
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada Türkiye’nin enerji stratejisinde yerli madenlerin ve kritik elementlerin önemine dikkat çekti. Erdoğan, Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementleri sahasında 694 milyon ton kaynak tespit edildiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Kabine Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan, yaptığı açıklamada Türkiye’nin enerji stratejisinde yerli madenlerin ve kritik elementlerin önemine dikkat çekti.
Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementleri sahasında 694 milyon ton kaynak tespit edildiğini belirten Erdoğan, “Bu alanda dünyanın en büyük beş üreticisinden biri olmayı hedefliyoruz” dedi.
“HERHANGİ BİR ÜLKEYE VERMEMİZ SÖZ KONUSU DEĞİL”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, nadir elementlerin savunma sanayiinden yenilenebilir enerji teknolojilerine kadar birçok alanda kritik öneme sahip olduğunu söyledi.
Türkiye’nin bu alandaki kapasitesini artırmak için teknoloji transferi ve uluslararası iş birlikleri üzerinde çalıştıklarını ifade eden Erdoğan, “Bu zenginliği herhangi bir ülkeye vermemiz asla söz konusu değildir. Kim böyle bir iddiada bulunuyorsa kendi ülkesine iftira atıyor demektir” dedi.
Erdoğan ayrıca, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde ilk elektriğin çok yakında üretileceğini, Sakarya Gaz Sahası’ndan ise halihazırda 4 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacının karşılandığını, bu sayının 2028’e kadar 16 milyona ulaşacağını söyledi.
Erdoğan, “Akkuyu dışında nükleer ajandamızda başka projelerimiz de bulunuyor. Ana muhalefetin balıkları öne sürerek yaptığı eleştirilere aldırmadan nükleer enerjiye yatırım yapmayı sürdüreceğiz” diyerek sözlerini sonlandırdı.
310 LOKASYONDA 125 BİN METRE SONDAJ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı hedefleri kapsamında nadir toprak elementlerinin stratejik rolünü vurguladı. Eskişehir’in Beylikova ilçesindeki sahada yürütülen çalışmalara değinen Erdoğan, 310 ayrı lokasyonda yaklaşık 125 bin metre sondaj yapıldığını ve 694 milyon tonluk kaynak tespit edildiğini açıkladı.
“Bu saha, dünyanın yaklaşık ikinci büyük nadir toprak elementleri kaynağıdır” diyen Erdoğan, 17 elementten 10’unun Beylikova’da bulunduğunu belirtti. Erdoğan, “İlk etapta yıllık 1200 ton cevher işleyeceğimiz Eti Maden Pilot Üretim Tesisi devreye alındı. Hedefimiz, saflaştırma teknolojileriyle bu üretimi endüstriyel ölçekte genişletmek” ifadelerini kullandı.
TORYUM DA ÜRETİLEBİLECEK
Toplam 17 elementin 10’unun bulunduğu sahada yaklaşık 12,5 milyon ton nadir toprak oksidi yer alıyor. Böylece Beylikova, rezerv büyüklüğü açısından Çin’deki Bayan Obo sahasından sonra dünyada ikinci sırada bulunuyor.
Tesis, ilk etapta 7 NTE’nin üretimine odaklanacak ve bu elementlerin oksitleri ilk kez üretilecek. Florit, barit, lantan, seryum, praseodimyum, samaryum, gadolinyum, evropiyum, neodimyum gibi elementlerin yanı sıra diğer 17 NTE de tesiste işlenecek. Uranyum gibi nükleer yakıt ham maddesi olan toryum da bu tesiste üretilebilecek.
YILLIK 220 MİLYON DOLAR GELİR
Beylikova Pilot Tesisi ile Türkiye, yıllık 1200 ton cevher işleyerek ekonomiye kazandırmayı amaçlıyor. Pilot tesisten sonra endüstriyel tesise geçilerek yıllık 570 bin ton üretim hedefleniyor ve bu üretimin ülkeye yaklaşık 220 milyon dolar gelir sağlayacağı öngörülüyor.
