‘Akaryakıtta kadın imzası’

Akaryakıt sektöründe ezber bozan bir dönüşümün iki mimarı: Nurten Öztürk ve Filiz Öztürk. OPET’i yalnızca bir enerji markası değil, hijyenden kültürel mirasa, kadın istihdamından sürdürülebilirliğe uzanan güçlü bir toplumsal etki modeline dönüştüren iki kuşak lider, sektörde kadın varlığının kalıcı ve dönüştürücü gücünü gazetemize anlattı.

‘Akaryakıtta kadın imzası’
Petroturk | Enerji Haberleri
  • Yayınlanma7 Mart 2026 08:00
Gözde Emlik – İstanbul

Türkiye’nin ilk yerli akaryakıt markası olan OPET; yalnızca enerji sektöründe büyüyen bir şirket değil; aynı zamanda toplumsal dönüşümü merkeze alan bir vizyonun temsilcisi. Bu vizyonun arkasında ise iki güçlü kadın lider var: OPET Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk ve kızı OPET Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Öztürk.

Erkek egemen bir sektörde 80’li yıllardan bu yana öncü bir rol üstlenen Nurten Öztürk; hijyen, kültürel miras, eğitim ve çevre alanlarında milyonlara dokunan projeleriyle OPET’i “sosyal sorumluluk” kavramının sembol markalarından biri haline getirdi. Temiz Tuvalet Kampanyası’ndan Tarihe Saygı’ya uzanan sosyal etki yolculuğu, bugün 20 milyonu aşkın kişiye ulaşmış durumda.

Bu dönüşümün ikinci halkasında ise kurumsal sürdürülebilirliği ve eşitlik vizyonunu stratejik bir yapıya dönüştüren Filiz Öztürk yer alıyor. Kadın Gücü ve Eşitsek Fark Eder projeleriyle akaryakıt sektöründe kadın istihdamını artıran, istasyon sahasında ezber bozan bir model geliştiren Filiz Öztürk, OPET’i yalnızca bir enerji şirketi değil; fırsat eşitliği savunucusu bir kurum kimliğine taşıyor.

Bir kuşak hayal kurdu, cesaret etti ve yolu açtı… Diğer kuşak bu vizyonu kurumsal stratejiye dönüştürdü ve ölçeklendirdi. Bugün OPET, akaryakıt dağıtımının ötesinde; sosyal etkiyi ölçen, sürdürülebilirlik komiteleri kuran ve toplumsal dönüşümü yönetim gündeminin merkezine alan bir yapı. Enerji Petrol Gaz olarak sektörün çehresini değiştiren iki rol modelle; liderliği, kırılma anlarını, kadın istihdamındaki dönüşümü ve sektörün toplumsal sorumluluğunu konuştuk.

OPET, Türkiye’de sosyal sorumluluk denince akla gelen ilk şirketlerden biri. Bu yaklaşım OPET’in kurumsal kültürünün neresinde duruyor? OPET’in “bilinçli toplum” vizyonu yıllar içinde nasıl şekillendi ve gelişti?

NURTEN ÖZTÜRK: Biz OPET’te sosyal sorumluluğu, ayrı bir başlık ya da dönemsel bir çalışma değil; şirketin tüm kararlarına yön veren temel bir bakış açısı olarak gördük. OPET’in kuruluşundan bu yana benimsediğimiz bu vizyon, tüm projelerimizin ortak paydasını oluşturdu. Bugün Temiz Tuvalet Kampanyası’ndan Kadın Gücü Projesi’ne, Tarihe Saygı’dan Yeşil Yol’a kadar hayata geçirdiğimiz her projede, önce insanı ve yaşanabilir bir gelecek idealini odağımıza aldık. Hijyen, eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, kültürel miras ve çevre gibi alanlarda yürüttüğümüz bu çalışmalar; toplumun gerçek ihtiyaçlarını merkeze alan, uzun soluklu ve ölçülebilir etki yaratmayı hedefleyen bir yaklaşımın ürünü. Bu vizyon, yıllar içinde sahadan gelen geri bildirimlerle güçlendi, OPET kültürünün ayrılmaz bir parçası haline geldi ve ne mutlu ki OPET’in tüketicinin en çok sevdiği, aşkla bağlandığı marka olmasına katkı sağladı.

Bugüne kadar yürüttüğünüz projeler içinde sizi en çok etkileyen, dönüştürücü gücünü en çok hissettiğiniz proje hangisi oldu?

NURTEN ÖZTÜRK: Şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki her projemizin kalbimizde ayrı bir yeri var. Ancak Temiz Tuvalet Kampanyası, ilk projemiz olması ve sektörde yarattığı büyük dönüşüm ile farklı bir yere sahip. Bu proje, sadece OPET ve akaryakıt dağıtım sektöründe değil, okullardan dinlenme tesislerine, kamusal alanlardan iş yerlerine kadar geniş bir alanda hijyen standartlarının yükselmesini sağladı. Sahadan gelen geri bildirimler, attığımız adımın ne kadar doğru ve ihtiyaç odaklı olduğunu bize her zaman yeniden hatırlattı.

FİLİZ ÖZTÜRK: Gerçekten çeyrek asırdan fazla bir süredir devam eden Temiz Tuvalet Kampanyası, bizim tüm sosyal sorumluluk çalışmalarımızın temelini oluşturan bir referans noktası. Bu kampanya, toplumsal alışkanlıkların değişmesinin zaman alsa da mümkün olduğunu bize gösterdi. Sabırlı olmayı, sahayı dinlemeyi ve kararlılıkla aynı hedefin arkasında durmayı öğretti. Temiz Tuvalet Kampanyası’nın başarısı, bize yeni projeler üretirken de cesaret verdi. Kadın Gücü, Tarihe Saygı, Doğaya Saygı gibi projelerde edindiğimiz yaklaşımın kökeninde bu deneyim yatıyor. Bugün OPET denince akla sosyal sorumluluk geliyorsa, bunun temelinde Temiz Tuvalet Kampanyası’nın açtığı yol ve yarattığı güven duygusu var. Bu proje, bizim için geçmişten bugüne uzanan çok kıymetli bir rehber olmaya devam ediyor.

