
15. Türkiye Enerji Zirvesi kapsamında TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nden Prof. Dr. Pınar İpek’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Baz Yük Enerji Santralleri Oturumu’, sektörün paydaşlarını bir araya getirdi. Kpler Kömür, Petrokok ve Çimento Kıdemli İçgörü Analisti Fırat Ergene, Yerli Kömür Kaynaklı Elektrik Üreticileri Derneği (YEKÜD) Başkanı Fatma Elif Yağlı ve Akenerji Varlık Yönetimi ve Özel Ürünler Müdürü Onur Kitay konuşmacı olarak yer aldı ve sektörün öngörülerini dinleyicilerle paylaştı.
15. Türkiye Enerji Zirvesi kapsamında TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nden Prof. Dr. Pınar İpek’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Baz Yük Enerji Santralleri Oturumu’, sektörün paydaşlarını bir araya getirdi. Kpler Kömür, Petrokok ve Çimento Kıdemli İçgörü Analisti Fırat Ergene, Yerli Kömür Kaynaklı Elektrik Üreticileri Derneği (YEKÜD) Başkanı Fatma Elif Yağlı ve Akenerji Varlık Yönetimi ve Özel Ürünler Müdürü Onur Kitay konuşmacı olarak yer aldı ve sektörün öngörülerini dinleyicilerle paylaştı.
‘2026 yılında kömür talebi yeniden artacak’

Araştırmam kömür piyasasına odaklı. Asya-Pasifik’te piyasa dinamikleri farklılık göstermekte, linyit bu ticaretin dışında kalmaktadır.
Küresel kömür ticaret hacmi önceki yıllarda 1 milyar tonun üzerine çıkarak zirveye ulaşmıştı. Mevcut yıl itibarıyla ise 50–100 milyon ton aralığında bir düşüş bekleniyor. Bu gerilemenin büyük bölümü Asya-Pasifik kaynaklı olup, temel neden Çin’deki ithalat düşüşüdür. Çin, son yıllarda yoğun yenilenebilir enerji yatırımları gerçekleştirdi ve bu durum piyasada bir dengelenme ihtiyacını doğurdu. Yılın ilk yarısı itibarıyla Çin’de kömür üretimi yavaşlamış; elektrik sektöründeki reformlar da bu süreci destekledi. Buna karşın 2026 yılında kömür talebinin yeniden artacağı öngörülüyor.
En büyük ithalat pazarı Hindistan olarak görülüyor. Ülkede iç üretimde yaşanan düşüş ve özellikle çimento sektöründeki talep artışı, kömür ithalatını destekliyor. Ancak geçmiş yıllardaki rekor hacimlere yeniden ulaşılması olası görünmüyor. Çin halen en büyük ithalatçı olduğu için, gelişmelerin merkezinde yer alıyor. Elektrik sektöründeki reformlar kapsamında, devletin yenilenebilir yatırımlara sağladığı alım garantilerinin kaldırılması, projelerin mayıs ayı sonuna kadar hızlandırılmasına yol açtı. Bu nedenle aylık ortalama 20 GW seviyesindeki güneş enerjisi kurulumları 8–10 GW bandına geriledi. Yenilenebilir kapasitesindeki bu yavaşlama, Çin’in elektrik talebini karşılamak için yerli kömüre olan ihtiyacın önümüzdeki yıllarda sınırlı da olsa artabileceğine işaret ediyor.
Kömür talebinin yoğunlaştığı bir diğer bölge ise Kuzeydoğu Asya. Japonya, Güney Kore ve Tayvan bu bölgede öne çıkan pazarlar. Japonya’da 2011 Fukushima kazası sonrası devre dışı kalan nükleer santraller kademeli olarak yeniden faaliyete alınmakta, bu durum elektrik talebini ve dolayısıyla kömür ile gaz talebini sınırlıyor. Güney Kore’de ise kömürden elektrik üretimi artmış, özellikle ucuz Rus kömürünün etkisiyle kömür gazın yerini aldı. Uzun vadede ülkenin hedefi kömüre bağımlılığı azaltmak. Tayvan’da ise nükleer santrallerin kapatılmasıyla oluşan boşluk, doğal gaz kapasitesiyle dolduruluyor.
