
Türkiye’nin ilk “İklim Kanunu”, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yürürlüğe giren kanunla, iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle mücadele edilecek, şehirler ve sektörler iklim krizine karşı dayanıklı hale getirilecek. Konuyla alakalı, İklim Değişikliği Başkanlığı I. Hukuk Müşaviri Emel Ünal, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD) Başkanı Ediz Günsel ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü gazetemize özel açıklamalarda bulundu.

2 Temmuz’da TBMM’de kabul edilip Resmî Gazete’de yayımlanan İklim Kanunu, Türkiye’nin yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik kapsamlı düzenlemeler getiriyor. Kanun; sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğine uyum faaliyetlerinin yürütülmesi, bu faaliyetlerin planlanması, izlenmesi, denetlenmesi ve gerekli kurumlar arası koordinasyonun sağlanmasına ilişkin çerçeveyi belirliyor. “Adil geçiş”, “emisyon ticaret sistemi”, “gönüllü karbon piyasaları”, “iklim adaleti” gibi kavramlara yasal zemin kazandırılıyor. Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesi temel alınarak, şeffaflık, sürdürülebilirlik, katılımcılık ve eşitlik gibi ilkeler benimsenecek. Kamu kurumları ile özel sektör, alınacak tedbirlere uymak ve uygulamakla yükümlü olacak. Net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda hazırlanacak Ulusal Katkı Beyanı çerçevesinde, ülkenin kalkınma öncelikleri göz önünde bulundurularak sektörel önlemler belirlenecek. Bu önlemlerin uygulanması ve yıllık izlenmesi İklim Değişikliği Başkanlığı sorumluluğunda olacak. Başkanlık, karbon fiyatlandırması dâhil olmak üzere piyasa temelli mekanizmaları düzenleyecek, gerekli bilgi ve belgeleri kamu kurumlarından veya özel sektörden doğrudan talep edebilecek. Verilerin toplanması ve paylaşımı Ulusal Coğrafi Bilgi Platformu üzerinden yapılacak. Başkanlık, ihtiyaç halinde bu verileri kamu kurumlarıyla paylaşacak ya da diğer kurumlardan protokol yoluyla veri temin edecek. Milli savunma ve güvenliğe ilişkin bilgi paylaşımı ise ilgili bakanlıklarla birlikte belirlenecek. Kanun kapsamında sera gazı emisyonları, Ulusal Katkı Beyanı, net sıfır emisyon hedefi ve İklim Değişikliği Başkanlığı’nın yayımladığı strateji ve eylem planlarına göre azaltılacak. Bu faaliyetler, ilgili kurum ve kuruluşların görev alanlarına göre yürütülecek. Sektörel politikaların uygulanması için gerekli görülen hallerde ilgili kamu kurumlarının görev ve sorumluluklarında değişikliğe gidilebilecek. Kurumlar ayrıca, enerji, su ve hammadde verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, temiz teknoloji ve düşük karbonlu yakıtların kullanımı, elektrifikasyon ve sıfır atık gibi önlemleri uygulamakla yükümlü olacak. Karbon yutak alanlarının (orman, tarım, mera, sulak alanlar) korunması ve artırılması için de ilgili kurumlar sorumluluk üstlenecek. İklim değişikliğine uyum kapsamında da birçok düzenleme yer alıyor. Kurumlar, mevcut ve olası iklim kaynaklı riskleri azaltmak, kayıpları önlemek ve ortaya çıkabilecek fırsatlardan yararlanmak üzere uyum politikaları geliştirecek. Etkilenebilirlik ve risk analizleri yapılacak, bu analizler yatırım ve planlama süreçlerinde dikkate alınacak. Su kaynaklarının etkin yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması, çölleşme ve erozyonla mücadele gibi konularda da planlama ve uygulamalar yapılacak. Tarım sektöründe iklim değişikliğine dirençli ürün desenleri geliştirilecek, doğa temelli çözümler yaygınlaştırılacak. Ayrıca, iklim kaynaklı afetlerin yol açabileceği kayıpları en aza indirmek için erken uyarı ve risk izleme sistemleri kurulacak.