OPET olarak UN Women iş birliğiyle yürüttüğünüz “Eşitsek Fark Eder” projesi ile hangi somut dönüşümleri hedeflediniz? Bugüne kadar nasıl sonuçlar elde edildi?

FİLİZ ÖZTÜRK: 2018 yılında mesleğin cinsiyeti olmayacağı algısının toplumsal düzeyde benimsenmesi için Kadın Gücü Projemizi başlatmıştık. Kasım 2023’te UN Women ile bir iş birliğine giderek “Eşitsek Fark Eder” dedik ve Kadın Gücü’nü destekleyen yeni bir projeye daha adım attık. Proje ile BM Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) doğrultusunda hem OPET Genel Müdürlük bünyesinde hem de OPET istasyonlarında toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı kurum politikaları ve uygulamalarının geliştirilmesini planlarken alınan bu aksiyonların sektörde öncü ve örnek olması, toplumsal fayda yaratmasını hedefliyoruz. Değişime ve gelişime yine önce kendimizden başlayarak çalışanlarımız ve bayi personelimizle uzun dönemde sektöre ve topluma fayda sağlayacak önemli bir konuyu sahiplendik. Bugüne kadar şirket içi farkındalık eğitimleri, toplumsal cinsiyet eşitliğinin soyut bir kavram olmaktan çıkıp günlük iş yapış biçimlerine yansımasını sağladı. Eğitimler sayesinde hem Genel Müdürlük’teki çalışma arkadaşlarımız hem de istasyon çalışanlarımız farkında olmadan sürdürülen kalıp yargıları tanımaya ve sorgulamaya başladı. Bu da hem kurum içi iletişim dilinde hem de çalışma ortamındaki tutum ve davranışlarda gözle görülür bir dönüşüm yarattı.

“Kadın Gücü” projesi akaryakıt sektörü gibi erkek egemen bir alanda önemli bir kırılma yarattı. Bu projenin sektörde nasıl bir etki oluşturduğunu sizden dinleyebilir miyiz?

NURTEN ÖZTÜRK: Kadın Gücü Projesi, sizin de ifade ettiğiniz gibi akaryakıt sektöründe önemli bir kırılma noktası sağladı. Erkek egemen bir sektörde kadının eşit şartlar sağlandığında nasıl güçlü bir şekilde var olacağını kanıtladı. Filiz bu projeyi ilk paylaştığında zorlu bir yolculuk olacağını biliyorduk. Ama onun liderliğinde yürüyen bu proje ile 2018 yılında istasyonlarımızda yüze 8’lerde olan kadın istihdam oranı bugün yüzde 25’lerin üzerine çıktı. Üstelik sadece istihdam artışı değil, sektör genelinde bir zihniyet değişimi de sağlandı.

FİLİZ ÖZTÜRK: Uzun yıllar boyunca, enerji sektöründe kadınların istasyonlarda görev alması, neredeyse tahmin edilemeyecek bir durumdu. OPET olarak 2018 yılında başlattığımız “Kadın Gücü” projesiyle “mesleğin cinsiyeti olmaz” diyerek bu algıyı kökten değiştirmek, toplumsal dönüşüm hareketine öncülük etmek üzere yola çıktık. Amacımız; istasyonlarda kadın istihdamını artırarak toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmek, kadınların ekonomik hayata katılımını desteklemek ve fırsat eşitliği konusunda toplumsal farkındalık yaratmaktı.

Bugün Kadın Gücü’nün geleneksel olarak erkek egemen bir sektörde cinsiyet eşitliği modelini başarıyla uygulayan ilk proje olduğunu ifade edebilirim. Projeyi kurgularken kadınlara yalnızca bir istihdam alanı açmakla yetinmedik. Kadınların kendilerini güvende, güçlü ve eşit hissettikleri bir çalışma ortamı oluşturmayı öncelik haline getirdik. Zaman içinde gördük ki kadınların istasyonlardaki varlığı yalnızca iş gücünü değil, hizmet kalitesini ve müşteri memnuniyetini de olumlu yönde etkiledi. Bizimle birlikte sektörün diğer oyuncularında da kadın istihdam sayısında artış yaşanması projenin yarattığı değişimin en güzel göstergesi. Artık rahatlıkla erkek egemen diye bilinen sektörümüzün Kadın Gücü ile yeni bir çehreye kavuştuğunu söyleyebiliyoruz.

OPET istasyonlarında kadın çalışan sayısında son yıllarda nasıl bir değişim var? Kadınların sahada daha görünür olması müşteri davranışlarını ve marka algısını nasıl etkiledi?

FİLİZ ÖZTÜRK: Mart 2018’de proje ilk başladığında OPET ve Sunpet istasyonlarımızda kadın çalışan sayımız 1.541 idi. 2018’den bu yana toplamda 19 bini aşkın kadın çalışana dokunduk. 2025 sonu itibarı ile OPET ve Sunpet’teki toplam 17 bin 478 çalışandan 4 bin 395’i kadın. Araştırmalar ve geri bildirimler, kadın çalışanların olduğu istasyonlarda müşteri memnuniyetinin arttığını açıkça gösteriyor. 2018’de başladığımızda istasyonlarda kadın çalışan görmek çoğu insan için sıra dışı bir durumdu. Bugün ise müşterilerimizin çoğu, kadın çalışanlarımızın varlığını istasyon deneyiminin doğal ve hatta pozitif bir parçası olarak görüyor. Bu bizim için çok kıymetli bir dönüşüm. Kadınların istasyonlardaki varlığı sadece sayısal bir artış değil; hizmet anlayışında, iletişimde ve kurum kültüründe de güçlü bir değişim yarattı. Proje ile kadın istihdamında önemli bir artış sağlanırken akaryakıt istasyonlarının müşteri memnuniyeti ve satışlarında da artış tespit edildi. Örneğin kadın istihdam eden bayilerimizin satışlarında pompa başına yüzde 4’lük artış ölçümlendi. Yine genel müşteri şikâyetlerinde yüzde 9 düşüş gözlendi. Projenin bilinirliğinin artmasıyla birlikte müşteri memnuniyeti, bayi bazında yüzde 951 gibi çok yüksek bir oranda arttı.

“Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar” projesiyle 81 ilde çocuklara ulaşmak oldukça büyük bir organizasyon. Bu projenin sahadaki etkilerini nasıl ölçüyorsunuz?

NURTEN ÖZTÜRK: Çeyrek asrı geride bırakan Temiz Tuvalet Kampanyası, kamuya açık alanlarda bir hijyen standardına ulaşılmasında pek çok sektör için yol gösterici oldu. “Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar” projesini tasarlarken en önemli önceliğimiz, eğitimin kalıcı davranış değişikliğine dönüşmesiydi. Projeyi, öğretmenleri, öğrencileri ve aileleri içine alan, kalıcı farkındalık oluşturan bir model olarak tasarladık. Toplumsal davranış değişikliğinin ancak “birlikte mümkün” olduğuna olan inancımız ile hijyeni yalnızca bir temizlik rutini değil, sağlıklı yaşamın ve toplumsal sorumluluğun temel parçası olarak ele aldık. Projemiz ülke çapında, okul öncesinden liseye kadar tüm öğrencileri kapsıyor. Eğitim videoları, dijital içerikler, etkinlik kitapları, çizgi filmler ve saha çalışmalarıyla 81 ilde çocukları “hijyen elçisi” haline getirdik. İyi uygulama örneklerini çoğaltmak için Türkiye genelindeki okullarda “Tertemiz Yarınlar İyi Uygulama Yarışması” ile “Sosyal Sorumluluk Yarışmaları” düzenledik.

Proje ile bugüne kadar Türkiye genelinde 1 milyon öğretmene, 16 milyon öğrenciye ve toplamda 25 milyon kişiye ulaştık. 81 ilde milyonlarca öğrenciye ulaşmak elbette büyük bir organizasyon; ancak asıl değerli olan, çocukların hijyeni bir sorumluluk ve yaşam alışkanlığı olarak benimsemesi.

EŞİTSEK FARK EDER İLE EŞİTLİKÇİ POLİTİKALAR

OPET, kadınların çalışma hayatının her alanında fırsat eşitliği çerçevesinde başarıyla var olabileceğini ortaya koyan “Kadın Gücü” Projesi ile “mesleğin cinsiyeti olmadığı” algısının toplumsal düzeyde ve enerji sektöründe benimsenmesinde önemli bir görev üstlendi. 2023 yılı Kasım ayında ise OPET, UN Women ile toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının güçlenmesi çalışmalarını bir adım daha ileriye taşıyacak anlamlı bir iş birliğine imza atarak “Eşitsek Fark Eder” projesini başlattı. Proje; Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların güçlenmesi ve kadın istihdamını artırmak için kapsamlı ve uzun vadeli bir program. Proje ile BM Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) doğrultusunda hem OPET Genel Müdürlük bünyesinde hem de OPET istasyonlarında toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı kurum politikaları ve uygulamalarının geliştirilmesi planlanırken alınan bu aksiyonların sektörde öncü ve örnek olması, toplumsal fayda yaratması hedefleniyor. Proje çerçevesinde OPET Genel Müdürlük ve istasyon çalışanlarını kapsayacak Temel Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitim Programı’nın hazırlıkları tamamlandı. 2026 Haziran ayına kadar tüm OPET ve istasyon çalışanlarının bu eğitimleri tamamlamış olması planlanıyor. Eğitimler bittiğinde toplamda 19.473 kadın ve 13.783 erkek çalışanı olmak üzere toplam 37.629 kişiye Toplumsal Cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmalarla ulaşılmış olacak.

Proje Kapsamında 2026 yılında yapılması planlananlar:

• 2026 yılında Eşitsek Fark Eder projesi kapsamında tüm Genel Müdürlük ve istasyon çalışanlarının toplumsal cinsiyet farkındalık eğitimlerinin tamamlanması.
• Eğitimlerin oryantasyon programı kapsamına, online’a evrilerek sürdürülebilir bir şekilde eklenmesi.
• Genel Müdürlük çalışanlarının mail ve iç haberleşme sistemlerine eşitlikçi dil uyarısı yapan bir modül eklenmesi.
• Her yaştan bireyin yararlanabileceği toplumsal cinsiyet duyarlı sözlüğün oluşturulması ve yayınlanması.
• İstasyon Kadın Çalışanlara yönelik kariyer planlamalarını içerecek bazı çalışmaların yapılması.

“Doğaya Saygı Projesi” ile yangın sonrası köylerde yürüttüğünüz kalkınma çalışmalarında en büyük ihtiyaç neydi?

