle kuracağı yönündeydi ve kojenerasyon tesisi sahibi sanayicilerin bu anlamda dezavantajlı konuma düşeceğini öngördüğümüz için hem AB regülasyonunu inceledik hem de fikirlerimizi başkanlığa bildirdik. Fakat mart ayında iklim kanunuyla beraber aslında metodolojinin kıyas ölçüt değeri noktasında bir değişime uğradığını gördük. Bizim çerçevemiz açısından bu sevindirici bir haberdi fakat tahmin ediyorum ki bu karar alınırken teknik olarak İklim Değişikliği Başkanlığı çok önemli analizlerde bulundu.

27 Kasım’da EPDK kararıyla beraber açıklanan piyasa katılım ücreti ve işlem ücretleriyle ilgili maalesef sosyal medyada “karbon fiyatı çıktı, seviyeler bu noktada beklentiyi karşılamıyor” gibi sansasyonel haberler vardı. Tüm bunlar önümüzdeki sene ortaya çıkacak. En çok merak edilen konu aslında karbon fiyatı. Bunu konu ilgi görmek için enstrüman olarak kullanılıyor maalesef.
Yatırımcı perspektifi şu açıdan önemli: Biz Türkiye’de halihazırda bazı anlamlarda, nispeten dünyaya kıyasla oturmuş yeşil enerji piyasalarından bahsediyoruz; ama yeni oluşmakta olan piyasalarda, örneğin Mısır gibi, zaman zaman yenilenebilir enerji sertifikası gibi enstrümanların, yatırım aşamasında da karar kriteri olarak finansal analizlere katıldığına şahit oluyorum.
Varlık yönetimi açısında yatırımcılar, tüm varlıkların tek bir enstrümana yönlendirilmesini tercih etmiyorlar. Çok farklı enstrümanlar var ve her projenin kendi özelindeki koşullara göre bir enstrümanın seçilmesi söz konusu. Bu, şu açıdan da kıymetli: tüketiciler de kendi ihtiyaçlarına ve raporlama mekanizmalarına göre farklı enstrümanlara, karbon kredisi, yenilenebilir enerji sertifikası gibi enstrümanlara ulaşabiliyorlar.

Halihazırda sektörün tam olarak ihtiyaç duyduğu, daha geniş katılımcının dahil olması için hem üretim tarafında lisanssız santrallerin dahil olması hem de talep tarafını oluşturan tedarik şirketlerine verilen lisanslarla ilgili konu çok önemli. Bu noktada bence, uluslararası mekanizmalarla uyum konusu da önem arz ediyor. SKDM ile ilgili, halihazırda maalesef bu mekanizmalar tek başına yeterli değil; raporlamada kullanılmıyor çünkü yenilenebilir enerji tedarik anlaşmaları yaygın bir şekilde kullanılmıyor. Bu anlamda geliştirilecek olan mekanizmalar, Türk sanayisinin ihracatıyla ilgili çok önemli bir etkiye sahip olacak.

Sürdürülebilirlik enstrümanlarıyla ilgili, minimum ihtiyaç setini karşılayan raporlamalar tüketiciler tarafından tercih ediliyor. Öte yandan GHG protokolün kapsam 2 emisyonlarıyla ilgili yürüttüğü konsültasyon süreci var. Bu süreç, her ne kadar somut beklentiler olmasa da bir miktar işleri zorlaştıracak ve teknik altyapı kurulumu gerektirecek şekilde kaliteyi artırmayı amaçlıyor. Örneğin saatlik eşleşme. Kastedilen şu: Tüketiciler, elektriği tükettiği saat içerisindeki yenilenebilir enerji üretimiyle tüketimlerini eşleştirmek zorundalar. Şu ana kadar böyle bir kural yoktu; aynı yıl içerisindeki üretimle tüketimin eşleştirilmesi yeterliydi.

PPA’ler (Power Purchase Agreements) bir dönem ayrı bir raporlamanın enstrümanı olarak kullanılırken, santraller kredileri bağımsız olarak ikinci kaynaklara sattı ve bu durum çifte sayım oluşmasına yol açtı ve bu tahmin ettiğimizin çok üzerindeki hacimlerde. Düzenlemelerle beraber bunların önünün kesildiğini ve kalite standartlarının her geçen gün artarak devam ettiğini gözlemliyoruz.