PLANLAMA VE UYGULAMA
Kurumlar tarafından hazırlanan tüm plan, program, strateji ve eylem belgelerinde, Türkiye’nin yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından yayımlanan strateji ve eylem planları esas alınacak. Bu planlar, ulusal ölçekte Başkanlık koordinasyonunda ve ilgili kurumlarla iş birliği içinde hazırlanacak, uygulanacak, izlenecek ve gerektiğinde güncellenecek. Her ilde, valinin başkanlığında oluşturulacak İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu, yerel düzeyde uygulanacak strateji ve eylem planlarını yönetecek. Yerel planlar, vali koordinasyonunda belediyeler, özel idareler ve diğer kurumlarla birlikte hazırlanacak ve kurul onayına sunulacak. Bu süreçlerde gerekli bilgi ve belgelerin paylaşımı zorunlu olacak. İklim değişikliğiyle mücadelede finansal kaynakların artırılması hedefleniyor. Bu kapsamda iklim yatırımlarının desteklenmesi için finansman ve teşvik mekanizmaları geliştirilecek; yeşil ve sürdürülebilir finansman araçları teşvik edilecek. Atıkların yeniden kullanımı ve geri dönüşüm oranlarının artırılmasına yönelik çalışmalar, ilgili bakanlıklarla iş birliği içinde yürütülecek. Başkanlık, ulusal ve sektörel raporlar hazırlayacak; Türkiye’ye özgü Yeşil Taksonomi sistemini oluşturacak. Ayrıca ithal ürünlerin gömülü karbon emisyonlarını sınırlamak için bir Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kurulabilecek ve bu mekanizmanın uygulama esasları Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenecek. İklim teknolojilerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Karbon yakalama, hidrojen ve temiz enerji teknolojilerinde kapasitenin artırılması için Başkanlık, ilgili kurumlarla iş birliği yapacak. Gerektiğinde araştırma merkezleri kurulacak. Toplumun iklim değişikliğine karşı bilinçlenmesi için eğitim ve kamuoyu farkındalığına yönelik çalışmalar yapılacak; müfredatlar bu doğrultuda güncellenecek, yeşil iş gücü yetiştirilecek. Kanun kapsamında Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulacak. ETS kapsamındaki işletmelerin, sera gazı emisyon izinlerini Başkanlıktan alması zorunlu olacak. Her tesis, yıllık emisyonuna karşılık belirlenen miktarda tahsisatı teslim etmekle yükümlü olacak. Tahsisatların devri, teminat gösterilmesi veya haczi kısıtlanacak. Teslim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işletmeler, sonraki yıl ek tahsisat teslim etmek zorunda kalacak. Ulusal tahsisat planları Resmî Gazete’de yayımlanacak, ETS piyasası piyasa işletmecisi tarafından yönetilecek ve kamu ihale mevzuatına tabi olmayacak. Karbon Piyasası Kurulu, ilgili bakanlıkların temsilcileri ve düzenleyici kurumlardan oluşacak. Kurul, tahsisatların dağıtımı, ETS kapsamında uygulanacak stratejiler ve uluslararası karbon piyasasına katılacak sektörleri belirleyecek. Kararlar oy çokluğuyla alınacak. Ayrıca, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği öncülüğünde kurulan Danışma Kurulu ise ETS’ye ilişkin istişari görüşler sunacak. İklim Değişikliği Başkanlığı, tahsisat süreçlerini ve emisyonların izleme, raporlama, doğrulama süreçlerini yönetecek; karbon kredilerinin kullanımına ilişkin kuralları belirleyecek. Başkanlık, uluslararası piyasalarda karbon kredisi ithalat ve ihracatına yönelik politika geliştirme, diğer ülkelerle iş birliği ve karşılıklı tanıma anlaşmaları için çalışmalar yürütecek. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamında piyasada ortaya çıkabilecek olası kötüye kullanımları engellemek için gözetim ve denetim kurallarını belirleyecek. Bu kurallar oluşturulurken, Sermaye Piyasası Kurulunun görüşü de alınacak. Piyasa işletmecisi, mali işlemleri ve uzlaştırmaları yürütmenin yanı sıra şüpheli piyasa davranışlarını hem İklim Değişikliği Başkanlığına hem de EPDK’ya bildirmekle yükümlü olacak. Ayrıca tahsisatlara ve emisyon ticaretine ilişkin işlemleri standartlaştırılmış sözleşmelerle destekleyerek, ETS piyasasında işlem görebilmelerini sağlamakla görevli olacak. Bununla birlikte, işlem kayıt sistemini kurarak tahsisatların ve bu tahsisatlara bağlı hakların elektronik ortamda izlenmesini ve saklanmasını sağlayacak. Bu kayıtların gizliliği de mevzuatla belirlenmiş şekilde korunacak. ETS piyasasında teminat yönetimi ve nakit takas işlemleri, merkezi uzlaştırma kuruluşu tarafından yürütülecek. Piyasa şeffaflığının sağlanması amacıyla, ücretsiz tahsisatlara, doğrulanmış sera gazı emisyonlarına ve teslimat yükümlülüklerine dair bilgiler kamuoyuyla paylaşılabilecek. ETS piyasasında gözetim ve denetim faaliyetleri kapsamında talep edilecek belge ve bilgilerle ilgili olarak Elektrik Piyasası Kanunu’nun ilgili hükümleri geçerli olacak.
Bunun dışında gönüllü karbon piyasaları ve denkleştirme uygulamaları da düzenlemeye dahil edildi. ETS kapsamındaki tahsisat yükümlülüklerinin bir kısmı, eşdeğer karbon kredileriyle karşılanabilecek. Bu kapsamda, emisyon azaltımı, giderim faaliyetleri veya yutak alanların artırılması gibi projeler yoluyla karbon kredisi üretilecek ve bunların esasları Başkanlık tarafından belirlenecek. Eğer bu projelerde sahte veya yanlış bilgi verildiği tespit edilirse, ilgili karbon kredileri geçersiz sayılacak ve tahsisat yükümlülüğü yerine getirilmemiş kabul edilecek. Bu durumda proje sahiplerine yaptırım uygulanacak. Ulusal karbon kredilendirme sisteminin kurulması, uygulanması ve standartlarının geliştirilmesi sürecinde ilgili kurumlarla iş birliği yapılacak. Bu sistem kapsamında proje sahiplerinin, projelerini belirlenen süre içinde kayıt sistemine kaydettirmeleri