NURTEN ÖZTÜRK: Doğaya Saygı Projesi’nin doğuşu 2021 yılında Ege bölgesinde yaşanan büyük orman yangınlarından sonra oldu. Yangın sonrası bölgelerde yaptığımız çalışmalarda en büyük ihtiyacın yalnızca fiziki iyileştirme olmadığını çok net gördük. Asıl ihtiyaç, doğayla yeniden bağ kuran bir bilinç ve sorumluluk duygusuydu. Doğaya Saygı Projesi bu anlayışla şekillendi. Orman yangınlarından etkilenen Marmaris’e bağlı Osmaniye ve Bayır, Milas’a bağlı Çökertme, Gökbel ve Bozalan ile Köyceğiz’e bağlı Otmanlar’da restorasyon, rehabilitasyon ve eğitim çalışmaları gerçekleştirdik. Köylerde yapılan çalışmalarla, fiziksel değişim ve rehabilitasyon çalışmalarının yanı sıra yöre halkına yönelik eğitim programları düzenlenerek, ekonomik ve sosyo-kültürel gelişime de katkı sağlamayı hedefledik. Ayrıca yaşanan orman yangınları, iklim değişikliği ve diğer doğal afetlere ilişkin farkındalık yaratmak için de eğitim çalışmalarına ağırlık verdik. 2025 yılındaki büyük yangınlar sonrasında ise projeyi başka bir faza daha taşıdık. Bu çerçevede 15 Ağustos 2025 tarihi itibarıyla Doğaya Saygı Projesi kapsamında “Yaşam İçin Çöpe Sahip Çık” temalı ulusal bir çevre hareketi başlattık. Projeyi orman yangınlarının önlenmesi, çöpün doğadaki etkisine dair bilinç oluşturulması ve doğayla bağ kuran bir toplum yaratılması hedefiyle yürütüyoruz. Geçen yıl Muğla, Çanakkale ve Bursa illerinde benim de katıldığımız çöp toplama etkinlikleriyle tonlarca atık doğadan temizlerken, orman yangınlarındaki çöp gerçeğine de dikkat çekmiş olduk. Bu sene kamu ile iş birliğine giderek bu konuda daha büyük adımlar atmak üzere çalışmalarımızın süreceğini ifade etmek isterim.

“Temiz Tuvalet Kampanyası” gibi uzun soluklu bir projeyi 25 yıl boyunca sürdürülebilir kılmanın sırrı nedir?

NURTEN ÖZTÜRK: Temiz Tuvalet Kampanyası’nın çeyrek asırdan fazla bir zamandır devam etmesinin ardında birkaç temel unsur olduğunu düşünüyorum. Öncelikle bu projeyi bir kampanya değil, toplumsal bir dönüşüm hareketi olarak ele aldık. Hijyenin gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası olması gerektiğine inandık ve bunu sabırla, yılmadan anlattık. Projenin içeriğini yıllar içinde güncelledik, eğitim modellerini yeniledik ve sahadan kopmadan ilerledik. En önemlisi de toplumu yargılamayan, kapsayıcı ve öğretici bir dil benimsedik.

Projeyi çeşitli iş birlikleri ile geniş bir çerçeveye yaydık. Okullardan hastanelere, kamu ve özel sektör kuruluşlarına kadar pek çok yerde eğitimlerle bilinçlenmenin ve gelişimin her beraber olabileceğinin en güzel örneğini oluşturdu. Bugün yapılan tüm marka algı, itibar ya da sosyal sorumluluk konulu araştırmalarda, Temiz Tuvalet Kampanyası en bilinen ve değer katan projelerin başında geliyor. Bence projenin sürdürülebilir olmasının sırrı toplumun gerçek bir ihtiyacına dokunması ve insanların bu projeyi sahiplenmesi oldu.

“Örnek Köy” ve “Arkeo-Köy” projeleriyle kırsal kalkınma ve turizmi bir araya getirdiniz. Bu projeler bölge halkına nasıl bir katkı sağladı?

NURTEN ÖZTÜRK: Bu projelerde temel yaklaşımımız, köyleri dışarıdan dönüştürmek değil, köy halkıyla birlikte, onların potansiyelini ortaya çıkararak ilerlemek oldu. Fiziki iyileştirmelerin yanı sıra eğitim, meslek edindirme ve çevre bilinci çalışmalarına odaklandık.

Örnek Köy Projemiz kapsamında, Mardin Dara, Gaziantep Yesemek, Bolu Pazarköy, Fethiye Saklıkent, Kekova Üçağız ve Isparta İncesu köylerinde köy halkını destekleyici kurslar gerçekleştirdik. Tüm köylerde okuma-yazma, biçki-dikiş, bilgisayar, ilkyardım, girişimcilik eğitimleri verilirken, yöreye özgü meslek edindirme özelliği taşıyan kurslar düzenledik. Örnek Köy ve Çanakkale ve Gelibolu Yarımadası’nda devam eden Tarihe Saygı Projelerimiz bizi Troya Tevfikiye Arkeo-Köy Projesi’ne götürdü. Çanakkale Valiliği ile 2017 yılında yaptığımız protokol ile başlayan proje ile Tevfikiye Köyü’nü Troya dönemini yaşatan atmosferi, binaları, figürleri, tarihi ve mitolojik değerleri ile açık hava müzesi niteliğinde Arkeo- Köye dönüştürmeyi başardık.

FİLİZ ÖZTÜRK: Bu projelerin bölge halkına en önemli katkısı, kırsalda yaşayan insanların kendi değerlerine yeniden güven duymasını sağlaması oldu bence. Örnek Köy ve Arkeo-Köy projeleriyle köyleri yalnızca ziyaret edilen yerler haline getirmedik, köy halkını turizmin ve kalkınmanın aktif bir parçası konumuna taşıdık. İnsanlar kendi kültürlerini, üretimlerini ve hikâyelerini anlatmaya başladı. Örneğin Tevfikiye Arkeo-Köy tarih ve mitoloji, günlük yaşamın doğal bir parçası haline geldi. Köy halkı rehberlikten üretime kadar pek çok alanda sürecin içinde yer aldı. Bu projeler sayesinde bölge halkı hem ekonomik hem de kültürel ve sosyal açıdan da güçlenmiş durumda.