Öz tüketim maksatlı kurulan santraller, tüketimin iki katı olacak şekilde konumlandırılmış durumda. Bu noktada uygulanması gereken metodolojinin, öz tüketim ölçütünde kendi hatlarına öze tüketim sertifikası üretmeleri ve şebeke bağlantısı garanti edildiği ve ispatlandığı için, geri kalan miktarın kredi anlamında piyasaya satılması gerektiğini düşünüyorum. Fiziksel olarak biz elektriğin sadece ulaşabilme ihtimalini kontrol ediyoruz. Eğer santral sahibi şirket kendi tüketimiyle hiç eşleştirmek istemezse, üretimin tamamını da kredi olarak satıyor. Bu teşviğin maalesef amacına uygun kullanılmaması durumu söz konusu. Belki bu anlamda ilerleyen süreçte sınırlama getirilebilir.


‘Amacımız ETS’yi kıyas değer esaslı bir yapıyla hayata geçirmek’


Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Karbon Fiyatlandırma Dairesi Başkanı Eyüp Kaan Moralı

İklim Kanunu, temmuz ayında yasalaşarak Türkiye’nin ilk çerçeve iklim kanunu oldu. Bu noktaya gelinmesi oldukça uzun ve meşakkatli bir sürecin sonucu. Süreç, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başına kadar uzanıyor; özellikle Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmasıyla birlikte hız kazandı. 2021’den itibaren İklim Şurası, çalıştaylar ve sektör toplantılarıyla kanunun altyapısı oluşturuldu ve paydaşlardan alınan geri bildirimlerle şekillendirildi.

Emisyon Ticaret Sistemi’nde (ETS) elektrik, demir-çelik, kimya gibi sektörler aynı kulvarda yer alırken, her sektörün birim üretim başına emisyon azaltma maliyetleri farklılık gösteriyor. ETS’de temel para birimi, 1 ton karbondioksit eşdeğerini temsil eden tahsisat. Geçmişte kullanılan tarihsel emisyon yaklaşımı, eski teknolojiyle üretim yapan tesisleri avantajlı konuma getirebiliyordu. Kıyas yöntemi ise daha verimli ve düşük emisyonlu üretimi teşvik eden bir yapı sunuyor. Bu nedenle yaklaşık 1,5 yıl önce metodoloji değişikliğine gidildi. Özellikle kojenerasyon kullanan tesislerin durumu ve sektörden gelen geri bildirimler bu kararda etkili oldu.

Kıyas yönteminin uygulanması teknik olarak karmaşık bir süreç. Üretim seviyelerinin doğrulanması, yakıt kullanımının ve emisyonların doğru şekilde raporlanmasını gerektiriyor. Elektrik üreten tesisler izleme raporlarını düzenli olarak sunuyor. İklim Kanunu sonrasında ETS yönetmeliği görüşe açıldı ve sürecin zamana yayılarak uygulanması hedeflendi. Karbon Piyasası Kurulu, Sayın Bakan başkanlığında oluşturuldu ve danışma kurulu toplantıları yapıldı. Amacımız, bu yıl içerisinde yönetmeliği yayımlayarak ETS’yi kıyas değer esaslı bir yapıyla hayata geçirmek. Tahsisatlandırma yönteminde Avrupa Birliği ile büyük ölçüde uyum sağlanıyor. Ancak AB’den farklı olarak Türkiye’de sabit bir üst sınır bulunmuyor. Üretim arttıkça üst sınır esniyor, üretim azaldıkça da üst sınır düşüyor. Faaliyet seviyelerini toplayacağız. Daha sonra, kıyas değerlerle her bir faaliyet alanı için bu seviyeleri çarparak, ülkemizde Emisyon Ticaret Sistemi piyasasına sunulacak üst sınır tahsisat miktarını belirleyeceğiz. SKDM ile uyumlu olacak şekilde emisyon yoğunluğunu hedefliyoruz.