zorunlu olacak. İklim Değişikliği Başkanlığı, bu çerçevede uluslararası kurumlarla iş birliği kurabilecek. Kanunla birlikte bazı özel gelirlerin toplanması ve kullanımı da düzenleniyor. Örneğin, ETS kapsamında elde edilen gelirlerin yüzde 50’si, idari para cezalarının yüzde 50’si, karbon kredilerinden alınan katkı payları ve benzeri gelirler özel bütçeye kaydedilecek ve yalnızca Başkanlık tarafından, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik harcamalarda kullanılacak. Bu gelirlerin harcamalarında yıl sonunda kullanılmayan miktarlar bir sonraki yıla devredilebilecek. Yeşil dönüşüm ve adil geçiş uygulamalarına bu gelirlerin yüzde 10’una kadar olan kısmı ayrılabilecek. İklim Değişikliği Başkanlığı, ayrıca döner sermaye işletmesi kurabilecek. Kuruluş sermayesi 10 milyon lira olacak ve bu miktar beş katına kadar artırılabilecek. Bu işletme aracılığıyla yürütülecek faaliyetlerin usul ve esasları çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Bu gelirler yalnızca iklim ve yeşil dönüşüm çalışmaları için kullanılabilecek. Yeşil dönüşüm, iklim dostu yatırımlar ve teknolojik dönüşüm faaliyetlerine yönelik desteklerin artırılması da yasa ile hükme bağlanıyor. ETS kapsamındaki sektörler başta olmak üzere bu desteklerin stratejik alanlarda kullanılması için uygun finansal ve kurumsal mekanizmalar oluşturulacak. Kurumların gelirleri, yatırım risklerini azaltmak, borçlanma maliyetlerini düşürmek, yeşil finans araçlarını teşvik etmek ve garantili finansman mekanizmalarını desteklemek gibi alanlarda kullanılabilecek. Yeşil dönüşüm desteklerinin kullanımında belli sınırlamalar da getiriliyor. Buna göre, dört yılın kesinleşmiş özel gelir toplamının iki katını geçmeyecek şekilde yıllık yükümlülükler oluşturulabilecek. Bu düzenlemenin uygulanmasına dair kurallar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirlenecek. İdari yaptırımlar da kanunla birlikte netleştiriliyor. Sera gazı emisyonlarının takibine ilişkin yükümlülüklere uymayanlara 500 bin ila 5 milyon lira arasında para cezası uygulanabilecek. ETS kapsamındaki işletmelere bu cezalar iki katı olarak verilecek. Ozon tabakasını incelten maddelere ve florlu sera gazlarına ilişkin kural ihlallerinde 120 bin liradan 2,5 milyon liraya kadar çeşitli idari para cezaları öngörülüyor. Bazı ihlallerde belge verilmemesi veya etiketleme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi durumunda da ciddi cezalar söz konusu olacak. İşletmelerin tahsisat teslim yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, teslim edilmeyen her bir tahsisat için piyasa fiyatının iki katı oranında para cezası uygulanacak. Bu yükümlülüğü üç yıl üst üste yüzde 80 oranında yerine getirmeyen işletmelerin emisyon izinleri iptal edilecek. Karbon kredisi kayıt sistemine zamanında kayıt yaptırmayan projeler için de ceza uygulanacak. Ayrıca yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunanlara da para cezası verilecek. Tüm bu düzenlemelerin uygulanmasında idari denetim yetkisi İklim Değişikliği Başkanlığına ait olacak. Gerekli görülmesi halinde denetim işlemleri, bakanlıkların taşra teşkilatları ile iş birliği içinde yapılacak. Başkanlık, idari yaptırım kararlarını verecek, tebliğ edecek ve bu kararlara karşı idari yargıda dava açılabilecek. Dava açılması, para cezasının tahsilini durdurmayacak. Diğer yasalarda aksi hüküm bulunmadıkça, bu düzenlemenin uygulama esaslarını belirleme yetkisi Başkanlığa ait olacak. Çevre Kanunu’nda da değişiklik yapılarak Başkanlığa çevre mevzuatına uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi verilecek. Elektrik Piyasası Kanunu’na yapılan ek düzenlemeyle, EPİAŞ tarafından işletilen ETS piyasasında piyasa bozucu davranışlar tespit edildiğinde gerçek kişilere 2 milyon, tüzel kişilere 20 milyon liraya kadar ceza verilebilecek. Eğer bu davranışlar menfaat sağlanmasına veya zarara yol açmışsa, para cezası en az bu menfaat ya da zararın iki katı olacak. ETS uygulamasına geçiş öncesinde bir pilot dönem düzenlenecek. Bu dönem boyunca verilen idari para cezaları yüzde 80 oranında indirimli uygulanacak. İşletmelerin, ETS kapsamına dâhil olabilmeleri için üç yıl içinde emisyon izni almaları zorunlu olacak. Bu süre gerektiğinde iki yıla kadar uzatılabilecek. Karbon kredisi kayıt sistemiyle ilgili yükümlülükler ise Başkanlığın internet sitesinde ilan edilmesiyle birlikte geçerli olacak. İlgili kurumlar, planlarını ve uyum araçlarını en geç 31 Aralık 2027’ye kadar hazırlamakla yükümlü olacak. Bu süre de bir yıla kadar uzatılabilecek.
Konuyla alakalı İklim Değişikliği Başkanlığı I. Hukuk Müşaviri Emel Ünal, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD) Başkanı Ediz Günsel ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü gazetemize özel açıklamalarda bulundu.

‘İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK SADECE ÇEVRESEL BİR MESELE DEĞİL’
Kanun 9 Temmuz 2025 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girmiştir. Bu açıdan ilk aşamada Kanun içerisinde yer alan mekanizmalara ilişkin alt mevzuat düzenlemeleri de yürürlüğe girecektir. Geçici maddelerimizde yer alan süreler çerçevesinde hem ETS pilot uygulama dönemi hem de kurumlarımızın planlama araçlarını gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu yönde Başkanlık olarak süreci belirlemeye ve tereddütleri ortadan kaldırmaya yönelik ağustos ayı içerisinde bir çalıştay gerçekleştireceğiz. Böylece kanun ve alt mevzuatın da yürürlüğe girmesiyle yıl sonuna doğru tüm uygulamalar yürürlük kazanacaktır.
