“Jeopolitik kriz sanayide maliyet baskısını artırıyor, stratejik hazırlığı zorunlu kılıyor”

Enerji fiyatlarındaki yükseliş, lojistikte yaşanan aksamalar ve artan sigorta maliyetleri; ihracat, enflasyon ve sanayi üretimi üzerinde yeni riskler oluşturuyor. Bu tabloya dikkat çeken ASO Başkanı Ardıç, küresel ticarette artan maliyet baskılarının Türkiye’nin üretim ve ihracat performansını zorlayabileceğini belirtti.

“Jeopolitik kriz sanayide maliyet baskısını artırıyor, stratejik hazırlığı zorunlu kılıyor”
Petroturk | Enerji Haberleri
  • Yayınlanma13 Mart 2026 11:26

ABD–İsrail ile İran arasında tırmanan gerilim ve Hürmüz Boğazı’nda aksayan tanker trafiği, küresel enerji piyasalarında yeni bir belirsizlik dalgası yaratırken Türkiye ekonomisi için de maliyet baskısını artırıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, lojistikteki aksamalar ve artan sigorta maliyetleri; ihracat, enflasyon ve sanayi üretimi üzerinde yeni riskler oluşturuyor.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, bölgede artan jeopolitik gerilimin küresel enerji piyasalarına ve Türkiye ekonomisine olası etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak şu ifadeleri kullandı:

“ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığını ciddi biçimde aksatan çatışma süreci, yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel enerji piyasalarını, ticaret yollarını ve tedarik zincirlerini de doğrudan etkilemektedir. Petrol akışındaki bozulma, tanker trafiğindeki daralma ve sigorta maliyetlerindeki artış, dünya ekonomisine yeni bir belirsizlik dalgası yaymaktadır. Enerjiye bağımlı ekonomiler açısından bu tablo, üretim maliyetlerinden enflasyona kadar geniş bir alanda baskı oluşturmaktadır.

Türkiye açısından risk çok açıktır: Enerji faturası yükseldiğinde yalnızca rafinerinin, fırının ya da fabrikanın gideri artmıyor; aynı zamanda ihracatçının rekabet gücü de aşınıyor. Sanayici bugün sadece üretim planı yapmıyor; adeta lojistik, enerji maliyetleri ve sigorta poliçesi arasında sıkışmıştır. Dünyanın bir köşesindeki jeopolitik gerilim, doğrudan üreticinin navlun hesabına yansıyor. Bu tür krizlerin yarattığı maliyet şoku artık anlık değil, kalıcı bir hesap dengesi sorunu hâline geliyor.

Türkiye 2025 yılında mal ihracatında rekor kırmış olsa da, 2026 yılının ilk aylarına ait veriler ihracatta daha kırılgan bir görünüme, ithalatta ise yukarı yönlü baskıya işaret etmektedir. Enerji ve lojistik kaynaklı yeni maliyet şokları, dış ticaret dengesi, enflasyonla mücadele ve sanayi üretimi üzerinde ilave yük oluşturabilir. Bu nedenle önümüzdeki süreci sadece güvenlik meselesi olarak değil, aynı zamanda sanayi politikası, dış ticaret stratejisi ve ekonomik dayanıklılık meselesi olarak da ele almak zorundayız.

Bu çatışma süreci, yaklaşık 50 milyar dolar ihracat hacmimizin bulunduğu Yakın ve Orta Doğu pazarlarında faaliyet gösteren ihracatçılarımız açısından ayrıca dikkatle izlenmelidir. Bölgedeki talep daralması, ödeme ve teslimat riskleri ile ticaret rotalarındaki kırılmalar, siparişten sevkiyata kadar bütün zinciri yavaşlatabilir.

Sahada sanayicilerimizden aldığımız veri ve yaptığımız anketlere baktığımızda; Körfez ülkelerine ihracat yapan firmalarımızın nakliye maliyetlerinin ve ek operasyonel gerekliliklerinin arttığını, mal sevkiyat sürelerinin uzadığını görüyoruz. Ayrıca gümrük işlemlerinin de zorlaştığı ve uzadığı sanayicilerimiz tarafından dile getirilmiştir. Bu durumun kalıcı olması halinde tedarik zincirlerinde aksamaların başlaması muhtemeldir.

Bu nedenle Türkiye’nin yeni dönemde pazar çeşitlendirmesini hızlandırması, lojistik güvenliğini güçlendirmesi ve ihracatçıyı finansman ile sigorta araçları bakımından daha güçlü desteklemesi büyük önem taşımaktadır.

Bununla birlikte her kriz yalnızca tehdit üretmez; bazı alanlarda yeni imkânları da görünür hale getirir. Savunma sanayiimizin kalbi olan Ankara, sahip olduğu ileri mühendislik kapasitesi, üretim kabiliyeti ve teknoloji altyapısıyla bu yeni dönemde öne çıkabilecek merkezlerden biridir. Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı 2025 yılında 11 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Küresel güvenlik kaygılarının arttığı dönemlerde, yüksek teknolojiye dayalı savunma ürünlerine olan ilginin artması mümkündür. Ancak asıl mesele, savunma sanayiinde oluşan bu yüksek teknoloji birikimini makine, elektronik, yazılım, malzeme ve diğer sektörlere yayabilmektir. Kalıcı kazanım ancak bu şekilde sağlanabilir.

Sanayicimizin enerji maliyetleri karşısında korunması, ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi, lojistik hatlarının güvence altına alınması ve yüksek teknolojinin daha geniş sanayi tabanına yayılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.”