Öte yandan, dünyanın en büyük 5 NTE üreticisinden biri olma hedefi doğrultusunda, pilot tesisin endüstriyel tesise dönüştürülmesi için saflaştırma teknolojilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar devam ediyor. Ancak NTE’nin küresel teknoloji ve savunma sanayisi için kritik öneme sahip olması ve gelişmiş ülkeler tarafından iklim politikaları kapsamında değer kazanması nedeniyle üretim süreçlerinde ülkeler arası bilgi paylaşımı sınırlı kalıyor.
Küresel üretimin yüzde 69’unu sağlayan ve işleme kapasitesi dünya pazarının yüzde 85’ine ulaşan Çin’in hakimiyetini kırmak isteyen Batı ülkeleri, alternatif tedarik kaynakları arıyor. Bu da mevcut sahaların daha hızlı ekonomiye kazandırılmasını ve uluslararası iş birliklerini zorunlu kılıyor.
Eskişehir’deki dev keşfin açıklanmasının ardından Petrol ve Doğal Gaz Uzmanı Zeynep Elif Yıldızel ve SETA Vakfı Enerji Uzmanı Büşra Zeynep Özdemir, gazetemize özel açıklamalarda bulundu.

“NTE, POPÜLER OLANA KADAR DA KENDİ REZERVLERİMİZ YA DA İHTİYACIMIZ GÜNDEME GELMEMİŞTİ”
• Beylikova’da 694 milyon tonluk kaynak tespit edildiği açıklandı. Bu büyüklükteki bir rezervin jeolojik açıdan önemi nedir? Bu tür nadir toprak elementleri yataklarının dünya ölçeğinde ne kadar nadir bulunduğunu nasıl değerlendirirsiniz?
Nadir toprak elementleri ne zaman hayatımıza girdi? Trump, Rusya Ukrayna savaşını sözde barışa bağlamak için ortaya atıldığında ve mayıs ayında Zelenski ile savaş sonrası NTE ve lityum gibi bazı kritik madenler ile ilgili anlaşma imzaladığında ilgimizi çekti. Ukrayna, 4 Dünya Ekonomik Forumu tarafından “NTE için önemli potansiyel tedarik ülkesi” olarak tanımlanmıştır. Çünkü; AB tarafından “kritik ham maddeler” sınıfındaki 30 adet maddeyi kapsayan NTE dünya rezervinin yüzde 5’ine sahip olduğu düşünülmektedir. Oysaki biz Trump’tan önce ne kendi ülkemizdeki ne de dünyadaki bu NTE öneminden ya haberdar değildik ya da önemsemiyorduk. Çünkü biz teknolojiyi kullanmayı ve teknoloji ile hava atmayı, onu üretmekten daha çok önemsiyoruz. Dolayısı ile NTE, popüler olana kadarda kendi rezervlerimiz ya da ihtiyacımız gündeme gelmemişti.
Öncelikle NTE’lerini bu kadar kritik ve önemli yapan nedir sorusuna bakalım. Trump’ın NTE üzerinden Çin’i hedef alması ya da Ukraynada ki NTE’leri savaş sonrası üretmek için anlaşma yapmaya çalışmasının altında ki gerçek şu ki; NTE’ler askeri savunma sistemleri, radarlar, jet motorları, sonarlar, lazerler ve güdümlü füze teknolojisinde kritik önemde madenlerdir. Örneğin bir F-35 savaş uçağında 418kg NTE kullanılmaktadır. Arleigh Burke destroyerinde 2600 kg, Virginia sınıfı deniz altında 4600 kg NTE mevcuttur. ABD bu elementlerin yüzde 70’inden fazlasını Çin’den ithal ediyor ya da ediyordu. Çin, Uluslararası Enerji Ajansına göre dünya NTE arz zincirini kontrol ediyor. Bu elementlerin dünya ölçeğindeki madenciliğinin yüzde 60’ını ve işlenmesinin yüzde 90’ınını yapıyor. Grafitin işlenmesini yüzde 100, kobalt işlenmesinin yüzde 74 ve lityumun işlenmesinin yüzde 65’ini Çin yapmaktadır. Bu madenler elektrikli araç üretebilmek için kritiktir. Tıpkı NTE’leri gibi. Aslında sadece yeşil dönüşüm için aynı zamanda ulusal güvenlik içinde Çin bağımlılığı mevcuttur. Dolayısı ile ABD’nin ve AB’nin alternatif kaynak bölgelerine yönelmesi gerekmektedir. Tabii bu bölgelerdeki madenler yine Çin tarafından işletilmiyorsa. Bunun yanında Çin, NTE’leri ile önemli bir üstünlük sağlamaya başladı ve bunu değişik mecralarda ekonomik ve jeopolitik bir silah olarak kullanıyor.