Bu yıl 20. yaşına giren“Tarihe Saygı Projesi” kapsamında Gelibolu’da yapılan çalışmaların Türkiye’de kültürel miras bilincine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

NURTEN ÖZTÜRK: Binlerce yıllık geçmişiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, tarihi dokusuyla eşsiz bir bölge olan Çanakkale’nin milletimizin özgürlük ve bağımsızlığında çok ama çok özel bir yere sahip. Çanakkale’ye ilk kez 2005’te bir davet sonucu gittim. Çanakkale Valiliği ile örnek bir köy yapabilmek amacıyla görüşecektik. Çalışmalar esnasında Tarihi Yarımada’yı ziyaret ederken bizim bir örnek köy projesi değil de bir yarımada projesi yapmamız gerektiğini hissettim. Dolayısıyla projemizi ona göre kurguladık ve 2006’da Tarihe Saygı Projemizi başlattık. Milattan önce 3.000’li yıllarda Troya efsanelerine sahne olan, 1915’te bir milletin bağımsızlık iradesinin tüm dünyaya ilan edildiği Çanakkale ve Gelibolu Yarımadası; korunması gereken bir mirasın ve yaşatılması gereken ortak bir hafızanın en güçlü simgesi. 2006 yılında başlattığımız Tarihe Saygı Projemiz, aradan geçen 20 yılda bu toprakların ruhunu geleceğe taşıyan kapsamlı bir toplumsal sorumluluk yolculuğuna dönüştü. Tarihe Saygı Projesi, OPET’in en köklü ve en kapsamlı çalışmalarından biri haline geldi. Gelibolu Yarımadası ve çevresinde yürütülen bu proje, tarih bilincini güçlendiren çok boyutlu bir dönüşüm süreci oldu. Köy meydanlarından müzelere, şehitliklerden eğitim alanlarına kadar yapılan çalışmalar, bölgenin manevi değerlerine yakışır bir görünüm kazandırdı. Kültürel miras korunurken, bölge turizmi canlandı ve yerel ekonomi güçlendi. Bizim için en kıymetli sonuç ise insanların geçmişiyle bağ kurarak geleceğe daha bilinçli bakabilmesi oldu.

Bu projelerle OPET’in sadece enerji değil, aynı zamanda bir “toplumsal dönüşüm aktörü” haline geldiğini söyleyebilir miyiz? OPET’in çevre odaklı projeleri markanın sürdürülebilirlik hedefleriyle nasıl entegre ediliyor?

FİLİZ ÖZTÜRK: OPET’in bugün geldiği noktaya baktığımızda, birçok alanda toplumsal dönüşümün aktif bir paydaşı olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bizim tüm projelerimizin temelinde, sürdürülebilir gelecek “insan”la başlıyor. Doğayı kirletmeyen, kaynaklarını sorumlu kullanan, ayrımcılığı reddeden ve saygıyı merkeze alan bireylerin yetişmesine katkı sağlamak, en temel önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu nedenle çevre odaklı projelerimizi, OPET’in sürdürülebilirlik hedeflerinden bağımsız değil; tam tersine bu hedeflerin sahadaki karşılığı olarak kurguluyoruz. Atık yönetimi, enerji verimliliği ve doğa bilinci çalışmalarımızı operasyonel süreçlerimizle entegre ediyor, iş ortaklarımızı da bu dönüşümün bir parçası haline getiriyoruz. Bu stratejik dönüşümü yönetmek ve sürdürülebilirlik hedeflerimizi kurumsal düzeyde güvence altına almak amacıyla, iki ana yapıya sahip bir Sürdürülebilirlik Komitesi mekanizması devreye almaya hazırlanıyoruz. Bu komiteler, sürdürülebilirlik stratejisini geliştirmek, uygulamak ve uzun vadeli hedeflerle uyumlu uygulamaları tüm operasyonlara entegre etmek için kritik bir rol üstlenecek.

“İşimiz Temiz” projesi ile mikro işletmelere yönelik hijyen eğitimleri veriliyor. Bu proje özellikle pandemi sonrası nasıl bir rol üstlendi?

NURTEN ÖZTÜRK: Pandemi süreci, hijyenin yaşamsal bir önemi olduğunu göstermesi açısından önemliydi. 2021 yılında hayata geçirdiğimiz “İşimiz Temiz” projesi bu dönemde mikro işletmeler için hayati bir rehber oldu. Özellikle hizmet sektöründe faaliyet gösteren küçük işletmelerin hijyen standartlarını yükseltmelerine ve güvenli hizmet sunmalarına destek olmayı amaçladık.

OPET olarak Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kadın Girişimciler Kurulu iş birliğiyle yürütülen proje, kısa sürede ülke geneline yayıldı. Bugün İşimiz Temiz, mikro işletmelerin sürdürülebilirliğine de katkı sunan güçlü bir model haline geldi. Pandemi sonrasında da bu proje, işletmelerin müşterileriyle yeniden güven ilişkisi kurmasını sağlayan güçlü bir destek mekanizmasına dönüştü.

Hijyen ve temizlik alanındaki projelerinizin Türkiye’de hizmet kalitesine etkisini nasıl gözlemliyorsunuz?

NURTEN ÖZTÜRK: Projelerimizin hizmet kalitesi üzerindeki etkisini hem sahadan gelen geri bildirimler hem de ölçümleme çalışmalarıyla net biçimde gözlemliyoruz. Eğitim alan işletmelerde hijyen standartlarının yükseldiğini, çalışanların bilinç düzeyinin arttığını ve müşteri memnuniyetinin güçlendiğini görüyoruz.

Temiz Tuvalet Kampanyası, İşimiz Temiz ve Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar projeleriyle hijyenin hizmet kalitesinin temel unsurlarından biri olduğu algısını yerleştirdiğimizi düşünüyorum. Bu yaklaşım, özellikle pandemi sonrası dönemde işletmeler için rekabet avantajı yaratan bir faktöre dönüştü. Hijyen bilinci yükseldikçe, güven duygusu da artıyor. Bu da hem hizmet kalitesine hem de toplumsal refaha doğrudan katkı sağlıyor.