Avrupa Birliği sıklıkla kömürden çıkışın örneği olarak gösterilse de Almanya bu açıdan tek başına temsil teşkil etmiyor. Almanya’da yaz aylarında güneş enerjisinin etkisiyle kömür tüketimi düşmekte, LNG kapasitesinin artmasıyla kömür ekonomik avantajını büyük ölçüde yitirmektedir. Buna rağmen ülke linyitten elektrik üretimini sürdürmekte ve önümüzdeki 5–10 yıl boyunca kömür tüketmeye devam etmesi bekleniyor. Ayrıca Almanya’nın Fransa’daki nükleer kapasiteye dayanan şebeke entegrasyonu, bu modelin diğer ülkeler için kolayca uygulanabilir olmadığını gösteriyor.
“KÖMÜR ÖNEMLİ BİR ROL OYNAMAYI SÜRDÜRECEK”
Yüksek elektrik fiyatları da kömürün kısa vadede tamamen devre dışı kalmasını zorlaştırıyor. İngiltere ve Almanya’da son kullanıcı elektrik fiyatları 350 dolar seviyelerine ulaşmış olup, bu durum uzun vadede sürdürülebilir bir durum değil. LNG kapasitesi Avrupa’da kömürden çıkışı hızlandırabilir; ancak Asya’da kömüre olan yapısal bağımlılık nedeniyle bu senaryo gerçekçi görünmüyor. Mevcut fiyatlamalarda, kömür santralleri ile gaz arasında yaklaşık yüzde 50 maliyet farkı bulunuyor ve LNG’nin kömürün yerini alabilmesi için belirgin bir finansal avantaj sunması gerekiyor.
Bu çerçevede kömürün önümüzdeki yıllarda da enerji sisteminde önemli bir rol oynamayı sürdüreceği değerlendiriliyor. Türkiye’de ithal kömür santrallerinin büyük bölümü son 10 yılda devreye alınmış olup, ülke dünyanın en genç ve verimli kömür santral filolarından birine sahip. Uygun bakım ve parça tedariği sağlandığı sürece bu santrallerin ekonomik ömrü oldukça uzun. Ayrıca Avrupa fiyat endeksinin 70 doların altına düşmesi durumunda uygulanan vergi mekanizması, mevcut fiyat seviyelerinde santraller üzerinde ek bir yük oluşturmuyor.
‘Yerli kaynakların kullanılması büyük önem taşıyor’

İspanya’da nisan ayında yaşanan ve güneş ile rüzgar üretimindeki ani dalgalanmalar nedeniyle sistem dengesinin bozulmasına yol açan olay, baz yükün önemini bir kez daha ortaya koydu. Baz yük eksikliği nedeniyle sistem dengede tutulamamış, yüzde 50’nin üzerinde kesinti yaşanmış ve bu durum diğer ülkeleri de etkiledi. Bu gelişmenin ardından Avrupa’da yenilenebilir enerjinin öncelikli olmaya devam etmesi gerektiği, ancak baz yük kapasitesinin de mutlaka güçlendirilmesi gerektiği yönünde bir yaklaşım öne çıktı.
Türkiye’de baz yük konusunda Bakanlığın belirgin bir farkındalığı bulunuyor ve bu alanda gerekli adımlar atılıyor. Baz yük; yerli kömür, doğal gaz santralleri veya ithal kömür yoluyla sağlanıyor. Dernek olarak önceliğin yerli kaynaklara verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ukrayna–Rusya krizi sırasında yaşanan fiyat artışları ve Almanya’nın bu süreçte kömür santrallerini yeniden devreye alma girişimleri, dışa bağımlılığın azaltılmasının stratejik önemini açıkça göstermiştir. Türkiye’de enerji kaynaklı cari açık yaklaşık 70 milyar dolar seviyesindedir ve yerli kaynakların kullanılması ekonomik açıdan da büyük önem taşıyor.