Enerji ve askeri güvenlik ve yeşil dönüşüm artık petrol sonrası döneme doğru yol alıyor ve bu yeni dönemin ekonomisi ise NTE ve bazı kritik madenler üzerinden şekilleniyor. Söz konusu madenlerin başat ülkesi ise Çin. Önümüzdeki dönemde Çin yeni güç olarak tarih sahnesindeki rolüne hazırlanıyor.
“BİR AN ÖNCE YAPMAMIZ GEREKEN ÖDEVLERİMİZİ YAPMAMIZ GEREKİYOR”
• Cumhurbaşkanı Erdoğan, 310 lokasyonda 125 bin metre sondaj yapıldığını söyledi. Bu ölçekte bir kaynağın çıkarılması ve işlenmesi hangi teknik aşamalardan geçer? Türkiye’nin mevcut jeolojik ve teknolojik kapasitesi bu süreci ne ölçüde destekliyor?
Beylikova’da tespit edilen 694 milyon ton NTE kaynağının rakamsal büyüklüğünden ve burada yapılan sondaj metrajlarından ziyade bu elementleri işleyebilmek yakın gelecekte önemli olacaktır. Malumunuz olduğu üzere Orta Doğu bölgesinde günlük yaklaşık 20-30 milyon varil petrol üretilmektedir. Dünya üretiminin yüzde 25-35’i bu bölgede gerçekleşmektedir. Ancak petrol ve doğal gaz ile ilgili teknoloji bu bölgede üretilmediği ve hatta petrol için rafineri kapasitesi bu bölgede çok çok düşük olduğu için; işlenmemiş ürün olan, ham petrol olarak satılır. Ham petrol rafinerilere gelerek, kullandığımız beyaz ürünlerin dışında kalan artık kısımdan 80.000 yan ürün üretilir. Orta Doğuda bu yan ürünlerin neredeyse hiçbiri üretilmez. Bazı sahalarda rezervuarda petrol ile birlikte bulunan doğal gaz atmosfere yakılarak gönderilir. Oysaki bu gazlar yüzey tesisinde ayrıştırıldıktan sonra doğal gaz çevrim santrallerinde elektrik üretilebilir. Ama bölgenin elektrik alt yapısı da malumunuz. Demek istediğim, ne kadar çok sondaj yaptığımız, ya da ne kadar büyük rezerve sahip olduğumuzun bir önemi yoktur. Çin, yukarıda bahsettiğim gibi; bu kritik maddelerin yüzde 70 den fazlasını işliyor. Yani ürüne dönüştürüyor. Üstelik, Çin vatandaşları artık hükümet izni olmadan yurt dışında nadir toprak madenciliği, işleme veya ürün üretimi projelerinde görev alamayacak. Bu kararın nedeni Çin’in teknik bilgi birikimi ve işleme teknolojisinin dışarı sızmasını engellemek. Çin bu hamlesi ile sadece kritik hammaddeleri değil, bilgiyi ve insan sermayesini de stratejik kontrol altına almaya çalışıyor.