OPET’in sosyal sorumluluk projeleri ulusal ve uluslararası birçok ödüle layık görüldü. Bu ödüller kurum içinde nasıl bir motivasyon yaratıyor? Filiz Hanım özellikle size sormak isterim Heroes Women Role Model List 2025’in “Top 100 Women Executives” listesinde ilk 5’te yer aldınız, küresel çapta rol model gösterilmek nasıl bir his?

FİLİZ ÖZTÜRK: Aldığımız ödüller çok kıymetli. Ulusal ve uluslararası platformlarda sosyal sorumluluk projelerimizin takdir görmesi, tabii ki kurum içinde de büyük bir gurur ve motivasyon kaynağı yaratıyor. Bu ödüller, sahada emek veren ekiplerimizin “iyi ki bu işi yapıyoruz” duygusunu da pekiştiriyor. Ancak aynı zamanda sorumluluğumuzu da artırıyor. Çünkü her takdir, çıtayı biraz daha yukarı taşımamız gerektiğini hatırlatıyor. OPET’te bu ödüller, yeni projeler için cesaret veren, kurumsal hafızayı güçlendiren ve çalışan bağlılığını artıran önemli bir itici güç.

NURTEN ÖZTÜRK: Halen OPET’te sosyal etkisi yükse 13 proje yürütüyoruz. Bu noktada size bazı rakamlar vermek istiyorum. Her biri uzun soluklu olarak kurgulanan tüm bu projeler ile 20 milyonu aşkın kişiye ulaştık. Sadece Temiz Tuvalet Kampanyası kapsamında bugüne kadar 12 milyonu aşkın kişiye eğitim verildi. Ekip arkadaşlarımla bu projeyi anlatmak için 7,5 milyon kilometreden fazla yol kat ettik. Bu da dünyanın çevresinde 187,5 kez dolaşılması demek. Bugün her biri markalaşan OPET’in bilinçli toplum projeleri nedeniyle aldığı teşekkür mektupları, ülkemizin seçkin kurumları ve IPRA, STEVIE, COMMUNITAS Awards ve Globee Awards gibi uluslararası platformlar tarafından layık görüldüğü ödül ve plaket sayısı yüz bini aştı. En güzeli de vatandaşlarımızdan aldığımız teşekkür mektupları. Bu geri dönüşler, doğru bir ihtiyaca dokunduğumuzu ve toplumla gerçek bir bağ kurabildiğimizi gösteriyor.

Sosyal sorumluluk projelerinin marka değerine ve müşteri sadakatine katkısını ölçüyor musunuz?

FİLİZ ÖZTÜRK: Evet, sosyal sorumluluk projelerimizin marka değerine ve müşteri sadakatine etkisini düzenli olarak ölçümlüyoruz. Yapılan araştırmalar da OPET’in sosyal sorumluluk projeleriyle güven, samimiyet ve toplumsal duyarlılık algısını güçlendirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Tüketiciler, artık markalardan yalnızca kaliteli ürün ve hizmet değil; topluma karşı sorumluluk almalarını da bekliyor. OPET’in uzun soluklu ve samimi projeleri, müşteriyle kurulan bağı derinleştiriyor ve sadakati artırıyor. Bu projelerle OPET, hayatın farklı alanlarına dokunan, değer üreten bir yol arkadaşı olarak konumlanıyor. Bu güven ilişkisi en kıymetli kazanımlardan biri.

Akaryakıt sektörü uzun yıllardır erkek egemen bir alan. Bu sektörde kadın yönetici olmanın avantajları ve zorlukları neler?

NURTEN ÖZTÜRK: Ne yazık ki kadınların aynı yetkinlik ve deneyime sahip olmalarına rağmen üst yönetim pozisyonlarına yükselmelerini engelleyen görünmez bariyerler her sektörde var. Bu yolda benim en büyük şansım 55 yıldır omuz omuza yürüdüğüm Fikret Öztürk ve tabii ki ailem oldu. Bu destek sayesinde şirket içinde kadın yönetici olmanın zorluklarını birebir yaşamadığımı söyleyebilirim. Ancak tabii ki kadın yönetici olmanın getirdiği sorumlulukları biliyor ve hissediyorum. Çoğu zaman yalnızca kendiniz için değil, sizden sonra gelecek kadınlar için de yolu açtığınızı bilerek hareket etmeniz gerekiyor.

FİLİZ ÖZTÜRK: Ben de 1997 yılından bu yana bu sektörün içindeyim ve gerçekten kadının adının olmadığı bir alanda yıllarca mücadele verdiğimizi söyleyebilirim. Burada benim de en büyük şansım, cinsiyet eşitliğine ve kadının gücüne inanan bir ailede büyümem oldu. 2018 yılında sektör için önemli bir adım atarak “Kadın Gücü” Projemizi başlattığımızda, “akaryakıt istasyonunda kadının ne işi var” algısı oldukça yaygındı. Ama tüm yönetim bu konuda destek verdi ve bugün sektörün çehresini değiştiren bir dönüşüme imza attığımızı görüyoruz. Ancak başlarda bazı bayilerimizin kadın istihdamına direnç gösterdi. Yılmadık, toplantılar yaptık, projemizi, hedeflerimizi anlattık ve yola devam ettik.

Kadın liderlerin sektöre getirdiği bakış açısının en büyük farkı sizce nedir?