Türkiye Emisyon Ticaret Sisteminin 2026 yılında pilot dönemle başlatılması öngörülmektedir. 2026 ve 2027 yılları emisyonlarını kapsayacak olan Pilot Dönemde kapsamdaki tesislerin sisteme entegrasyonunun sağlanması ve sistemin eksik yönlerinin tespit edilip gerekli iyileştirmelerin yapılması hedeflenmektedir. 2028 yılı emisyonları ile başlayacak olan Birinci Uygulama Döneminde ise azaltım hedeflerine gerçek anlamda hizmet eden güçlü bir sistemin hayata geçirilmesi planlanmaktadır. İklim Kanunumuzda iki önemli organ var: Karbon Piyasası Kurulu ve Danışma Kurulu… Yani bir tarafta Devlet diğer tarafta da özel sektör ve STK’lar… Devlet karar alırken her zaman özel sektör ve STK’ları dinleyecek. Bu yönüyle, iklim değişikliği gibi her sektörü yatay kesen bir alanda her kesimi karar alma mekanizmasına dâhil ediyoruz. Bu dünyada bile örnek bir uygulama olarak kabul edilebilir. ETS’nin kapsamına vs. bizler sektörlerle, STK’larla ve kurullarla istişare ederek karar vereceğiz. Şunu belirtmek isterim ki, ülkemizde zaten 10 yıldır ETS’ye hazırlık anlamında sera gazı emisyonlarını elektrik ve sanayi sektörlerinde izliyoruz. Bu sebeple, ETS’de bu sektörler olacaklar. Emisyon hesaplaması ve doğrulaması yapılmayan bir sektörün ETS’de olması teknik olarak mümkün değil. Yaptığımız analiz çalışmaları, İDUKK ve Yeşil Mutabakat Elem Planımız bünyesinde tesis edilen Karbon Fiyatlandırma Çalışma Grubu tavsiyeleri kapsamda ilk başta elektrik üretim ve sanayi sektörlerinde faaliyet gösteren ve yıllık emisyon salımı belirli bir eşiğin (50.000 ton CO2 üzeri) üzerinde olan tesislerin olmasını adres gösteriyor. Bu sayede sistem kapsamının en az sayıda tesisle ama mümkün mertebe en yüksek emisyon salımını kapsayacak şekilde oluşturulmasını hedefliyoruz. Kapsam ve süreçleri çok kısa bir süre içerisinde paylaşmayı hedefliyoruz. Sistemin kapsam dâhilindeki tesisleri, piyasa mekanizması içerisinde muhatap olacakları karbon salım maliyetiyle daha düşük karbonlu üretim yapmaya teşvik etmesi bekleniyor. Bu sayede hem ülkemizin yeşil dönüşümünün desteklenmesi hem de ekonomimizin uluslararası ticarette rekabetçiliğinin korunmasını hedefliyoruz. Teknik olarak çalışmaları tamamlanan ETS yönetmeliği görüşe açılacak olup görüşlerin alınması ve değerlendirmesi akabinde Eylül ya da Ekim ayında yürürlüğe girecektir ki diğer teknik altyapıları da yönetmeliğe göre tamamlansın ve sektör ne ile karışılacağını bilsin.
İklim değişikliği artık sadece çevresel bir mesele değil; ekonomik, sosyal ve teknolojik yönleriyle çok boyutlu bir kriz olarak karşımızda duruyor. Türkiye’nin iklim politikaları da bu gerçeği esas alarak emisyon azaltımı, uyum ve yeşil dönüşüm çerçevesinde şekilleniyor. Bu dönüşüm sürecinin finansal temellerini oluşturan en önemli yasal dayanak ise Kanun’un 13. maddesidir. Bu madde, düşük karbonlu kalkınma hedefleriyle uyumlu yatırımların teşvik edilmesini esas alıyor ve yalnızca finansal destek değil, aynı zamanda risk azaltımı ve piyasaya erişim açısından da yeni imkânlar yaratmayı hedefliyor. Özellikle emisyon azaltma potansiyeli yüksek projeler ile sektörel teknolojik dönüşüm ihtiyacını karşılayan yatırımlar önceliklendirilecek. Bu doğrultuda Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki sektörlere odaklanarak hem kamu hem de özel sektör dönüşüm sürecine birlikte entegre edilecek. Böylece sektörel düzeyde etkinlik sağlanacak, iklim politikaları somut sonuçlar üretecek. Kamu kurumları kendi gelir kaynaklarını kullanarak hibe, finansman desteği ve garanti sistemleri geliştirebilecek, aynı zamanda yeşil sermaye piyasası araçlarının kullanımı yaygınlaştırılacak. Ayrıca iklim risklerinin sigortalanmasına yönelik modeller de destek kapsamında olacak. Bankalar bu sürece hali hazırda hazırlar ve beklemektedirler. Onlar da BDDK’nın yayımlamış olduğu yeşil varlık fonları gibi uygulamalarla bir yandan bu süreci ilerletmektedirler. Diğer yandan, gelirlerin yüzde 10’una kadar olan bölümü “adil geçiş” uygulamalarına tahsis edilebilecektir. Bu çok önemli bir düzenlemedir çünkü yeşil dönüşüm sürecinde ortaya çıkabilecek ekonomik ve sosyal etkilerin dengelenmesi, bu süreçten en çok etkilenecek kesimlerin desteklenmesi anlamına gelmektedir. Kısacası, bu kaynakla sadece karbon emisyonları değil, aynı zamanda dönüşümün yaratabileceği eşitsizlikler de hedef alınmaktadır. Bu da süreci hem daha kapsayıcı hem de toplumsal olarak daha kabul edilebilir kılar. İkincil mevzuat çalışmalarımız başlamış durumda ve uygulama safhasına hazırlanıyoruz. ETS kapsamındaki sektörler için uygulama esasları oluşturuluyor, finansal destek sistemlerine dair detaylar netleştiriliyor, kurumsal rol paylaşımı tanımlanıyor. Bu süreç tüm paydaşların katkısıyla, koordinasyon içinde ve uygulamaya dönük bir perspektifle yürütülüyor. Yeşil dönüşüm bir tercih değil, ortak geleceğimizin inşasıdır. Bu süreci kimseyi geride bırakmadan, adil ve kapsayıcı bir yaklaşımla birlikte yürütmek zorundayız. Bugün atacağımız adımlar, daha dirençli, daha rekabetçi ve daha sürdürülebilir bir Türkiye’nin temellerini atacaktır.