Tüm bunları değerlendirdiğimiz zaman, kaynaklarımızı ham madde olarak ihraç etmek yerine onlardan katma değerli ürün üretmeye odaklanmalıyız. Kaynağın başını tutmak önemlidir. Ama hem kaynağın başını tutmak hem de ondan katma değer sağlamak daha güçlü öneme sahiptir. Dünya yeni bir dönüşümün eşiğinde, dolayısı ile bir an önce yapmamız gereken ödevlerimizi yapıp bu dönüşümden kendimize hem teknolojik hem de ekonomik fayda sağlamamız gereklidir. Bir an önce AR-Ge yatırımları ve insan kaynağına yatırım yapıp, keşfedilen bu önemli sahadan çıkarılacak kritik ham maddeleri işlemeyi ve ürüne dönüştürmeyi gerçekleştirmemiz gerekir. Aksi halde dünyanın en büyük hammaddesi ülkemizde olmuş ne fayda. Birileri ham madde olarak üretir, katma değerli ürüne dönüştürür ve teknolojik ürün olarak geri satar. Biz de jeopolitik konumumuzun önemini konuşur dururuz.
“SADECE KEŞFETMEK, REZERV BULMAK YETMİYOR”
• Nadir toprak elementleri, enerji teknolojilerinin (örneğin bataryalar, rüzgâr türbinleri, mıknatıslar) temel bileşenleri arasında. Sizce Türkiye’nin enerji arz güvenliği perspektifinden, bu rezervin teknoloji-bağımsızlık açısından önemi nedir?
Türkiye’de 694 milyon tonluk NTE kaynağı tespit edildiği açıklaması ile dünya sıralamasında listeye girmiş durumda. Dünya genelinde USGS (Amerika Birleşik Devletleri Jeolojik Araştırma Kurumu) verilerine ve başka kaynaklara göre dünyada yaklaşık 90 ile 100 milyon ton nadir toprak elementi rezervi bulunduğu tahmin ediliyor. Bunun 44 milyon tonu Çin’de ve 21 milyon tonu Brezilya’da yer almaktadır. Eskişehir, Beylikova’da yapılan bu keşifte, 17 elementten yaklaşık yüzde 10’nunun ekonomik üretim potansiyeli olduğu öngörülüyor. Ayrıca burada bulunan kaynakta toryumda var ve nükleer santraller toryum teknolojisine doğru evriliyor. Keşfedilen NTE’lerinde hedef sadece cevher olarak ihraç etmek değil, katma değerli ürün üretmek. Hali hazırda bu madenlerden elde edilen katma değerli ürünlerin muhtemeldir ki patentleri vardır; o nedenle AR-Ge çalışmaları ile katma değerli ürünlerin geliştirilmesi gerekir. Ülkece AR-GE yatırımlarımızın ne durumda olduğunu biliyoruz. Sadece keşfetmek, rezerv bulmak yetmiyor. Onu ekonomiye kazandıracak teknolojiyi de üretmek gerekiyor. Ancak böyle bir yaklaşım küresel piyasada söz hakkı sahibi olmamızı sağlayacaktır. Hemen her yerde bu kaynakların enerji, otomotiv ve yenilenebilir enerji gibi stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltacağı vurgulanıyor. Ama teknolojisini üretemediğiniz bir madeni, cevher olarak satmaktan başka yol kalmaz. Aynı şekildeki büyük cümleler “gaz merkezi” olacağız şeklinde yıllardır petrol ve doğal gaz için kullanılıyor. Sakarya gaz sahası keşfinde yine aynı yazılar yazıldı, aynı konu aynı şekilde tartışıldı. Oysa yapılması gerekenler yıllardır yapılmadı. Şimdi LNG kontratları ile ilerleme sağlanmaya çalışıyor ancak yetmez. Geride daha çok ödev var, yol var gaz merkezi olmamız için. Aynı şey NTE içinde geçerli.