Şu anki taslak yönetmelikte, 2030’a kadar emisyon yoğunluklarını açıklıyoruz. İlk yıl emisyon yoğunluğu yayınlandıktan sonra, 2 yıl ortalamasını geçmeyecek şekilde güncellemeler yapılacak. Süreç her zaman emisyon azaltımına yönelik ilerliyor.

Bu aynı zamanda ülke için yeni bir raporlama sistemi anlamına geliyor. Mevcut durumda, izleme raporunun takibi zorluk kapasitesi açısından 1’den 5’e kadar değerlendirildiğinde 5 olarak nitelendirilebilir. Çünkü özel kütle enerjilerinde süreci ele alıyoruz ve belli bir noktaya gelmiş durumdayız. Politikamızı 2035’e kadar taslak yönetmelikte belirlemiş bulunuyoruz.
Zorunlu karbon piyasası ile gönüllü karbon piyasası birbirinden farklı yapılar. Zorunlu piyasada salım yapan tesisler yer alırken, gönüllü piyasada emisyon azaltan veya emisyon tutan projeler bulunuyor. Tahsisat ile karbon kredisi farklı para birimleri; birbirleriyle karıştırılmaması gerekiyor. Piyasadaki koşullara göre ve özellikle devletin izin verdiği ölçüde bu para birimleri birbirleri arasında değişebilir. Pilot dönemde denkleştirmeyi öngörmedik çünkü piyasanın kendi dinamiklerinin gözlemlenmesi amaçlandı. Gönüllü piyasa ise iklim finansmanının hangi alanlara yönlendirileceği açısından önemli bir araç.

ETS bir talep yaratabilir. Bu nedenle finansmanın hangi alanlara yönlendirileceği önemlidir. Süreç; Sanayi, Enerji ve Ticaret Bakanlıkları ile ilgili tüm kurumların yer aldığı yapılar içinde yürütülmektedir.

Şu aşamada gönüllü karbon piyasaları regüle edilmiyor. Bu durum, ileride regüle edilmeyeceği anlamına gelmiyor; ancak şu an için böyle bir uygulama yok. Kendi ulusal denkleştirme sistemimizi kuruyoruz ve bunu uluslararası karbon piyasalarıyla bağlantı kuruyoruz. Paris Anlaşması’nın 6. maddesi kapsamında, daha önce yararlanılamayan mekanizmalardan faydalanma imkânı ortaya çıkmış durumda.

2053 net sıfır hedefimiz var. Bu doğrultuda ağaçlandırma ve sıfır atık gibi alanlarda, dış metodolojilere birebir bağlı kalmadan, kendi ulusal sistemimizi geliştirmek istiyoruz. Bu süreci kısa vadeli bir yarış değil, uzun soluklu bir maraton olarak görüyoruz. Avrupa Birliği uygulamalarını takip ediyoruz; ancak mevzuatı ülkenin ekonomik ve yapısal gerçeklerine göre ele alıyoruz.


‘ETS’nin gönüllü piyasalara da ivme kazandıracağını düşünüyoruz’


EPİAŞ ETS ve Çevresel Piyasalar Müdürü Mustafa Aydın

EPİAŞ olarak elektrik ve doğal gaz piyasalarını işletme tecrübemiz sayesinde karbon piyasalarının hayata geçirilmesi sürecinde Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) teknolojik altyapısını 2023 yılından bu yana hazırlıyoruz ve kanun çıktıktan sonra platformumuzu son düzenlemeler doğrultusunda geliştirmeye devam ediyoruz. Karbon Piyasası Kurulu’nun toplanmasıyla yönetmeliğin son hali netleşecek ve piyasadaki temel konular, özellikle birincil piyasayı doğrudan etkileyecek.

Birincil piyasada alıcı ve satıcı taraflar bulunuyor. Aslında satış tarafında, Türkiye’nin toplam ulusal tahsisat planı çerçevesinde arz edilecek tahsisatları elden çıkaracak olan İklim Değişikliği Başkanlığımız. Alış taraf ise yükümlü tesisler. Burada aynı elektrik piyasasında olduğu gibi bir merit order sistemi işleyecek. Toplam arz edilen tahsisat miktarına karşılık, fiyat ve toplam talep edilen tahsisat miktarlarını içeren teklifler, en iyi fiyattan aşağıya doğru miktarlarıyla birlikte sıralandığında, toplam arz edilen tahsisat ile toplam talep edilen tahsisatın kesiştiği noktadaki en iyi teklifin fiyatı, Türkiye’deki karbon fiyatını belirleyecek. Birincil piyasadaki Türkiye karbon fiyatına jargonda ‘tahsisat referans fiyatı’ denilecek.