Dünyada gerçekleşen yeşil dönüşüm dönemini kaçırmamak, Türkiye’nin ve özel sektörün bu noktada en optimum seviyede faydalanmasını sağlamak için özel sektörün dönüşüm sürecine hâkim olması gerekmektedir. Hali hazırda özel sektör kamudan daha fala hazırlıklı ve sürece hakimdir. Ancak yeni iş alanları ve istihdam olanakları oluşacağından özel sektörün yaklaşımını dünya örneklerini takip ederek buna göre konumlandırması gerekmektedir. Bir yatırımın gerçekten çevreci ve iklim değişikliğine etki etmeyen yatırım olup olmadığını belirleyen ve bu sayede uluslararası finans akışlarını hızlandıracak Türkiye Yeşil Taksonomisi de Kanun kapsamında kurulacağından özel sektörün finans akışlarını sağlaması için yatırımlarını buna göre şekillendirmesi gerekecektir. İklim Kanunu’ndan alınan yetkiyle faaliyete alınacak olan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi hayata geçtiğinde, kapsamdaki tesislerden belirli bir yıl içerisinde saldıkları emisyona karşılık gelecek emisyon salım izinlerini (tahsisat) İklim Değişikliği Başkanlığına teslim etmeleri istenecektir. Tesisler bu yükümlülüğü, kendilerine belirli oranlarda sağlanacak ücretsiz tahsisatlarla, ücretli olarak piyasaya sunulacak tahsisatlarla (birincil piyasa) ve kendi aralarındaki alışverişle elde edecekleri tahsisatlarla (ikincil piyasa) sağlayabileceklerdir. Bu noktada piyasa mekanizması içerisinde düşük emisyon yoğunluğuyla (birim ürün başına salınan emisyon) üretim yapan tesisler gelir elde etme fırsatını yakalayacakken, yüksek emisyon yoğunluğuna sahip tesisler için karbon maliyeti söz konusu olacaktır. Neticede sistem tesisleri zaman içerisinde hem daha düşük emisyon yoğunluğuyla üretime teşvik edecek hem de daha düşük karbon salımı sunan üretim teknolojilerinin üretime dahil edilmesine, geliştirilmesine ve transferine finansal açıdan imkân tanıyacaktır. Diğer taraftan sistem uluslararası ticarette de özel sektörümüzün rekabetçiliğinin korunmasına hizmet edecektir. Zira düşük emisyonlu üretim sağlayan tesislerimizin bir yandan uluslararası zeminde rekabetçiliği artarken diğer taraftan bu tesisler, karbon maliyetiyle ülkemiz içerisinde muhatap olacak ve sınırda karbon düzenleme mekanizmasından daha az etkilenecektir. İklim Kanununda sistem üzerinden elde edilecek gelirlerin yeşil dönüşüm ve iklim değişikliği ile mücadele amaçları dışında kullanılamayacağı hükmü bulunmaktadır. Bu maddeden anlaşılacağı üzere, sistem içerisinde elde edilecek gelirlerle, tesislerimiz, daha düşük karbonlu üretim sağlamak adına gerçekleştirecekleri yatırımlar için ihtiyaç duyacakları finansmana daha kolay ulaşabileceklerdir. İklim Kanunu, Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi yerli ve milli bir kanundur. Kanunun finansman hükümleri de yerli ve milli politikalarımızı geliştirmeye imkân tanıyor. İklim gelirleri bir kapalı devre sistem gibi yine yeşil dönüşüm yatırımlarına dönecek. Böylelikle, şirketlerimiz çağın gerektirdiği yatırımları kazan-kazan yöntemiyle bu gelirlerle uygulamaya geçirecek. Şirketlerimiz hem düşük emisyonlu üretime yönelecek hem de ticarette daha da kazançlı olacak.

‘İŞ DÜNYASI AÇISINDAN YENİ BİR SORUMLULUK DÖNEMİNE GİRİYORUZ’
İklim Kanunu, Türkiye’nin yeşil dönüşüm yolculuğunda uzun zamandır ihtiyaç duyduğu temel bir gerçeği nihayet ortaya koyuyor. Bu gelişmeyi iş dünyası adına son derece önemli ve olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz. Karbon fiyatlaması, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), net sıfır hedefleri ve iklim yatırımlarının yönlendirilmesi gibi başlıklarda artık daha net bir yönümüz var. Kanun, iş dünyasının sürdürülebilir kalkınma hedeflerine uyumlu olarak dönüşmelerine olanak sağlayan kapsamlı bir altyapı sunuyor. Ayrıca bu düzenlemenin özellikle finansal mekanizmalar açısından büyük bir potansiyel taşıdığını düşünüyoruz. Emisyon izin gelirleri, karbon piyasası gelirleri ve idari para cezalarının belirli oranları gibi yeni kaynaklar, yeşil dönüşümün finansmanına katkı sağlayacak önemli bir zemin oluşturuyor. Bu kaynakların yalnızca iklimle mücadele amaçlı kullanılması ve yüzde 10’a kadarlık kısmının adil geçiş için ayrılması, dönüşüm sürecine sosyal boyut da kazandıran önemli bir adım. Öte yandan, sera gazı beyanlarında usulsüzlük ya da ETS yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi gibi durumlara yönelik netleştirilen idari yaptırımlar ve denetim mekanizmaları, iş dünyasında sürecin ciddiyetinin altını çizen ve eşit uygulama ilkesini destekleyen önemli unsurlar. Tabii tüm bu adımların etkili şekilde hayata geçmesi için uygulama sürecinin mümkün olan en şeffaf ve kapsayıcı biçimde yürütülmesi gerekiyor. Diğer taraftan, sektör bazlı emisyon azaltım hedeflerinin detaylandırılması, özel sektörü uygulamaya hazırlayacak teknik rehberlerin sunulması ve geçişin sosyal boyutuna yönelik ilave düzenlemelerin değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sayede iş dünyasının bu dönüşüme daha sağlıklı şekilde uyum sağlamasını kolaylaştıracaktır. SKD Türkiye olarak biz de iş dünyasının bu dönüşüm sürecine rehberlik etmeye devam edeceğiz. Politika gelişmelerine katkı sunan, uygulamaya dönük rehberler ve yol haritaları hazırlayan; kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplumu aynı masa etrafında buluşturabilen bir köprü olma rolümüzü sürdürmekte kararlıyız. Bu kanunun ardından, şimdi asıl önemli olan birlikte, şeffaflık ve kapsayıcılık ilkesiyle bu dönüşümü uygulamaya taşımaktır.