AB, kritik elementler olarak tanımladığı maddelerin 2030’a kadar ithalat bağımlılığını azaltma hedefi koymuş durumda. Ancak bunu nasıl yapacağı çok açık ve net değil. Doğal gaz da Rusya bağımlılığını azaltma hedefini ABD LNG bağımlılığı yaratarak gerçekleştirmek üzere. NTE ise Çin bağımlılığı mı gerçekleştirecek. Yoksa Türkiye’de keşfedilen ve henüz kesin rezervi araştırılan Beylikova madeni ile mi yapmayı planlıyor? Sanmam. Çünkü doğal gazda gaz merkezi olmamızı istemediği gibi kritik ham maddelerde de merkez olmamızı istemeyecektir. Her ne kadar AB için hem gaz merkezi olmamız hem de NTE’lerinde tedarik ve teknoloji merkezi olmamız rasyonel olan bir strateji olsa da AB, geçmişten gelen duygusal tepkilerini vermeye devam ederek kendisini köşeye sıkıştırmaktadır. Bu süreçte eğer biz, ödevlerimizi doğru yaparsak, bölgemizde ve küresel ölçekte enerji stratejisi oluşturabilecek ve enerji arz güvenliğini sağlamış bir ülke konumuna gelebiliriz.
Küresel sistemdeki bu dönüşümle beraber, enerji ve savunma güvenliği ekseni yön değiştiriyor. Her ne kadar önümüzdeki orta vadede petrol ve doğal gaz kritik ve stratejik önemini korumaya devam edecekse bile, nadir toprak elementleri ve kritik madenler, elektrikli araçlardan, yenilenebilir enerji üretim tesislerinde, radar, füze, çip, sensör gibi savunma teknolojilerinde giderek artan öneme sahip olacaklardır. Artık yeşil dönüşüm “enerji bağımsızlığı” getirmiyor, aksine başka ham maddelere bağımlılık yaratarak, yeni bir güç dengesi oluşturuyor. Yeşil Enerji’nin temel felsefelerinden biriside, karbon üretmemenin yanında, güneş ve rüzgar gibi yerli enerji kaynaklarını daha çok kullanarak enerjide bağımsız olabilmekti. Oysa gelinen noktada Çin olmadan yeşil dönüşüm olmuyor. I. Dünya savaşından beri enerji hammaddesi olan petrol ve doğal gaz, özellikle Orta Doğu bölgesini jeopolitik olarak ön plana çıkarırken, gelecekte NTE’lerinin ve kritik madenlerin bulunduğu bölgeler jeopolitik olarak ön plana çıkacaktır. Bu kaynakların paylaşılması için ise güç dengeleri eksen değiştirecektir. Gelecekte; petrol ve doğal gaz çağında olduğu gibi, hiçbir ülke enerjide bağımsız olamayacaktır. Her zaman, her enerji ham maddesinin ya da kritik ham maddenin bol olduğu yerler ve olmadığı yerler arasında jeopolitik savaşlar, dengeler ve çekişmeler olacaktır. Artık sanırım bu denklemin ortasında elinde büyük bir fırsat ve malzeme ile Çin oturuyor.

“BEYLİKOVA’DAKİ NTE SAHASININ ÜRETİME KAZANDIRILMASI OLDUKÇA ÖNEMLİ”
• Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beylikova’daki 694 milyon tonluk kaynağı açıklarken Türkiye’nin “dünyanın en büyük beş üreticisinden biri” olmayı hedeflediğini söyledi. Sizce bu adım, Türkiye’nin küresel enerji dönüşümünde stratejik madenler üzerinden yeni bir konum edinme sürecinin başlangıcı olarak görülebilir mi?
Türkiye, son yıllarda hali hazırda temiz enerji teknolojileri üretiminde önemli bir konumda. Sahip olduğu yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelinin yanında bölgesindeki en büyük enerji tüketicilerinden biri olması, artan ekonomik büyümesi beraberinde yükselen enerji talebi ve yakın çevresindeki pazarlar bilhassa rüzgar ve güneş enerjisi ekipmanlarının üretimine yapılan yatırımlar için destekleyici unsurlar oldu. Bu sayede bugün Avrupa’nın en büyük rüzgar türbini ekipmanları ve güneş paneli üreticilerinden biri. Yenilenebilir enerji teknolojilerinin hemen her alanında yerli üretimi destekleyen ve sürdürülebilirliği hedefleyen Türkiye için Beylikova’daki nadir toprak elementleri (NTE) sahasının üretime kazandırılması oldukça önemli. Yalnızca ekipman üreticisinden kritik hammadde tabanlı bir tedarik merkezine evrilmekte olan bir yapı görüyoruz.
