
Akdeniz Ülkeleri Enerji Şirketleri (OME) Hidrokarbonlar Direktörü Sohbet Karbuz’un moderatörlüğünde düzenlenen ‘LNG Oturumu’, uluslararası konuşmacılar ve geniş katılımla gerçekleştirildi. Uluslararası Enerji Ajansı Gaz Analisti Gergely Molnar’ın sunumuyla başlayan oturumda, Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü Kıdemli Araştırma Görevlisi Mike Fulwood ve E&A Law Firm Kurucusu Ana Stanic, global gaz ve LNG sektöründeki gelişmeleri ve gelecek öngörülerini masaya yatırdı.
Akdeniz Ülkeleri Enerji Şirketleri (OME) Hidrokarbonlar Direktörü Sohbet Karbuz’un moderatörlüğünde düzenlenen ‘LNG Oturumu’, uluslararası konuşmacılar ve geniş katılımla gerçekleştirildi. Uluslararası Enerji Ajansı Gaz Analisti Gergely Molnar’ın sunumuyla başlayan oturumda, Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü Kıdemli Araştırma Görevlisi Mike Fulwood ve E&A Law Firm Kurucusu Ana Stanic, global gaz ve LNG sektöründeki gelişmeleri ve gelecek öngörülerini masaya yatırdı.
‘Katar’da kontrat hacimleri daha da artacak’

Aslında Katar tarafında da belirgin bir arz fazlası görüyoruz. Katar’daki trenlerin önemli bir bölümü üçüncü çeyrekten itibaren yıl sonuna kadar tamamlanmış olacak. Toplamda altı trenden bahsedebiliriz. Kuzeybatı tarafında ise henüz aktif bir hat bulunmuyor, ancak buradaki altyapının yaklaşık yüzde 15’i tamamlanmış durumda.
Bu nedenle Katar, LNG tedarikinde devreye girecek önemli bir oyuncu olmaya devam edecek. Üstelik son derece düşük maliyetli bir enerji kaynağı. Likidite anlamında çok büyük beklentiler olmasa bile, üretim maliyetlerinin neredeyse yok denecek kadar düşük olması Katar’ı avantajlı kılıyor. Önümüzdeki iki-üç yıl içinde Katar’da kontrat hacimlerinin daha da artacağını göreceğiz.
Birkaç ay önce “The Global Outlook for Gas Demand in a $6 World” adlı bir çalışma yaptık ve bu Oxford kaynaklıydı. Amacımız, piyasadaki arz fazlasını ve düşük fiyatların talep üzerindeki etkisini analiz etmekti. LNG fiyatlarının bir dönem 5 dolara kadar düştüğünü görmüştük. Bu düşük fiyatların kısa ve uzun vadeli etkilerini inceledik.
Sonuçlara göre, fiyatların 6 dolar seviyesinde kalması durumunda 2030’a kadar ek bir talep oluşuyor ve toplam talep yaklaşık yüzde 7 artıyor. Enerji ve ulaşım sektörlerinde belirgin etkiler görülüyor. Geçmişte Avrupa’da gaza geçiş örneklerinde de bunu görmüştük; ancak altyapı yetersizlikleri bu geçişi zorlaştırabiliyor.
Hindistan daha progresif bir pazar ve bu fiyat seviyesinde daha fazla gaz kullanımı mümkün. Japonya’da da talep artışı görülebilir; ancak kömürle çalışan tesisler hala önemli bir paya sahip. Uzun vadede ise 6 dolarlık gazın, özellikle elektrik üretiminde yeterince rekabetçi olmadığını gördük. Çin’de rüzgar enerjisi çok daha avantajlı.
Doğal olarak kesin bir şey söyleyemeyiz. Ancak genel yöne baktığımızda bazı çıkarımlar yapabiliriz. 2030’a kadar olan döneme baktığımızda, 2030’un 2019’a benzer bir tablo sunabileceğini düşünüyorum. 2019’da ortalama TTF fiyatı 5 dolar civarındaydı, hatta zaman zaman 3 dolara kadar düşmüştü. Ardından çok sert bir artış yaşandı.