NURTEN ÖZTÜRK: Liderliği belirleyen şey tabii ki cinsiyet değil; öncelikle karakter, değerler ve deneyim. Ancak kadın liderlerin kriz dönemlerinde genellikle çok boyutlu düşünme ve empati kurma konusunda güçlü bir refleks sergileyebilecekleri de bir gerçek. Kadınların güçlü iletişim becerileri, kapsayıcı bakış açıları böyle dönemlerde bir fark yaratabilir. Zorluklarla başa çıkma pratiği kriz anlarında kadınların daha soğukkanlı kalmasını sağlayabiliyor.

FİLİZ ÖZTÜRK: Ben de kadın yöneticilerin empati kurabilen, dinleyen ve kapsayıcı bakış açısının özellikle insan odaklı sektörlerde önemli bir avantaj yarattığına inanıyorum. Kadınların detaylara verdiği önem, ekip içi iletişimi güçlendirmesi ve farklı görüşleri bir arada değerlendirebilme becerisi, kurum kültürünü zenginleştiriyor. Özellikle zor dönemlerde, çalışanların kaygılarını anlamak ve onları sürecin bir parçası haline getirmek, liderliğin en önemli unsurlarından biri. Kadın liderler bu noktada güven veren, şeffaf ve birleştirici bir rol üstlenebiliyor.

Kariyer yolculuğunuzda karşılaştığınız en önemli kırılma noktaları neler oldu?

NURTEN ÖZTÜRK: Geriye dönüp baktığımda, öğretmenliği bırakıp akaryakıt sektörüne adım atmamın büyük bir dönüm noktası olduğunu görüyorum. Bu kararı almak benim için hiç kolay değildi. Çünkü ben öğretmenliği, eğitimci olmayı gerçekten çok seviyordum. Sınıfta olmayı, öğrenmenin ve öğretmenin verdiği o duyguyu çok kıymetli buluyordum. Ancak zaman içinde şunu fark ettim; eğitimci kimliğim aslında beni hiç terk etmedi. Aksine, OPET’te yaptığım her işin temelini oluşturdu. Bugün sosyal sorumluluk projelerimize baktığımda, hepsinin özünde “öğrenme, öğretme ve bilinçlendirme” çabası olduğunu görüyorum. Bir diğer önemli kırılma noktası ise Temiz Tuvalet Kampanyası’nı başlatma kararıydı. O günlerde hijyen konusu öncelik verilen bir başlık değildi. Kimsenin yüksek sesle konuşmadığı bir meseleye odaklanmak cesaret istiyordu. Başlangıçta “Bunun ne kadar karşılığı olur? Değiştirmek mümkün değil” diyenler oldu. Ama sahaya çıktığımızda gördük ki aslında toplumun çok büyük bir ihtiyacına dokunuyoruz. İnsanların gözlerindeki fark ediş, çocukların öğrendiklerini ailelerine anlatması, bu işin ne kadar doğru bir yerden başladığını bize gösterdi.

FİLİZ ÖZTÜRK: Benim hayatımda da Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü’nde okurken New York Ithaca Üniversitesi Uluslararası İşletme Bölümü’ne geçiş yaparak eğitimimi burada devam ettirme kararı önemli bir dönüm noktasıydı. Ardından Oxford ve Cambridge’de aldığım uluslararası petrol ticareti ve fiyatlandırması eğitimleriyle enerji sektörüne yoğunlaştım. İngiltere’de aldığım uzmanlık eğitimleri, benim için bir kilometre taşı olurken, vizyonumu uluslararası bir perspektifle şekillendirdi diyebilirim. Kariyerim boyunca özellikle sürdürülebilirlik, toplumsal katkı ve fırsat eşitliği konularını işimin merkezinde tuttum. Bu yaklaşımın en anlamlı yansımalarından biri de OPET olarak hayata geçirdiğimiz “Kadın Gücü Projesi” oldu. Akaryakıt sektöründe toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini yaygınlaştırma ve kadın istihdamını artırmaya yönelik bu proje de şahsen benim için bir diğer önemli adımdı.

Bugün bu sektörde kariyer yapmak isteyen genç kadınlara en önemli tavsiyeniz ne olur?

NURTEN ÖZTÜRK: Benim sadece bu sektör değil, tüm alanlarda kariyer yapmak isteyen genç kadınlara tavsiyem, sevdikleri işi yapmaları. Çünkü insan sevdiği işi yaparsa zorluklar gözünüzü korkutmaz, engeller onu durduramaz. Tabii bir de başarının tesadüf olmadığını unutmamaları gerekiyor. Sabır, emek ve disiplin gerekiyor. Kariyer yolculuğunda “yapamazsın, başaramazsın” diyenler her zaman çıkacaktır. Kendilerine, potansiyellerine güvensinler ve öğrenmekten, araştırmaktan hiç vazgeçmesinler.

FİLİZ ÖZTÜRK: Ben kişisel olarak “mesleğin cinsiyeti olmadığına” yürekten inanıyorum. Bugün hâlâ bazı sektörlerin kadınlara uygun olmadığına dair kalıplaşmış yargılarla karşılaşılabiliyor. Ancak şunu çok net söylemek isterim ki, yetkinlik, emek ve kararlılık söz konusu olduğunda cinsiyetin hiçbir belirleyiciliği yok. Genç kadınların, başkalarının onlar adına çizdiği sınırları değil, kendi hayallerini ve hedeflerini referans almaları gerekiyor. Bu sektörde ya da başka bir alanda kariyer yapmak isteyen genç kadınlara en önemli tavsiyem; cesur olmaları ve kendilerine inanmaları. İlk adımı atarken tereddüt edebilirler, hatta zaman zaman yalnız hissedebilirler. Bu çok doğal. Ancak her zorluğun, kişiyi daha da güçlendiren bir deneyime dönüştüğünü unutmasınlar.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü için mesajınız ne olur?