NTE’ler, yüksek performanslı mıknatısların girdisi ve rüzgar türbini jeneratörleri ile elektrikli araçların motorlarının kalbinde yer alıyorlar. Dolayısıyla Beylikova temiz enerji teknolojilerinde katma değeri yükseltme potansiyeli taşıyor. Dünyanın ilk beş üreticisinden biri olma hedefi ise cevher çıkarmanın ötesinde rafinasyon, teknoloji ortaklıkları, çevresel izinler ve öngörülebilir teşvikler gibi adımları da gerektiriyor. Bu adım, Türkiye’nin hali hazırda güçlü olduğu rüzgar ve güneş enerjisi ekipmanlarındaki konumunu hammadde tarafında da tahkim etme fırsatı sunuyor. Doğru sanayi politikası ve rafineri yatırımları ile Beylikova Türkiye’nin küresel enerji dönüşümünde stratejik madenler üzerinden yeni bir konum edinmesi sürecini başlatabilir. Aksi halde değer zincirinin alt basamaklarında kalınması riski doğabilir.
“UYGUN TEŞVİK MEKANİZMASININ VE FİNANSMAN MODELİNİN OLUŞTURULMASI ŞART”
• Enerji arz güvenliği genellikle petrol ve doğal gaz ekseninde konuşulurdu. Ancak kritik mineraller, özellikle rüzgar türbini, batarya ve çip üretimi gibi alanlarda yeni bir bağımlılık zinciri oluşturuyor. Türkiye bu zincirde nasıl bir strateji izlemeli?
Enerji arz güvenliği artık yalnızca petrol ve doğal gaz değil, iklim hedefleri ve temiz enerji teknolojilerine yönelik artan talep üzerinden de daha geniş bir çerçeveyle tanımlanıyor. Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ve en büyük ticaret partneri olan Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında hayata geçirmeye hazırlandığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) rüzgar türbini jeneratörleri, şebeke ölçekli depolama, elektrikli araç bataryaları, güç elektroniği ve tüm bunlar için gerekli olan güçlü iletim ve dağıtım alt yapısı NTE’leri ve kritik minerallere kritik bir önem atfediyor. Türkiye, YEKDEM ve YEKA mevzuatlarıyla rüzgar ve güneşte yerli üretimi ölçeklendirdi, bugün güneş paneli üretiminde yüzde 90’a yakın bir yerlilikten söz etmek mümkün. Milli otomobil girişimi TOGG ile de batarya ve çip gündemi sanayinin merkezine girdi. Bu doğrultuda Türkiye’nin izlemesi gereken stratejiyi çok boyutlu olarak ele almak gerek. Öncelikli olarak Beylikova gibi NTE sahalarının Net Sıfır hedefine uygun şekilde standartlar çerçevesinde devreye alınmalı. Ayrıştırma ve rafinasyon işlemleri esnasında oluşan sera gazı salımı için en uygun tekniklerin uygulanması ve şeffaf bir şekilde denetim sağlanması şart.
İkincisi, yatırımlar temiz enerji teknolojilerine dikey entegrasyonu sağlayacak şekilde kanalize edilmeli. Mıknatıs, batarya, yüksek verimli güç elektroniği ve şebeke sistemleri üretimini teşvik edecek yatırımlarla zincirin cevherden ileri üretime uzatılması hem dekarbonizasyon sürecine hem de cari açığın azaltılmasına katkı sağlayacaktır.
Üçüncüsü, döngüselliğin sağlanması. Günümüzde artan talebi takiben temiz enerji teknolojileriyle ilgili en çok tartışılan konulardan biri geri dönüşüm. Üretim zincirinin geri dönüşüm ile desteklenmesi, batarya, çip ve benzeri mümkün olan tüm ekipmanların geri dönüştürülmesi hem ikincil arz yaratmak hem ithalat bağımlılığını azaltmak hem de atık kaynaklı emisyonların düşürülmesinde etkili olacaktır.
