TÜREK 2026’da offshore ve yerli üretim vurgusu

TÜREK 2026, Türkiye’nin enerji dönüşümüne yön verecek kritik mesajlara sahne oldu. Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin ilk offshore rüzgar YEKA yarışmasının hazırlıklarının sürdüğünü açıklarken, EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz ise depolama, dijitalleşme ve siber güvenliğin enerji arz güvenliğinin ayrılmaz parçası haline geldiğini vurguladı. Petroturk ekibi olarak organizasyonda birbirinden özel röportajlara imza attık.

TÜREK 2026’da offshore ve yerli üretim vurgusu
Petroturk.com | Enerjinin Haber Merkezi
  • Yayınlanma8 Haziran 2026 17:22
Sibel Cennetoğlu / Abdullah Paçal / Gözde Emlik – Ankara

“Yarının Güvencesi, Rüzgarın Enerjisi” sloganıyla düzenlenen TÜREK 2026, bu yıl enerji sektörünün en kritik gündem başlıklarını Ankara’da bir araya getirdi. Kamu temsilcileri, yatırımcılar, sanayiciler ve uluslararası enerji kuruluşlarının yoğun katılım gösterdiği kongrede; enerji arz güvenliği, offshore rüzgar yatırımları, YEKA projeleri, yerli üretim kapasitesi, enerji depolama sistemleri ve dijital altyapı dönüşümü öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

Kongrenin açılışında konuşan Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin enerjide tarihi bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek yenilenebilir enerji yatırımlarının enerji bağımsızlığının temel unsuru haline geldiğini söyledi. Türkiye’nin bugün rüzgar enerjisinde 15 bin megavatı aşan kurulu güce ulaştığını ifade eden Bayraktar, güneş enerjisinin ise 26 bin megavat seviyesine çıktığını kaydetti. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kurulu gücünde Avrupa’nın ilk 5 ülkesi arasında yer aldığını belirten Bayraktar, 2035 hedefleri doğrultusunda rüzgâr ve güneş kurulu gücünün toplam 120 bin megavata çıkarılacağını açıkladı.

“4 AYRI OFFSHORE SAHASI BELİRLEDİK”

Bayraktar’ın konuşmasındaki en dikkat çekici başlıklardan biri ise offshore rüzgar yatırımları oldu. Önümüzdeki dönemin en stratejik alanlarından birinin deniz üstü rüzgar enerjisi olacağını vurgulayan Bayraktar, Türkiye’nin ilk offshore rüzgar YEKA yarışması için hazırlıkların sürdüğünü açıkladı. Bayraktar, “Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore sahası belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgar YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz. 2035 yılına kadar offshore rüzgarda 5 gigavatlık kapasite hedefliyoruz” dedi.

YEKA projelerinin sektörde öngörülebilirliği artırdığını belirten Bayraktar, önümüzdeki dönemde her yıl düzenli kapasite tahsislerinin devam edeceğini ifade etti. “2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak” diyen Bayraktar, YEKA yarışmalarının bin 500 megavatlık kısmının rüzgar projelerinden oluşacağını söyledi.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji sanayisinde önemli bir üretim ekosistemi oluşturduğunu da vurgulayan Bayraktar, rüzgar türbinlerinde yüzde 60’ın üzerinde yerlilik oranına ulaşıldığını belirtti. Kule, jeneratör ve kanat üretiminde yerlilik oranının yüzde 70’in üzerine çıktığını ifade eden Bayraktar, bugün sektörde yaklaşık 500 yerli üreticinin faaliyet gösterdiğini ve toplamda yaklaşık 50 bin kişiye yeşil istihdam sağlandığını söyledi.

“RÜZGAR ENERJİSİNDE GÜÇLÜ BİR SANAYİ EKOSİSTEMİ”

Kongrede konuşan EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz ise enerji arz güvenliğinin artık yalnızca kaynak çeşitliliğiyle değil; depolama kapasitesi, dijital altyapı ve siber dayanıklılıkla birlikte değerlendirildiğini ifade etti. Yenilenebilir enerjinin ekonomik ve stratejik bir zorunluluk haline geldiğini vurgulayan Yılmaz, Türkiye’nin rüzgar enerjisinde güçlü bir sanayi ekosistemi oluşturduğunu söyledi.