İkincil piyasada yükümlü şirketler alıcı ve satıcı olarak piyasaya katılıyor. Bazı şirketler tahsisat fazlasına sahipken, bazıları ek tahsisata ihtiyaç duyuyor. EPİAŞ ise piyasa işletmecisi olarak alıcıya karşı satıcı, satıcıya karşı alıcı konumunda bulunuyor. Alıcı ve satıcılar birbirini doğrudan görmüyor. Ticaretler gerçekleştikçe piyasanın ağırlıklı ortalama fiyatı oluşacak, fakat buna tahsisat referans fiyatı diyemeyiz; bunu ikincil piyasanın ‘ağırlıklı ortalama fiyatı’ olarak adlandırabiliriz.

Pilot ve uygulama dönemlerinden bağımsız olarak vurgulamamız gereken bir konu da ikili anlaşmalardır. İkili anlaşmalar, tahsisatların borsaya veya piyasaya arz edilmeden el değiştirebildiği mekanizmaları ifade eder. Daha detaylı bilgi vermek gerekirse, pilot döneminde ikili anlaşmaların uygulanması beklenmiyor. İkincil piyasada bir takvim işleyecek; İklim Değişikliği Başkanlığı’nın açıklayacağı ihale takvimine ek olarak, ayda en az dört defa spot piyasa açılması planlanıyor. Bu piyasalar, sabah 10:00 ile öğleden sonra 15:00 arasında sürekli ticaret modeliyle işlem görecek, müdahale olmayacak. İkili anlaşmalar akşam 17:00’ye kadar sürecek. Bu şekilde bir piyasa teknik tasarımını hazırladık. Artık kurulun toplanması ve mikro düzeyde bilinmesi gereken bazı bilgilerin ilan edilmesiyle, piyasayı başkanlığımızın takvimine uygun olarak işletmeye hazır hâle getirdik.

YEK-G sertifikaları Avrupa Birliği ve uluslararası standartlara uygun şekilde tasarlandı. Türkiye’deki üreticiler için en büyük sorunlardan biri yeterli talebin olmaması. Talebin artacağını inanıyorum. ETS’nin devreye girmesi gönüllü piyasalara da ivme kazandıracak ve yenilenebilir enerji sertifikalarına momentum yansıyacak.

Türkiye’de coğrafi ve teknik koşullar nedeniyle yenilenebilir enerjiye dayalı PP’leri önemli bir beklenti oluşturuyor. Avrupa Birliği tarafından yeşil PP’lerin tanınması ve YEK-G sertifikalarının uluslararası geçerliliğinin artırılması için çalışmalar yürütülüyor. Mevzuat kapsamında talep tarafının genişletilmesi ve lisanssız güneş santrallerinin YEK-G piyasasına doğrudan katılımı üzerinde düzenlemeler üzerinde çalışılıyor.

Şu anda 76 santral YEK-G piyasasında sertifikalarını arz ediyor. Piyasa katılımcı sayısı 118. Toplam itfa miktarı 17 milyon MWh’ye ulaşmış durumda ve bunun 13 milyon MWh’ı spot piyasada gerçekleşti. 4 milyon MWh ise ikili anlaşmalar kapsamında işlem gördü ve toplam işlem hacmi 25 milyon TL’nin üzerinde. Yeniliklerle birlikte fiyat seviyelerinin daha makul hâle gelmesi bekleniyor. Tüm bu gelişmelerin, Emisyon Ticaret Sistemi’nin getirdiği ivmeyle birlikte sektör genelinde yayılması öngörülüyor. Biz de bu süreçte üzerimize düşeni yapacağız.