Son olarak, tüm bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için uygun teşvik mekanizmasının ve finansman modelinin oluşturulması şart. YEKA benzeri talep garantileri, kamu alımları, yeşil tahviller ve SKDM ile uyumlu olacak şekilde oluşturulacak sürdürülebilir finans sağlanması yatırımcılar için güvenli bir ortam oluşturacaktır.
Konumuz gereği enerji perspektifinden ele alsak da NTE’ler ve kritik madenler ulaşım, savunma, haberleşme, uzay ve kimya gibi çok sayıda sanayi kolunun hemen her prosesinde en önemli girdiler arasında yer alıyorlar. Bu nedenle yalnızca cevheri çıkaran değil, aynı zamanda işleyen, yüksek katma değerli ürün üreten bir merkez olabilmek için yabancı ülkelerle iş birlikleri de şart. Çin’den üretim ölçeği ve süreç deneyimi, ABD’den malzeme ve batarya teknolojilerinde tecrübe, AB ile kurallara uyum ve pazara kolay erişim, Japonya ve Güney Kore ile mıknatıs ve batarya bileşenlerinde kalite ve Körfez ülkeleri ile uzun vadeli yatırım desteği alanında iş birlikleri oluşturulabilir. Bunu yaparken yerli sanayi için de talep güvencesi oluşturulması yerli-yabancı dengesi kurulması ve milliliğin artırılması için önemli. Böylece Türkiye, sadece hammadde üreten ve satan değil, temiz enerji teknolojileri üreterek değer yaratan, bölgesindeki konumunu güçlendiren ve küresel ölçekte söz sahibi olan bir tedarik merkezine dönüşebilir.
“YEREL ÜRETİMİ VE EKONOMİYİ KORUYAN DESTEK MEKANİZMALARI DA YEREL HALKIN DESTEĞİNİ ALMADA FAYDA SAĞLAYACAKTIR”
• Nadir toprak elementlerinin çıkarımı çevresel açıdan oldukça hassas bir süreç. Türkiye’nin bu rezervi değerlendirirken çevresel sürdürülebilirlik ve yerel kalkınma arasında nasıl bir denge kurması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Öncelikle şeffaf bir ÇED sürecinin sağlanması önemli. Madencilik esnasında çevreye verilen zararı en aza indirgemek için yeraltı ve yerüstü sularını koruyan su kullanımı sistemleri ve asit ve kimyasallar için sızdırmaz alanlar oluşturulmalı. Sürekli ve bağımsız ölçümlerle denetleme yapılarak standartlara uyumun sürekliliği sağlanmalı. Eş zamanlı olarak doğaya verilen zararın onarılması için ağaçlandırma ve toprak ıslahı gibi çalışmalar yürütülmeli ve ortaya çıkan atık güvenli bir şekilde depolanmalı ve geri kazanımla en aza indirgenmeli.
Yerel kalkınma için ise YEKA şartnamelerinde olduğu gibi istihdam, AR-GE ve yerel tedarik şartı, ilgili yerel yönetimler ve köyler için gelir payı ayrılması ile bir bölgesel kalkınma fonu oluşturulması yerinde olacaktır. Bölgedeki çiftçilik ve hayvancılık gibi yerel üretimi ve ekonomiyi koruyan destek mekanizmaları da yerel halkın desteğini almada fayda sağlayacaktır. Tüm bu süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve sürekli bağımsız denetimin zorunlu kılınmasıyla madenler hem çevreye duyarlı hem bölgenin refahını artıran uzun vadeli bir yatırıma dönüştürülebilir.
Kazarman Hidroelektrik Santrali’nin kapsül bırakma töreni gerçekleştirildi27 Haziran 202616:00 Bu buluş sayesinde priz yangınları tarihe karışacak27 Haziran 202615:00 Kaancan Komsuoğlu, mezarı başında dualarla anıldı27 Haziran 202614:24 Elektrikli araçlar ve batarya geri dönüşümü27 Haziran 202613:30 Başkent EDAŞ Spor Kulübü’nün yeni başkanı Ebru Taşcıoğlu oldu27 Haziran 202612:00