Bizim yaptığımız araştırmalarda da 6 dolarlık seviye öne çıkmıştı. Zamanlama konusunda net konuşmak zor ancak 2028’in kritik bir yıl olacağını düşünüyoruz. Gelen tedarik, piyasayı bir miktar boğacak gibi görünüyor. 2027 de önemli olabilir ancak asıl dengelenmenin 2028’de olması muhtemel.
Yıllar içinde TTF’nin 9 dolar olduğunu da gördük, 5 dolar olduğunu da. LNG uzun zamandır ithal ediliyor ve burada belirli maliyet eşikleri var. Kargo iptallerinin görülmesi için fiyatların neredeyse 1 dolar seviyesinin altına inmesi gerekir. Bugünkü koşullarda bu tür iptallerin olması çok olası değil.
‘Fiyat formülleri de değişecek’

Anlaşmalar, kontratın yapısına bağlı. Hangi kurumun hangi şartlarla anlaşma yaptığı belirleyici oluyor. Genel olarak baktığımızda kontrat iptalleri portföy yapısına bağlı. Avrupa pazarında alıcılar zor durumda kaldıklarında genellikle politik veya hukuki çözümler arıyorlar.
Eğer kontratlar piyasa koşullarının çok dışında kalırsa, “al ya da öde” yükümlülükleri yeniden gündeme geliyor ve bu kontratlar tekrar müzakere edilebiliyor. İleride Avrupa’da benzer bir durum yaşanırsa, belirli müdahaleler gündeme gelebilir.
Bazı alıcılar artık TTF referanslı fiyat formüllerini kullanmıyor. Bunun yerine Norveç boru hattı gibi alternatif kaynaklara yönelebiliyorlar. Bu nedenle kontratlar yeniden müzakere ediliyor.
Avrupa alıcılarına baktığımızda genellikle TTF referanslı ve taban fiyatlı formüller kullanılıyor. Bu, özellikle Amerika kontratlarında yaygın. Ancak destinasyonla ilgili kısıtlamalar olabiliyor ve bunlara dikkat edilmesi gerekiyor.
Asıl önemli olan, pazarın sıkı durumdan daha gevşek bir yapıya geçerken fiyat formüllerinin de değişecek olması. Hukuki düzenlemeler ve risk yönetimi bu noktada kritik önem taşıyor. Sözleşme hükümlerinin hangi hukuka tabi olduğu da çok önemli.
Aynı zamanda yaptırımlar ve gümrük tarifeleri sözleşmeleri etkiliyor. Bu nedenle kontratları mümkün olduğunca bu tür müdahalelerden uzak tutmak gerekiyor. Amerika tedarike devam ettiği sürece ciddi bir sorun görmüyorum. Ayrıca kontratlardaki cezalar da çok yüksek.
‘Küresel gaz talebi 2026 itibarıyla yeniden hızlanacak’

Türkiye, Avrupa’daki en dinamik ve gelişen enerji ve gaz pazarlarından biri. Türkiye’nin doğal gaz üretimi 2025’in ilk on ayında geçen seneye göre yüzde 40’tan fazla arttı. Ülkenin gaz depolama kapasitesi ise 0,5 BCM yükseldi. Bu son derece önemli bir gelişme. Zira Avrupa’nın geri kalanında artışı bir kenara bırakalım, gerilemeler görüyoruz.
Bu yıl aynı zamanda LNG anlaşmaları açısından da Türkiye için rekorların yaşandığı bir yıl oldu. 100 BCM’den fazla LNG anlaşması gerçekleştirildi. Bu durum, enerji güvenliğini sağlamak amacıyla uygulanan enerji çeşitliliği politikasının bir ürünü. 2025 yılının ilk yarısını ele aldığımızda, JKM (Japan Korea Marker) ve TTF (Title Transfer Facility) parametrelerinin 2024’e göre sırasıyla yüzde 40 ve yüzde 30 arttığını görüyoruz. Bu artışlar üzerinde piyasa hareketlerinin etkisi açık, ancak jeopolitik gerilimler de önemli rol oynadı.