Yerli kömür santralleri yalnızca baz yük ve enerji arzı açısından değil, bulundukları bölgelerde sağladıkları istihdam nedeniyle de kritik bir yere sahip. Madencilikten santral işletmesine kadar geniş bir ekosistemde yaklaşık bir milyon kişiye dolaylı istihdam sağlamakta. Bu nedenle bu tesislerin ayakta kalmasının ekonomik ve sosyal açıdan çok boyutlu faydaları bulunuyor. Özelleştirme sonrası devralınan santrallerin bir kısmı eski olmakla birlikte, rehabilitasyon ve çevresel yatırımlarla daha verimli ve çevreye daha duyarlı hale getirilmekte. Dernek olarak çevresel etkileri gözeten, aynı zamanda ülkenin enerji güvenliğini koruyan bir yaklaşımın mümkün olduğuna inanıyoruz.
Ülkenin artan elektrik ihtiyacı dikkate alındığında tüm üretim kaynaklarına ihtiyaç var. Özellikle yaz aylarında klima kullanımının arttığı dönemlerde arz sıkışıklıkları yaşanabilmektedir. Ancak yerli kömür santrallerinde artan işçilik ve yakıt maliyetleri nedeniyle üretim maliyetleri yükselmiş, kalori bazında ithal kömür daha avantajlı hale gelmiştir. Buna rağmen doğal gaz ve ithal kömür dışa bağımlı kaynaklardır. Bu nedenle Bakanlık tarafından TEİAŞ aracılığıyla alım anlaşmaları ve teşvik mekanizmaları devreye alındı. Elektrik fiyatlarının belli bir seviyede tutulmak istendiği mevcut koşullarda, stratejik açıdan yerli kömürün önceliklendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.
Sektör paydaşlarının birbirlerini dönemsel olarak desteklediği de unutulmamalıdır. 2022–2023 yıllarında yerli kömür santralleri, tavan fiyat mekanizması yoluyla ithal kömür santrallerini yaklaşık 18 ay boyunca destekledi. Devlet politikaları çerçevesinde bu tür dengeleyici mekanizmalar işletilebiliyor. Yerli kömürde kaynağa erişim ithal kömüre kıyasla daha zor ancak yeni gelişmeler umut verici.
Öte yandan kömür santralleri finansmana erişimde ciddi zorluklar yaşıyor. Özelleştirmelerden kaynaklanan borçluluk, yüksek maliyetler ve görece düşük elektrik fiyatları finansman imkanlarını sınırlandırıyor. Modernizasyon yatırımları büyük ölçüde şirketlerin kendi kaynaklarıyla veya bankalarla yapılan kredi ertelemeleri sayesinde gerçekleştiriliyor. Buna rağmen santraller, mevcut koşullar altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadır.
‘Türkiye enerji sisteminin vazgeçilmez unsuru; baz yük santralleri’

Baz yük santrallerinin önemi son dönemde yaşanan gelişmelerle birlikte bir kez daha net biçimde ortaya çıktı. Bu önemi üç ana başlık altında toplamak gerekirse;
Birincisi; arz güvenliği. Baz yük santralleri, 7/24 çalışma kabiliyetleri sayesinde sistemin temel enerji ihtiyacını karşılayan ve elektrik sisteminin omurgasını oluşturan tesislerdir. Türkiye’nin kurulu gücü yaklaşık 120 bin MW seviyesine ulaştı. Bunun yüzde 58’i yenilenebilir kaynaklardan oluşmakta, rüzgar ve güneşin payı yaklaşık 38 bin MW olarak belirlendi. Doğal gaz, ithal kömür ve yerli kömürden oluşan baz yük santralleri ise yaklaşık 45 bin MW ile toplam kurulu gücün yüzde 37’sini oluşturuyor. Uluslararası piyasalarda bu oran genellikle yüzde 50 seviyesinde. Yenilenebilir yatırımlar cari açığın azaltılması açısından son derece olumlu olmakla birlikte, şebekenin dengelenmesi için mevcut baz yük kapasitesinin korunması kritik önemde bir mesele. Türkiye’nin 2035’e kadar rüzgar ve güneşte 120 bin MW hedefi bulunuyor. Bu hedef, her yıl ortalama 8–9 bin MW yeni kapasitenin devreye alınmasını gerektirmekte, buna paralel olarak şebeke dengesini sağlayacak baz yük kapasitesinin korunmasını zorunlu kılıyor.