Yılmaz, “Enerji altyapısında oluşabilecek herhangi bir zafiyet tüm sistemi etkileyebilir. Bu nedenle siber güvenlik artık teknik bir detay değil, enerji arz güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” diyerek enerji sektöründe dijital güvenliğin önemine dikkat çekti. Depolamalı ve hibrit yatırımlarda önemli ilerleme kaydedildiğini belirten Yılmaz, bugüne kadar yaklaşık 2 bin 300 megavat kurulu güce sahip 54 projeye üretim lisansı verildiğini açıkladı.

“ENERJİ BİR BEKA MESELESİDİR”

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank da konuşmasında enerji konusunun artık yalnızca arz-talep dengesiyle açıklanamayacağını belirterek, “Enerji artık devletler için ulusal güvenlik, adeta bir beka meselesidir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli bir uygulama kapasitesine sahip olduğunu kaydeden Varank, bürokratik engellerin kaldırılması ve yeni teşvik mekanizmalarıyla sektörün daha güçlü hale geldiğini söyledi. Varank, “Bizim vizyonumuz sadece türbin dikmekten ibaret değil; o türbinin kanadını, kulesini, bağlantı ekipmanını ve yazılımını da bu topraklarda üretmektir” şeklinde konuştu.

“RÜZGAR YENİ ENERJİ EKONOMİSİNİN TEMEL DİREKLERİNDEN BİRİ”

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) Genel Direktörü Francesco La Camera ise enerji güvenliğinin yeniden küresel gündemin merkezine yerleştiğini belirterek, fosil yakıtlara dayalı sistemlerin jeopolitik gelişmeler karşısında kırılganlığının daha net görüldüğünü söyledi. La Camera, “Enerji güvenliği artık fosil yakıtlara değil; yerli, yenilenebilir ve rekabetçi enerji kaynaklarına dayanmalıdır. Rüzgar enerjisi bugün yalnızca çözümün bir parçası değil, yeni enerji ekonomisinin temel direklerinden biri haline geliyor” dedi. Yenilenebilir enerji teknolojilerindeki maliyet düşüşlerinin dönüşümü hızlandırdığını vurgulayan La Camera, özellikle güneş, rüzgar ve batarya depolama sistemlerinde yaşanan gelişmeler sayesinde birçok bölgede yenilenebilir enerji yatırımlarının fosil yakıt bazlı üretimden daha rekabetçi hale geldiğini ifade etti.

“2025 YILINDA REKOR SEVİYEDE KURULUM”

TÜREB Başkanı İbrahim Erden ise Türkiye’nin rüzgar enerjisinde tarihi bir büyüme döneminden geçtiğini belirterek 2025 yılında sektörün rekor seviyede kurulum gerçekleştirdiğini söyledi. Türkiye’nin bugün Avrupa’da en fazla yeni rüzgar yatırımı yapan ülkeler arasında üst sıralarda yer aldığını kaydeden Erden, “Bu büyüme yalnızca kapasite artışıyla sınırlı değil; yerli üretimden sanayi altyapısına, depolama yatırımlarından yeni nesil enerji projelerine kadar sektörümüz daha güçlü bir yapıya kavuşuyor” dedi.

YEKA RES projelerinin sektörde öngörülebilirliği artırdığını vurgulayan Erden, 2025 yarışmalarında bin 150 megavat kapasite tahsis edildiğini ve teknik şartnamede kanat ile kulede yüzde 65 yerlilik şartı getirildiğini hatırlattı. Türkiye’de yeniden üretime geçen kanat fabrikalarına dikkat çeken Erden, sektörün sanayi ayağında da yeni bir ivme yakalandığını ifade etti.
TÜREK 2026’da verilen mesajlar, Türkiye’nin enerji dönüşümünde yalnızca kapasite büyütmeye değil; yerli üretim, teknoloji geliştirme, enerji depolama sistemleri, offshore yatırımlar ve dijital altyapı dönüşümüne odaklanan çok boyutlu bir strateji izlediğini ortaya koydu. Kongrede gerçekleştirilen özel oturumlar ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmeler ise Türkiye’nin rüzgâr enerjisinde küresel ölçekte daha güçlü bir üretim ve yatırım merkezi olma hedefini pekiştirdi.