Net sıfır emisyon hedefi, her sektörü kendi karbon ayak izini yeniden hesaplamaya, azaltım stratejileri belirlemeye ve sürdürülebilir iş modelleri geliştirmeye yönlendiriyor. Bu hedefin sektörel bazda Ulusal Katkı Beyanı (UKB) ile tanımlanacak olması, şirketleri orta ve uzun vadeli iklim stratejileri hazırlamaya teşvik edecek. Dolayısıyla yalnızca çevresel değil, finansal ve operasyonel kararlar da bu perspektifle yeniden şekillenecek. Yeşil büyüme ise kalkınmayı çevresel sınırlar içinde gerçekleştirme vizyonunu yasal düzleme taşıyor. Bu, özellikle üretim, yatırım ve finans süreçlerinin yeniden tasarlanmasını zorunlu kılıyor. Karbon finansmanı, yeşil tahviller, Türkiye Yeşil Taksonomisi gibi yeni araçlar, iş dünyası için hem yeni yükümlülükler hem de fırsatlar barındırıyor. Kanunla getirilen Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve birincil piyasa gibi mekanizmalarla karbon artık somut bir maliyet kalemi haline geliyor. Bu nedenle karbon yönetimi, artık her işletmenin gündelik ajandasına girmek zorunda. Adil geçiş ilkesinin yasal tanım kazanması ise dönüşümün sosyal boyutunu göz ardı etmememiz gerektiğini hatırlatıyor. Özellikle fosil yakıt temelli sektörlerde çalışanlar, KOBİ’ler ve kırılgan gruplar bu süreçte desteklenmeli. Bu nedenle, özel sektör yalnızca kendi operasyonlarını dönüştürmekle kalmayıp, değer zincirinde yer alan paydaşlarını da sürece dahil ederek, kimsenin geride kalmamasını gözetmeli. İş dünyası açısından yeni bir sorumluluk dönemine giriyoruz. Şirketlerin sera gazı envanterlerini güncellemeleri, ETS kapsamına girip girmediklerini tespit etmeleri, karbon ayak izlerini hesaplayarak doğrulama süreçlerini başlatmaları ve iklim uyumlu stratejik planlarını hazırlamalarını öneriyoruz. Aynı zamanda finansal ve operasyonel süreçlerde iklim risklerinin analiz edilmesi, yeşil dönüşüme özel fon ve teşviklerin yakından takip edilmesi kritik önem taşıyor. Bu geçişin sağlıklı bir şekilde yönetilebilmesi için uygulamaya dair rehberlerin, sektörel yol haritalarının ve destek mekanizmalarının iş dünyasına şeffaf ve erişilebilir biçimde sunulması büyük önem taşıyor. SKD Türkiye olarak biz de bu noktada üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye, üyelerimizi bilgilendirmeye ve özel sektörün sürece uyumunu kolaylaştıracak araçlar sunmaya devam edeceğiz.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Türkiye sanayisi için sadece çevresel değil, aynı zamanda jeoekonomik etkileri olan çok kritik bir eşik. İklim Kanunu’yla birlikte Türkiye’nin kendi ulusal SKDM sistemini kurmasına yönelik açık bir yetkilendirme yapılmış olması bu açıdan oldukça stratejik. Çünkü eğer Türkiye, Avrupa Birliği’nin CBAM mekanizmasıyla eşdeğer bir karbon fiyatlandırma sistemi uygularsa, ihracatçılarımız AB’ye ek bir karbon vergisi ödemekten muaf tutulabilecek. Bu durum, Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) sadece bir çevre politikası değil, aynı zamanda güçlü bir rekabet enstrümanı olduğunun altını çiziyor.