‘Yenilenebilir sertifikaları, sürdürülebilirlik açısından çok değerli’


Gama Enerji Ticaret Destek Hizmetleri Kıdemli Müdürü Narınç Atakan

Gama Enerji bugüne kadar birçok yenilenebilir enerji santrali projesini hayata geçirmiş bir şirket. Bugüne kadar hem elektrik hem doğal gaz hem de yeşil enerji kapsamında karbon ticareti, YEK-G piyasalarında ticaret ve I-REC sertifika satışı gibi süreçlerde yer almaktayız. Yeşil enerji başlığını proje sahibi ve yatırımcı perspektifinden değerlendirdiğimizde, son yıllarda bu alandaki ivmenin belirgin şekilde arttığını görüyoruz. Özellikle rüzgar ve güneş santralleri çok ciddi bir ivme kazanmış durumda. Hibrit projeler, depolama teknolojileri ve bunların sisteme entegrasyonu gibi pek çok gelişme, yeşil enerjinin yalnızca bir hedef değil, aktif ve büyüyen bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Yenilenebilir enerji kurulu gücünün artışıyla birlikte iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesi, yerli üretimin geliştirilmesi ve dışa bağımlılığın azaltılması da yatırımcılar açısından kritik başlıklar arasında yer alıyor.

Karbon ticareti, sera gazı emisyonlarının azaltılması, ihaleler, ön lisans ve lisans düzenlemeleri hem proje geliştiricileri hem de yatırımcılar için son derece önemli. Bu noktada en büyük beklentimiz süreklilik, sürdürülebilirlik ve öngörülebilirlik. Türkiye, yenilenebilir enerji alanında önemli bir pazar ve bu projeler yalnızca enerji üretimi açısından değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik raporlamaları ve projelerin değerlenmesi açısından da kritik rol oynuyor. 2025’te yürürlüğe giren İklim Kanunu ve Emisyon Ticaret Sistemi’nin kuruluyor olmasıyla birlikte emisyonların azaltılması, izlenmesi ve özellikle karbon kredisi ve dengeleme mekanizmalarının hayata geçirilmesi hedefleniyor. Bu anlamda finansman olanakları ve devlet teşvikleri çok ciddi öneme sahip.

Şirket olarak farklı santrallerimiz bulunuyor. Bunlardan biri olan rezervuarlı hidroelektrik santralimiz 2021 yılından bu yana hem organize YEK-G piyasalarda hem de ikili anlaşmalar yoluyla aktif şekilde ticaret yapıyor. Üç rüzgâr santralimiz ise 2019’un sonu 2020 başı itibarıyla I-REC sertifika satışlarını müşterilerimize gerçekleştiriyoruz. İki tane santralimiz Gold standardına sahip. Bir santralimizde ise BCS kapsamında 10 yılı aşkın süredir karbon ticareti yapıyoruz.

Ancak yatırım ve operasyon maliyetlerinin karşılanması her zaman kolay değil. Sertifika arz ve alım-satım verilerinin daha şeffaf paylaşılması, bu işlemlerin farklı platformlarda yapılabilmesi ve devlet teşvikleri bu noktada çok kıymetli. Talep tarafının sınırlı olması fiyatları doğrudan etkiliyor ve bu durum piyasa oyuncuları için güvenilir bir referans fiyat oluşmasını zorlaştırıyor. Makroekonomik koşullar, özellikle döviz kurundaki dalgalanmalar, sektörde ek riskler yaratıyor. Bu nedenle karbon gelirleri, sertifika gelirleri ve enerji satış gelirlerinin birlikte değerlendirildiği finansman modelleri büyük önem taşıyor.

Karbon ticareti süreçlerinde metodoloji seçimi kritik bir başlık. Metodolojide yapılan değişiklikler proje takvimlerini doğrudan etkileyebiliyor. Validasyon ve verifikasyon süreçlerinin başta öngörülememesi, geri bildirimlerin gecikmesi ve bazı teknik belirsizlikler, proje sürelerini uzatırken maliyetleri de artırabiliyor. Bu durum, finansman kapanışları açısından risk oluşturabiliyor.