Türkiye Rüzgâr Enerjisi Kongresi’nde Petroturk’e konuşan sektör temsilcileri, Türkiye’nin rüzgâr enerjisinde yeni bir büyüme dönemine girdiğini vurgularken; offshore yatırımlar, yeni YEKA ihaleleri, izin süreçleri ve enerji arz güvenliği başlıkları öne çıktı. Kongrede yapılan açıklamalarda hem kamu hem de özel sektör tarafında rüzgar enerjisine yönelik güçlü bir iradenin oluştuğu mesajı verildi.

PETROTURK’E ÖZEL AÇIKLAMALAR


TÜREB Başkanı İbrahim Erden

“RÜZGAR YARININ GÜVENCESİ”

TÜREB Başkanı İbrahim Erden de kongrenin hem kamu hem özel sektör hem de uluslararası yatırımcılar açısından yoğun ilgi gördüğünü belirtti. COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olmasının yatırım iklimine olumlu katkı sağladığını ifade eden Erden, özellikle rüzgar ve güneş enerjisi alanındaki fırsatların yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatini çektiğini söyledi.

Enerji arz güvenliği sorunlarının artık küresel ölçekte ciddi bir tehdit haline geldiğini belirten Erden, petrol ve doğal gaz tedarikinde yaşanan sorunların yenilenebilir enerjinin stratejik önemini artırdığını söyledi. “Yarının güvencesi: Rüzgarın enerjisi” mottosunun da bu anlayışla oluşturulduğunu ifade eden Erden, rüzgar enerjisinin artık yalnızca çevresel değil ekonomik ve güvenlik açısından da kritik bir kaynak haline geldiğini dile getirdi.

Erden, offshore rüzgar yatırımlarının yalnızca enerji üretimiyle sınırlı olmadığını; limancılık, tersanecilik ve denizcilik gibi alanlarda da yeni bir sanayi oluşturacağını belirtti. TÜREB olarak yaklaşık üç yıldır Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile offshore konusunda teknik çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Erden, yıl sonuna kadar offshore YEKA ihalesi konusunda somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.


TÜREB Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı

“2026 RÜZGARIN YILI OLACAK”

Kongrede konuşan Ebru Arıcı ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “2026 rüzgarın yılı olacak” açıklamasının sektör açısından önemli bir motivasyon oluşturduğunu söyledi. Arıcı, offshore YEKA ihalesi yapılacağının açıklanmasının yanı sıra yeni karasal YEKA süreçlerinin de sektör için önemli bir gelişme olduğunu ifade etti.

Türkiye’de şu anda işletmede yaklaşık 15 bin megavatlık rüzgar kapasitesi bulunduğunu belirten Arıcı, izin süreçleri devam eden yaklaşık 24 bin megavatlık proje bulunduğunu ve Bakanlığın bu projelerin hayata geçirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Offshore tarafında ise Karadeniz’den Hatay’a kadar geniş bir alan üzerinde çalışmalar yapıldığını ifade eden Arıcı, Edremit, Çanakkale, Saros ve Gökçeada çevresindeki aday sahaların öne çıktığını kaydetti.

Arıcı, COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olmasının da offshore süreçlerini hızlandırabilecek bir katalizör etkisi yaratacağını belirterek, ihale sürecinin COP31 öncesinde açıklanmasının beklendiğini söyledi. Daha önce bin megavat seviyelerinde konuşulan offshore kapasitesinin Bakan Bayraktar’ın açıklamalarıyla birlikte bin 500 megavatın üzerine çıkabileceğinin gündeme geldiğini ifade eden Arıcı, Türkiye’nin hedeflerini yükseltebilecek teknik kapasiteye sahip olduğunu vurguladı. 2035 Ulusal Enerji Planı kapsamında rüzgar enerjisinde 48 gigavatlık hedef bulunduğunu hatırlatan Arıcı, sektörün aslında yıllık 7 gigavat kurulum kapasitesine ulaşabilecek seviyede olduğunu söyledi. İzin süreçleri ve şebeke altyapısındaki darboğazların aşılması halinde sektörün çok daha hızlı büyüyebileceğini ifade etti.