Ülkemizin ihracatının yüzde 42’si AB’ye yapılıyor ve bu pazarda kalıcı olmak artık sürdürülebilir üretimden geçiyor. Bu, özellikle çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi karbon yoğun sektörler için ciddi bir dönüşüm anlamına geliyor. SKDM, Türkiye’de sanayide uzun süredir ihtiyaç duyulan yeşil dönüşümü hızlandıran önemli bir kaldıraç oldu. Artık sanayiciler, üretim süreçlerindeki karbon ayak izlerini azaltmadan rekabet edemeyeceklerini net bir biçimde görüyorlar. Özellikle 2027’de başlayacak sertifika alım ve teslim dönemine kadar geçecek süre, bu açıdan çok kritik. Şu anda mali yükümlülük yok ama ürünlerin karbon emisyonlarının eksiksiz raporlanması gerekiyor. Yani teknik altyapıların bugünden kurulması, izleme ve raporlama sistemlerinin devreye alınması şart. Türkiye sanayisinin bu sürece hazır olup olmadığına gelince, büyük ölçekli firmalar bu konuda ciddi adımlar atıyor ve stratejik planlamalarını yapıyorlar. Ancak KOBİ’ler için tablo biraz daha farklı. Bu noktada farkındalık oluşturmak, teknik kapasiteyi artırmak ve özel destek mekanizmalarını devreye almak gerekli. Biz SKD Türkiye olarak, bu ekosistemin her parçasına ulaşmak için çalışıyoruz. Yol haritaları hazırlıyor, uygulama rehberleri oluşturuyor, kamu-özel sektör iş birliklerini teşvik ediyoruz. Bu çabalar kapsamında, 115 üyemizin de katıldığı SKD Türkiye Kurumsal Sürdürülebilirlik Olgunluk Anketi 2025 sonuçlarına göre, şirketlerin yalnızca yüzde 44’ü tedarikçilerini sürdürülebilirlik kriterlerine göre değerlendiriyor. Bu bulgu, özellikle KOBİ’lerin de dahil olduğu tedarik zinciri ekosisteminde sürdürülebilirlik farkındalığının ve uygulama kapasitesinin daha fazla desteklenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Yerel iklim eylem planlarının etkili olabilmesi için özel sektörün sürece erken aşamada, aktif biçimde dahil edilmesi şart. Çünkü uygulama sahası çoğu zaman yerel düzeyde şekilleniyor ama etki alanı doğrudan iş dünyasını kapsıyor. SKD Türkiye olarak, üyelerimizle birlikte Türkiye ekonomisinin yaklaşık dörtte birini temsil ediyoruz. Bu ölçekte bir temsil gücüyle yerel yönetimler ve özel sektör arasında köprü kurmak, bizim için doğal bir sorumluluk. Bu çerçevede, farklı sektörlerden paydaşları bir araya getirerek karşılıklı bilgi akışı ve ihtiyaç analizi yapılmasını sağlıyoruz. SKD Türkiye olarak, “Bu dönüşümü birlikte nasıl başarabiliriz?” sorusunu merkeze alan bir anlayışla, iş dünyasını karar alma süreçlerine dahil edecek kapsayıcı platformlar oluşturmaya devam ediyoruz.

‘ELEKTRİK TALEBİNDE HIZLI BİR ARTIŞ ÖNGÖRÜLMEKTEDİR’
İklim Kanunu, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelesine yönelik ilk kapsamlı yasal çerçeveyi oluşturarak ülkenin uzun vadeli iklim ve enerji politikalarının yönünü belirleyecek önemli bir adım niteliğindedir. Kanun, net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda tüm kamu kurum ve kuruluşlarının sera gazı azaltım faaliyetlerini planlamasını zorunlu kılmakta; yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, elektrifikasyonun yaygınlaştırılması, temiz teknolojilerin geliştirilmesi gibi enerji dönüşümünü doğrudan ilgilendiren başlıklara güçlü vurgu yapmaktadır. Bununla birlikte, kanun kapsamında Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) Türkiye’de yasal zemine kavuşturulmuş, ulusal tahsisat planları, piyasa işletmecileri, esneklik ve piyasa istikrarı mekanizmaları gibi unsurlar ayrıntılı biçimde tanımlanmıştır. Ayrıca adil geçiş ve yerel düzeyde planlama gibi unsurlar da kanunda yer bularak dönüşümün sosyal boyutuna dikkat çekilmiştir. Kanunda öne çıkan yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, temiz teknolojiler ve adil geçiş gibi kavramlar, SHURA’nın önerdiği uzun vadeli temiz enerji vizyonunun temel yapı taşlarını oluşturmaktadır. Özellikle ETS’nin, Türkiye’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) etkilerini yönetmede ve karbonsuz bir enerji sistemine geçişte oynayacağı rol kritik önemdedir. Bu yönleriyle İklim Kanunu, Türkiye için ileriye dönük güçlü bir adım olmakla birlikte; uygulama derinliği, enerji dönüşümüne entegrasyonu ve bağlayıcılık düzeyi açısından gelişime açık noktalar barındırmaktadır. Bugün itibarıyla enerji politikalarında orta vadeli hedefler tanımlanmış olsa da 2035 sonrası döneme dair ayrıntılı hedefler ve eylem planları henüz netleşmemiştir.
Bu çerçevede, önümüzdeki dönemde aşağıdaki konuların ele alınması büyük önem taşımaktadır:
• İklim politikalarının (örneğin Ulusal Katkı Beyanı’nın) net sıfır hedefiyle uyumlu biçimde güncellenmesi,
• Sektörel bazda net sıfır hedeflerine yönelik yol haritalarının geliştirilmesi,
• Fosil yakıt yatırımlarına –özellikle kömür– dair çelişkileri ortadan kaldıracak çıkış vizyonunun tanımlanması,
• ETS kapsamına hangi sektörlerin dahil olacağı, tahsisat yöntemleri, ücretsiz tahsisat sınırları ve emisyon azaltım etkileri gibi detayların netleştirilmesi,
• Kavramsal olarak sıklıkla vurgulanan “adil geçiş”in yerel düzeyde nasıl uygulanacağı, hangi bölgelerin öncelikli olacağı ve fonlara erişim kriterlerinin açıklığa kavuşturulması,
• Fosil yakıt bağımlı bölgeler için ekonomik dönüşüm planlarının hazırlanması,
• Yerel iklim eyleminin uygulanabilmesi için gerekli kurumsal kapasite ve kaynak altyapısının oluşturulması,
• Sektörel ve bölgesel eylemler için zaman çizelgeleri, uygulama sorumlulukları ve performans izleme sistemlerinin kurulması.
Sonuç olarak, İklim Kanunu’nun sunduğu bu yasal çerçevenin etkili ve kalıcı sonuçlar doğurabilmesi için yukarıdaki başlıklarda netleşmeye ve derinleşmeye ihtiyaç duyulmaktadır.