Yenilenebilir enerji sertifikaları, sürdürülebilirlik açısından son derece değerli. Yeşil kaynakla ilişkilendirilmesi bizim için önemli bir kriter. Karbon emisyonu azaltımı yüksek projelerde daha çok karbon piyasası kredilerini, yenilenebilir enerji üretimine dayalı projelerde ise sertifikaları tercih ediyoruz. Ancak bu enstrümanları birbirinin alternatifi olarak değil, tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Gelecek planlarımızda hem sürdürülebilirlik hedeflerimizi gerçekleştirmeyi hem de portföyümüzü büyütmeyi ve bunu yaparken düşük karbonlu yatırımlara odaklanmayı hedefliyoruz.

Yıllar içerisinde yenilenebilir enerji sertifikaları taleplerinde değişiklikler olduğunu gözlemliyoruz. Artık daha bilinçli ve ne istediğini bilen bir müşteri profiliyle karşı karşıyayız. Daha çok kaynak tipi sorgulanıyor; hangi santralleriniz vardı, kaynak tipi neydi ve sertifikanıza hangi kaynağa ilişki vereceksiniz gibi sorular öne çıkıyor. Sonrasında, biraz daha ilerledikçe, hangi yıla ilişkin üretime dair verileceği soruluyor. Genelde, içinde bulunduğumuz yıla ilişkin üretime dair bir sertifika talep ediliyor. Hatta bazen, eğer rapor veya özel bir kullanım söz konusu değilse, geçmiş yıllara ilişkin sertifikalar da değerlendirilebiliyor. Ancak genel yaklaşım, ekmek gibi taze olması gerektiği düşüncesiyle, bulunduğumuz yıl içerisindeki üretimin tercih edilmesi yönünde. Gözlemlediğimiz kadarıyla, sertifika üzerinde belirtilen dönemler eskiden 1-2 ay gibi kısa dönemleri kapsıyordu; artık daha ziyade bir yıllık döneme ilişkin sertifikalar düzenleniyor, genellikle 1 Ocak – 31 Aralık tarihlerini kapsıyor. Saatlik eşleşme gibi daha sofistike taleplerle şu ana kadar karşılaşmadık, ancak ilerleyen dönemde bu tür beklentilerin sektörde gündeme gelmesi mümkün.


‘Bizim amacımız, tüketimde temiz enerjinin payını artırmak’


Temiz Enerji Tüketicileri Derneği Başkanı Sıla Duran

Herhangi bir uluslararası kuruluşla bir bağımız yok ama temel açıdan tabii ki çok benzeşiyoruz. Çünkü hedefimiz, temiz enerji tüketimini yaygınlaştırmak ve enerji dönüşümlerinde tüketicinin bilinçli talebiyle süreci hızlandırmak. Türkiye’deki yapıya baktığımızda, gelişim genellikle enerji üreticileri veya farklı sanayi kuruluşları üzerinden gerçekleşti. Ancak artık tüketici tarafında da bir gelişme sağlandıktan sonra farklı ihtiyaçların ortaya çıktığına inanıyoruz. Bizim amacımız, tüketimde temiz enerjinin payını artırmak. Kapasiteler arttıkça ve temiz enerji yaygınlaştıkça yeni modeller gündeme geliyor. Biz bu modelleri tartışmak, tüketici tarafındaki ihtiyaçları görünür kılmak ve çözüm önerileri geliştirmek istiyoruz.

Piyasada ciddi bir bilgi eksikliği ve bilgi asimetrisi olduğunu gözlemliyoruz. Özellikle karbon fiyatı gibi konularda sosyal medyada yanlış ya da eksik bilgiler hızla yayılabiliyor. Güvenilir isimlerle paylaşılan haberler sonrasında tüketiciler “karbon fiyatı 4 TL oldu” gibi yanlış çıkarımlar yapabiliyor. Bu nedenle bilgi kirliliğini azaltmaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Piyasada yeni düzenlemeler, yeni regülasyonlar ve yeni tasarımlar üzerinde çalışılıyor. Tüketicilerin bu süreçlerde aktif rol aldığını görüyoruz; ancak bu rolün daha görünür olması gerektiğini düşünüyoruz. Temiz enerjiyi ön plana çıkarırken, tedarik zincirindeki tüm karbon emisyonlarını da odağımıza alıyoruz.