İkinci başlık; sistem dengesi ve frekans kontrolü. Yenilenebilir üretimdeki dalgalanmaların yönetilebilmesi için baz yük santrallerine ihtiyaç var. Depolama çözümleri uzun vadede önemli olmakla birlikte, bugün itibarıyla birçok projede fizibilite sorunları devam ediyor. Akkuyu Nükleer Santrali kapsamında 2028 sonuna kadar 4 adet 4.800 MW kapasitenin devreye girmesi planlansa da bu miktar tek başına yeterli değil. Elektrik talebi yapay zeka uygulamaları ve elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte artmaya devam edecek gibi duruyor. Bu nedenle sistemin esnekliğini sağlayan doğal gaz santralleri, çevresel etkileri görece düşük ve frekans dalgalanmalarına en hızlı yanıt veren tesisler olarak öne çıkıyor. TEİAŞ’ın primer ve sekonder kontrol mekanizmalarında baz yük santrallerinin rolü büyük ve saatlik binlerce megavatlık dengeleme bu tesisler üzerinden sağlanıyor.
Üçüncü başlık ise ekonomik sürdürülebilirlik. Rüzgar, güneş ve hidroelektrik üretim maliyetleri düşük olsa da bu kaynakların devre dışı kaldığı anlarda elektrik fiyatları hızla tavan seviyelere çıkabilmekte. Arzın talebi karşılayamadığı durumlarda devreye giren doğal gaz ve kömür santralleri, fiyatların dengelenmesinde kritik rol oynuyor. Bu nedenle nükleer ve depolama yatırımları hayata geçene kadar mevcut baz yük santrallerinin sistemde tutulması zorunlu. Mevcut teşvikler doğal gaz santrallerine bir ölçüde destek sağlasa da yeni yatırımların önünü açacak fiyatlama ve piyasa düzenlemelerine ihtiyaç bulunuyor.
Yerli kömür santralleri özelinde ise tesislerin yaşlı olması modernizasyon ihtiyacını artırmakta. Yaklaşık 10.500 MW kurulu güce sahip bu santraller, maden sahalarındaki operasyonel zorluklar ve sık arızalar nedeniyle yeterli üretim yapamamakta. Kapasite kullanım oranlarının artırılması için modernizasyon yatırımları ve destek mekanizmaları önem taşıyor. Doğal gaz santralleri ise görece daha genç ve verimli olup, piyasa koşullarının elverdiği ölçüde sistemde etkin rol oynayabilecek potansiyele sahip.
Genel olarak baz yük santralleri, nükleer ve depolama yatırımları devreye girene kadar Türkiye enerji sisteminin vazgeçilmez unsurları olmaya devam edecektir.
Bakan Bayraktar, Sıfır Atık Festivali’ni ziyaret etti5 Haziran 202620:06 APED’den Dünya Çevre Günü’nde çağrı: Basılı fiş uygulaması kaldırılsın5 Haziran 202618:01 TABGİS’ten dağıtım şirketlerine ziyaret5 Haziran 202617:23 Sıfır Atık Forumu 2026’da döngüsel ekonomi ele alındı5 Haziran 202616:28 Nijerya, Türkiye ile madencilikte teknoloji transferi ve yatırım ortaklığı hedefliyor5 Haziran 202615:18