Kanun, net sıfır emisyon hedefini ulusal bir ilke olarak tanımlayarak enerji sektörünün -özellikle de elektrik üretiminin- karbonsuzlaştırılmasını stratejik bir zorunluluk haline getirmektedir. Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 74’ü enerji sektöründen kaynaklanırken, enerji kaynaklı emisyonlarda en büyük payı (yaklaşık yüzde 40) elektrik üretimi oluşturmaktadır. Ayrıca, fosil yakıtlara bağımlı olan sanayi, ulaştırma ve binalar gibi enerji yoğun son kullanım sektörlerinin karbonsuzlaştırılmasında elektrifikasyon temel bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Bu sektörlerdeki elektrifikasyonun artırılması ve ortaya çıkacak ilave elektrik talebinin temiz kaynaklardan karşılanması, net sıfır hedefinin kilit unsurlarındandır. Bu nedenle Türkiye’de önümüzdeki yıllarda elektrik talebinde hızlı bir artış öngörülmektedir. SHURA’nın net sıfır analizleri, 2053 yılında elektrik talebinin 2020 seviyesinin yaklaşık 2,5 katına çıkacağını öngörmektedir. Elektrik sektörünün karbonsuzlaştırılmasında ise yenilenebilir enerji kaynakları; temiz, yerli, sürdürülebilir ve maliyet açısından rekabetçi çözümler olarak öne çıkmaktadır. Gelişen teknolojiler ve hızla düşen maliyetler sayesinde, yenilenebilir enerji sadece iklim hedefleri için değil, aynı zamanda enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, arz güvenliğinin artırılması ve ekonomik erişilebilirliğin sağlanması açısından da stratejik bir araç haline gelmiştir. Özellikle rüzgar ve güneş enerjisindeki maliyet düşüşleri, bu kaynakların hem Türkiye’de hem dünyada yatırımların odağı haline geldiğini göstermektedir. 2053 net sıfır hedefi, ancak elektrik üretiminin büyük ölçüde yenilenebilir enerjiye dayalı bir sistemle sağlanması halinde mümkün olabilir. Nitekim Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2035 yılına kadar rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücünü yaklaşık dört kat artırarak 120 GW’a ulaştırmayı hedeflemektedir. Bu dönüşümün başarısı için sadece üretim kapasitesinin artırılması değil; aynı zamanda şebeke esnekliği, enerji depolama, dijital altyapı ve piyasa reformları gibi destekleyici unsurların da güçlü biçimde hayata geçirilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, yenilenebilir enerjiye geçiş, Türkiye’nin net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesinde merkezi ve vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Bu doğrultuda atılacak adımlar, yalnızca iklim hedefleri açısından değil, ekonomik kalkınma ve enerji güvenliği bakımından da kritik önem taşımaktadır.
‘YENİ NESİL İKLİM TEKNOLOJİLERİ, TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİ FIRSATLAR BARINDIRMAKTADIR’
İklim Kanunu, temiz teknolojilerin geliştirilmesini ve yaygınlaştırılmasını iklim politikalarının temel araçlarından biri olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede teknoloji yatırımları, Ar-Ge, teknoloji transferi ve kapasite inşası gibi alanlarda kamu politikalarıyla yönlendirme yapılması öngörülmektedir. Ancak bu hedeflerin somut sonuçlara dönüşmesi, hangi teknolojilerin öncelikli olarak destekleneceğine dair açık ve hedefli stratejilerin oluşturulmasına bağlıdır.
Enerji dönüşümünün hızlanması açısından desteklenmesi gereken öncelikli teknoloji alanları şunlardır:
• Enerji depolama: Değişken yenilenebilir kaynakların şebekeye entegrasyonu için batarya sistemleri kritik önemdedir.
• Dijital şebekeler: Dağıtık üretim, elektrikli araçlar ve talep tarafı yönetimi için dijital altyapılar gereklidir.
• Yeşil hidrojen ve sentetik yakıtlar: Sanayi, denizcilik ve havacılık gibi elektrifikasyonu zor sektörlerde çözüm sunar.
• Isı pompaları: Binalar ve sanayide doğalgaz ve kömür kullanımının azaltılmasına katkı sağlar.
• Elektrikli araçlar ve şarj altyapısı: Ulaştırma emisyonlarını azaltmak için temel teknolojilerdir.
• CCUS teknolojileri: Elektrifikasyonla çözülemeyen sanayi süreçlerinin karbonsuzlaştırılması için gereklidir.
Dünyadaki son teknoloji dalgasını oluşturan yeni nesil iklim teknolojileri, Türkiye için önemli fırsatlar barındırmaktadır. Bu fırsatlardan yararlanmak için Türkiye’nin proaktif bir yaklaşımla stratejik önceliklerini belirlemesi ve gerekli destek mekanizmaları ile düzenlemeleri zamanında hayata geçirmesi kritik önem taşımaktadır. Bu alanlarda yalnızca özel sektör inisiyatifine güvenmek yeterli olmayacaktır; kamunun Ar-Ge faaliyetlerine destek vermesi, prototip projelere yatırım yapılması, düzenleyici çerçevenin oluşturulması ve ilgili piyasa altyapısının hazırlanması gerekmektedir.
Lisanssız elektrik üretim tesislerinde 10 yıllık YEKDEM sonrası ihtiyaç fazlası enerji fiyatı belirlendi13 Haziran 202614:22 Yer altı maden işletmelerinde meydana gelen maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin kararda değişikliğe gidildi13 Haziran 202614:20 Denizüstü Rüzgar Enerjisi Derneğinin ilk liman toplantısı Mersin’de düzenlendi13 Haziran 202609:00 GKRY, İsrail, Yunanistan ve ABD, Doğu Akdeniz Enerji Merkezi kurulması için anlaştı13 Haziran 202608:30 Elektrikli araçlar dünyanın çevresini 4 bin 400 kez dolaştı13 Haziran 202608:00