NURTEN ÖZTÜRK: Kadınların eşit, adil ve güvenli bir yaşam sürmesi; eğitimden istihdama, sosyal hayattan karar alma mekanizmalarına kadar her alanda güçlü bir şekilde var olabilmesi, toplumların gelişmişlik göstergesidir. Kadının olduğu yerde yaşam var, umut var, dönüşüm var. Unutmayalım ki kadınlar güçlendikçe aileler, toplumlar ve gelecek de güçleniyor.

FİLİZ ÖZTÜRK: Kadınların iş hayatında, sahada, yönetimde ve karar alma süreçlerinde daha görünür olması; daha adil, daha kapsayıcı ve daha sürdürülebilir bir dünyanın anahtarı. Kadınların sesinin duyulduğu, emeğinin karşılık bulduğu ve potansiyelinin önüne hiçbir engelin konmadığı bir gelecek hepimizin ortak sorumluluğu. 8 Mart’ın bu bilinci güçlendirmesini diliyor; cesaretiyle, emeğiyle ve umuduyla dünyayı güzelleştiren tüm kadınların gününü kutluyorum.

Türkiye’de kadın istihdamı ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda en büyük eksik sizce nedir? OPET olarak önümüzdeki dönemde kadın istihdamı konusunda yeni projeler planlıyor musunuz?

NURTEN ÖZTÜRK: Öncelikle ifade etmek isterim ki; güçlü kadın, güçlü Türkiye demek. Araştırmalara göre kadının iş yaşamının içinde yeterince olmaması ekonomiyi, üst düzey yönetici kadın azlığı da şirketleri olumsuz etkiliyor. Bu nedenle kamuda ve tüm makro ve mikro işletmelerde kadın çalışan sayısı artırılmalı. Bu büyük sorumluluğun yerine getirilmesi için ise her şeyden önce milli politikalar gerekli. Kadının yaşamın her alanında eşit ve adil bir şekilde yer alması için, konu devletin her kademesi tarafından sahiplenilmeli. Kadın siyasetçi, kadın istihdamı, kadın kotası, eşit işe eşit ücret, esnek çalışma saatleri, miras hukukunda adil davranılması, kreş sayısının artırılması ve yaygınlaştırması gibi pek çok alanda sorunun köküne yönelik çalışmalar yapılmalı, çözümler üretilmeli. Ben eşitlik sağlanana kadar kadınlara öncelik sağlanması gerektiğine, kurumların kariyer politikalarını pozitif ayrımcılık doğrultusunda yeniden gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyorum.

FİLİZ ÖZTÜRK: Türkiye’de kadın istihdamı ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda en büyük eksiklerden biri, zihniyet dönüşümünün henüz arzu ettiğimiz hızda gerçekleşmemesi. Yasal düzenlemeler ve teşvikler elbette çok kıymetli; ancak kalıcı değişim, eşitliğin bir “kadın meselesi” değil, toplumsal bir kalkınma meselesi olduğunun kabul edilmesiyle mümkün. Kadınların iş gücüne katılımını sınırlayan görünmez bariyerler, kalıplaşmış rol beklentileri ve fırsat eşitsizlikleri hâlâ önemli bir engel oluşturuyor. Eşit işe eşit fırsat sunmak, kapsayıcı bir çalışma kültürü oluşturmak ve kadınların kariyer yolculuklarını sürdürülebilir kılacak ortamı sağlamak iş dünyasının öncelikleri arasında olmalı. Biz de bu anlayışla hareket ediyor, projelerimizi bu anlayışla oluşturuyoruz.

OPET’in sosyal sorumluluk projelerine baktığımızda, yalnızca bugünü değil geleceği de şekillendiren bir vizyon görüyoruz. Sizce Türkiye’nin sosyal gelişimi için özel sektörün rolü önümüzdeki yıllarda nasıl değişecek?

NURTEN ÖZTÜRK: Bence 21’nci yüzyılın açık gerçeği, çalışan kadın sayısının artması olacak. Kadın erkek ayırımı yapmak, bazı insanların sahip olduğu üstün yeteneklerden yararlanamamak demek. Artık kadınlar hayatın her alanında ve bilgi çağının yarattığı yeni mesleklerin pek çoğunda ön plana çıkmakta. İletişim, medya, eğitim, finans, sağlık ve benzeri hizmet sektörlerinde tarımda kadının egemenliği görülüyor. İnanıyorum ki; Türkiye’de ve dünyada modern çağ erkeklerin çağı idi, içinde bulunduğumuz postmodern çağ ise kadınların çağı olacak.

FİLİZ ÖZTÜRK: Toplumsal cinsiyet eşitliği talebi, kadınların erkeklerle aynı olma değil, aynı haklara sahip olma talebi aslında. Ekonomik kalkınmanın temel taşlarından olan toplumsal cinsiyet eşitliği sadece ülkelerin değil, küresel ekonominin de iyileştirilmesi için atılması gereken ilk adım. Artık cinsiyet eşitliği sürecini hızlandırmak ve somut adımlar atmak gerek. Siyasi temsildeki kadın sayısını artırmalı, meslek seçimlerinde cinsiyetçi yaklaşımdan uzak durmalı kariyer, ücret ve fırsat eşitliği sağlamalıyız. Değişime önce kendimizden başlamak gerek. Dilimize yerleşen kalıplardan, bilinçaltımıza işlemiş ön yargılardan kurtulmalı, kadın ve kız çocuklarını güçlendirmek, eğitmek için hep birlikte çalışmalıyız.

Önümüzdeki yıllarda özel sektörün rolünün çok daha belirleyici olacağına inanıyorum. Çünkü şirketler artık toplumsal dönüşümün de önemli aktörleri. Sürdürülebilirlik anlayışı, çevresel sorumluluk kadar sosyal sorumluluğu da kapsıyor. Bu noktada özel sektörün; kapsayıcı istihdam politikaları geliştirmesi, fırsat eşitliğini kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getirmesi ve sosyal yatırımları stratejik bir bakış açısıyla ele alması gerekecek.