Bazı tüketiciler bu alanda çok iyi uygulamalar geliştirirken, bazıları henüz sürece başlayamamış durumda. İyi örnekleri görünür kılarak üreticileri, tüketicileri ve diğer paydaşları bir araya getirmeye çalışıyoruz. Bu uygulamaların yaygınlaşması açısından bu yaklaşımın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Politika yapıcılarla aslında iyi bir diyaloğumuz var. Önceliğimiz tabii ki kamu kurum ve kuruluşlarının getirmiş olduğu düzenlemelere, tüketicilerin perspektifinden görüşler verilmesi. Bununla ilgili daha çok çalışıyoruz. Aynı zamanda hem temiz enerji tüketimine yönelik hem de tedarik zincirindeki karbon emisyonlarını da düşündüğümüzde, tüm uluslararası karbon azaltımı standartları ve karbon raporlama standartlarıyla çalışma ve iletişim halindeyiz.

GHG Protokol dediğimiz sera gazı protokolü çok önemli bir revizyon. GHG Protokol, kurum ve kuruluşların sera gazı emisyonlarını ölçmesini, raporlamasını ve yönetmesini sağlayan bir çerçevedir ve buradaki kuralları tanımlar. GHG Protokol Scope 2 olarak daha çok duyacağınız konu, satın alınan elektriğin nasıl raporlanacağıdır. Satın alınan elektriğin yenilenebilir kaynaktan geldiğinin kanıtının değişeceği bir düzenleme geliyor. Artık 7/24 gerçek zamanda üretim ve tüketimin eşleşmesine dayalı bir doğrulama gerekliliği getiriliyor. Bu hem yenilenebilir enerji kullanımının muhasebesi hem de lokasyon bazlı ya da piyasa bazlı metodolojilerin ilişkisini düzenlemesi bakımından önemli bir gelişme.

Asıl kritik nokta şu: Hâlâ yenilenebilir enerji kullanan firmalar yıllık azaltım hedefleri veriyor ya da yıllık kullanım hedefleri ve bunun karşılığında yıllık emisyon azaltım hedefleri belirliyor. Hâlâ yenilenebilir enerji kullanımına geçmemiş tüketiciler var ya da belirli oranlarla azaltım ve kullanım hedefleri koymuş, kademeli olarak miktarları artıran tüketiciler bulunuyor.

Operasyonel olarak zaten yıllıktan yarı yıla düşmüştük, sonra çeyrekliğe düştük. Aylık eşleşmeye düşen tüketiciler de vardı. Ancak bunlar operasyonel zorluğu fark edip tekrar yıl bazına ya da çeyreklik baza dönmüşlerdi. Şimdi bu şekilde bir düzenleme söz konusu. Henüz kural olarak yayınlanmadı ama 31 Ocak 2026’ya kadar konsültasyon süreci devam ediyor. Biz de üyelerimizle birlikte bu doğrultuda görüşlerimizi sunacağız.

Buradaki önemli nokta, operasyonel olarak bunun bir yük oluşturup oluşturmayacağı ve bu yükün taşınıp taşınamayacağının tartışılması. Aynı zamanda enerji niteliğine ait sertifikaların YEK-G, I-REC gibi mekanizmaların nasıl eşleşeceği ve operasyonel olarak nasıl ilerleyeceği de önemli. Sadece büyük şirketleri gözetmeyelim; şu anki kurallar diziliminde aslında bir eşitlik getiriliyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelerden bu beklenmeyecek, eğer bu şekilde geçerse. Ancak yüksek elektrik tüketimi olan tüketicilerden bu talep edilecek.

Sadece PPA yapmak, yani “elektrik tedarik sözleşmesini yenilenebilir kaynaktan sağlıyoruz” demek yeterli değil. Bunu ifade etmeye çalıştığımızda CDP bu konuyla çok ilgilenmiyordu. Ne zaman ki GHG Protokol, I-REC gibi enerji niteliğine ait sertifikaları bu standartlar içerisinde tanımladı, o zaman bu piyasa açıldı. O yüzden GHG Protokol’de olacak bir değişiklik, bütün raporlama standartlarını ve metodolojilerini etkileyecek. Bu nedenle çok önemli bir gelişme.