Aynı zamanda fiyatların yılın üçüncü çeyreğinden itibaren belirgin biçimde düştüğünü görüyoruz. Piyasada şu anda bir yumuşama söz konusu. Bu durumun, temmuz ayından itibaren artan LNG tedarikiyle ilişkili olduğunu düşünüyoruz.
2024’te JKM ile TTF arasında yaklaşık 1 dolarlık bir fark vardı. Ancak ilk on bir aya baktığımızda bu farkın neredeyse ortadan kalktığını görüyoruz. Bu durum Avrupa piyasasını daha çekici hale getirdi ve gaz depolarının doldurulması açısından gerekliydi.
Son birkaç haftada ise JKM–TTF farkının yeniden genişlediğini görüyoruz. Mevcut durumda JKM daha yüksek seviyede. Bu fark devam ederse, LNG’nin bir süre daha Asya’ya kaymaya devam edeceğini söyleyebiliriz.
İlk üç çeyrekteki tedarik verilerine baktığımızda, LNG tedarikinde yüzde 5’ten fazla bir artış görüyoruz. Aynı zamanda Rusya’dan Çin’e Sibirya Gücü boru hattı aracılığıyla daha yüksek hacimde gaz gönderildi. Avrupa Birliği’ndeki depolama enjeksiyonları ise yaklaşık yüzde 35 arttı.
Bu tedarik artışı talebi de etkiledi. Güçlü bir artışın ardından bir miktar yavaşlama yaşandı. Yılın ilk üç çeyreğinde kilit pazarlarda doğal gaz tüketimi yüzde 0,5 arttı.
Bu artış daha çok Avrupa’da yoğunlaştı. Bu durum büyük ölçüde iklim kaynaklı. Zira yılın ilk çeyreğinde Avrupa oldukça soğuk bir kış geçirdi. Asya pazarı ise yıllardır küresel gaz talebini belirleyen en önemli bölge konumunda. Ancak yıl boyunca burada bir azalma görüldü. Çin’de görece daha durağan bir makroekonomik dönem yaşandı ve görece yüksek spot fiyatlar bu düşüşü etkiledi. Bu yavaşlamanın geçici olduğunu düşünüyoruz. Küresel gaz talebinin 2026 itibarıyla yeniden hızlanmasını bekliyoruz.
Burada konuştuğumuz stratejiler mevcut kapasitenin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor. Küresel gaz dengesi, enerji güvenliği ve fiyatlara duyarlı gelişmekte olan pazarlar için LNG tedarikinde artışa ihtiyaç var. Daha önce yaklaşık 300 BCM’lik bir artıştan bahsetmiştik. Ancak kullanım faktörleri ve azalan üretim de dikkate alındığında bu rakam 250 BCM civarına düşüyor. Buna rağmen bu hala son derece etkileyici bir hacim ve mevcut küresel LNG ticaretinin yaklaşık yarısına denk geliyor.
Statik senaryoya baktığımızda, mevcut fiyat tahminlerine dayalı olarak küresel enerji talebinin 170 BCM artmasını bekliyoruz. Bu talebin büyük bölümü Asya’dan gelecek. Denizcilik sektöründe LNG kullanımı da artacak ve yaklaşık 15 BCM’lik ek talep oluşacak. Ancak bu artışlar, tüm yeni tedariki emmeye yeterli olmayacak. Bu noktada Asya ve Avrupa’daki spot gaz fiyatlarının 2027’den itibaren Amerika’daki fiyatlara daha fazla yaklaşmasını bekliyoruz. Bu durum talebi güçlendirecek, arz fazlasını dengeleyerek piyasayı stabilize edecek.