TÜREB Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman

“RÜZGAR ARTIK ALTERNATİF DEĞİL, ANA AKIM ENERJİ KAYNAĞI”

Ufuk Yaman ise TÜREK’in yalnızca bir kongre değil, kamu ve özel sektörün bir araya geldiği stratejik bir platform haline geldiğini söyledi. Bakanlığın sektöre verdiği desteğin yatırımcı motivasyonunu artırdığını belirten Yaman, TÜREK’in aynı zamanda sektörün sorunlarının ve çözüm önerilerinin konuşulduğu önemli bir buluşma noktası olduğunu ifade etti.

Türkiye’de elektrikli araç dönüşümünün beklenenin üzerinde ilerlediğini söyleyen Yaman, bunun enerji tüketimindeki elektrifikasyonu hızlandırdığını belirtti. Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve son dönemde Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin enerji krizlerinin artık kalıcı hale geldiğini gösterdiğini ifade eden Yaman, bu nedenle fosil yakıtlardan uzaklaşmanın zorunlu hale geldiğini söyledi.

Rüzgar enerjisinin artık bir alternatif değil ana akım enerji kaynağı olduğunu belirten Yaman, sektörün yıllık 7 gigavatlık kurulum hedefini gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Offshore rüzgarın ise yalnızca enerji üretimi değil aynı zamanda yeni bir sanayi ekosistemi oluşturacağını vurgulayan Yaman, Türkiye’nin Avrupa’nın “Made in Europe” yaklaşımı kapsamında önemli bir üretim merkezi haline gelebileceğini ifade etti.


Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay

“OFFSHORE TÜRKİYE’NİN ENERJİ GÜVENLİĞİNE KATKI SAĞLAMALI”

Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, offshore rüzgar teknolojisinin dünyada yeni olmadığını ancak Türkiye için doğru planlama gerektiren stratejik bir alan olduğunu söyledi. Offshore projelerin karasal rüzgar yatırımlarından çok farklı ihtiyaçları bulunduğunu belirten Akbay, özellikle liman altyapısı, bakım organizasyonu ve taşımacılık ekipmanlarının kritik önemde olduğunu ifade etti. Deniz üstü projelerde bakım süreçlerinin karasal santraller gibi kara yolu üzerinden değil deniz üzerinden yürütüldüğünü hatırlatan Akbay, yatırımcıların bu operasyonel yapıyı uzun vadeli planlaması gerektiğini söyledi.

Akbay ayrıca offshore yatırımlarının sadece teknik değil jeopolitik boyutları da olduğunu belirterek, özellikle Ege ve açık deniz bölgelerinde yapılacak projelerde kıyı güvenliği, deniz araştırmaları ve sınır güvenliği gibi başlıkların önem kazanacağını dile getirdi. Bakanlığın sektörle yürüttüğü istişare sürecini olumlu değerlendiren Akbay, daha önce iptal edilen offshore YEKA ihalesinden ders çıkarıldığını ve bu kez daha sağlam bir model oluşturulmaya çalışıldığını ifade etti.

Türkiye’nin enerji güvenliğinin ekonomik olarak sağlanmasının kritik hale geldiğini söyleyen Akbay, dünyada jeopolitik risklerin arttığı, enerji ve gıda enflasyonunun yükseldiği bir dönemde yenilenebilir enerji yatırımlarının daha stratejik hale geldiğini belirtti. Türkiye’nin son dönemde hidroelektrik üretimindeki artış ve enerji kaynaklarını doğru yönetmesi sayesinde avantajlı bir süreç geçirdiğini ifade eden Akbay, offshore rüzgarın da bu yapıyı desteklemesi gerektiğini söyledi.

Akbay, offshore yatırımlarının yüksek maliyetli olduğunu ancak ilk etapta YEKA modeli ve kamu alım garantileriyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, sektör geliştikçe teknolojinin yaygınlaşacağını söyledi. Şirketin büyüme planlarına ilişkin de bilgi veren Akbay, Eksim Enerji’nin 2025’te kurulu gücünü yaklaşık yüzde 70 artırarak 1,2 gigavata çıkardığını, 2026’da hibrit ve kapasite artış projelerinin devreye gireceğini, 2027’de ise YEKA ve depolamalı projelerle ikinci büyüme fazına geçileceğini açıkladı.