Tarihsel olarak baktığımızda küresel gaz tüketimi zor dönemlerden geçti. Covid kapanmaları ve Rusya- Ukrayna savaşı gibi nedenlerle doğal gaz akışı yüzde 1,4 azalırken, toplamda yaklaşık yüzde 2’lik bir düşüş yaşandı.
2024–2030 dönemine ilişkin öngörülerimize göre küresel gaz kullanımının yüzde 9–10 artmasını bekliyoruz. Bu artışın büyük bölümü Asya kaynaklı olacak. Ekonomik büyüme ve kömürden gaza geçiş bu artışı destekleyecek. Orta Doğu’da petrolden gaza geçiş öne çıkıyor. Kuzey Amerika’da ise artan elektrik talebi nedeniyle yüzde 5’lik bir artış bekleniyor.
Tek istisna Avrupa olacak. Avrupa’da gaz talebinin yüzde 8–9 oranında azalmasını bekliyoruz. Bu durum, elektrik sektöründe yenilenebilir enerjilerin daha fazla kullanılmasının bir sonucu olacak.
Avrupa’nın LNG ithalatına baktığımızda, 2024–2030 döneminde yüzde 25’lik bir artış bekleniyor. Buna karşılık boru hattı gazında azalma görülecek. Bu nedenle Avrupa, diğer pazarlara bağımlı kalmaya devam edecek.
Uzun vadede yayımladığımız Dünya Enerji Görünümü raporunda üç farklı senaryo yer alıyor. Mevcut politika çerçevesi devam ederse, 2050’ye kadar doğal gaz tüketiminin yüzde 30 artmasını bekliyoruz. Bu artışın büyük kısmı gelişmekte olan ekonomilerden gelecek. Büyümenin yaklaşık yüzde 35’i elektrik, yüzde 35’i ise sanayi sektöründen kaynaklanacak.
Net sıfır emisyon senaryosunda ise 2050’ye kadar gaz talebinin yüzde 80 azalması öngörülüyor. Bu belirsizlikler, ürün geliştiriciler için risklerin yanında yeni fırsatlar da barındırıyor. Daha dayanıklı ve esnek stratejiler geliştirmemiz gerekiyor.
Amerika Birleşik Devletleri şu anda dünyanın en büyük LNG tedarikçisi konumunda ve 2030’a kadar küresel LNG tedarikinin yaklaşık yarısını ABD’nin karşılayacağını öngörüyoruz. ABD LNG kontratlarında destinasyon esnekliği maddesi bulunuyor ve bu esneklik giderek artıyor. Bu durum, küresel LNG piyasasındaki esnekliği de artırıyor. Ancak maliyetler açısından baktığımızda, ABD kaynaklı LNG daha yüksek maliyetli.
Bu ilişkiyi yakından takip etmek gerekiyor. LNG perspektifinden baktığımızda, bu yıl Sibirya hattının etkilerini daha net göreceğiz. Mevcut kapasite 38 BCM seviyesinde ve yeni anlaşmalarla birlikte Sibirya 1 hattında yaklaşık 4 BCM’lik bir artış mümkün görünüyor. 2027’de Uzak Doğu boru hattı da devreye girecek ve Rusya’dan Çin’e 10 BCM doğal gaz aktaracak. Power of Siberia 2 ise yaklaşık 50 BCM kapasiteli, çok daha büyük bir proje. Bu tür projelerin etkisi kısa vadede görülmez. Gerçek etkiler ancak 2030’lu yıllarda hissedilebilir.
Bakan Bayraktar, Sıfır Atık Festivali’ni ziyaret etti5 Haziran 202620:06 APED’den Dünya Çevre Günü’nde çağrı: Basılı fiş uygulaması kaldırılsın5 Haziran 202618:01 TABGİS’ten dağıtım şirketlerine ziyaret5 Haziran 202617:23 Sıfır Atık Forumu 2026’da döngüsel ekonomi ele alındı5 Haziran 202616:28 Nijerya, Türkiye ile madencilikte teknoloji transferi ve yatırım ortaklığı hedefliyor5 Haziran 202615:18