Güneşte rekor büyüme: Türkiye 22 GW’ı aştı, sırada 2035 hedefi var

Güneş enerjisinde kurulu gücü 22.759 MW’a ulaşan Türkiye, 2025’te Avrupa’nın en hızlı büyüyen pazarlarından biri haline geldi. Konuyla ilgili GENSED Genel Sekreteri Hakan Erkan, Solarçatı CEO’su Utku Korkmaz ve GÜYAD Başkanı Cem Özkök, gazetemize özel açıklamalarda bulundu.

Güneşte rekor büyüme: Türkiye 22 GW’ı aştı, sırada 2035 hedefi var
Petroturk | Enerji Haberleri
  • Yayınlanma6 Ağustos 2025 11:49

Abdullah Paçal – İstanbul

Türkiye’nin güneş enerjisindeki yükselişi her geçen ay daha da hız kazanıyor. 2025 yılı için belirlenen 18 GW’lık güneş enerjisi kurulu güç hedefi, 2024 yılı sonunda aşılmış, Şubat 2025 itibarıyla ise bu rakam 20.016 megavat seviyesine ulaştı ve Haziran 2025 itibarıyla ülkemizin toplam güneş enerji kurulu gücü 22 bin 759 MW seviyesine geldi. Bu başarı, güneşin Türkiye’nin enerji arzında ne denli stratejik bir yere yerleştiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Söz konusu büyümenin temel itici gücü, büyük oranda lisanssız güneş enerjisi santrallerinin yaygınlaşması oldu. Elektrik üretim lisansı almadan, özellikle kendi elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan bu sistemler, son yıllarda sanayi tesisleri, OSB’ler, tarımsal sulama alanları ve ticari işletmeler tarafından yoğun şekilde tercih ediliyor. 2022 sonrası yürürlüğe giren yeni EPDK düzenlemeleriyle birlikte, lisanssız GES yatırımlarında tüketim-üretim ilişkisi daha net tanımlanmış, aynı ölçüm noktasına bağlı projelere öncelik tanınmıştı.

Yalnızca son 2,5 yıl içinde devreye alınan güneş ve rüzgar santralleri sayesinde yaklaşık 15 milyar dolarlık doğal gaz ithalatı önlendi. Bu dönemde yalnızca GES’lerin ürettiği 52 teravatsaatlik elektrik ise 5,4 milyar dolarlık bir ekonomik katkı sağladı. GES’lerin elektrik üretimindeki payı da her geçen yıl artarken, bu artış şebeke yönetimi, trafo kapasitesi ve enerji depolama konularını gündeme taşıyor.

Lisanssız sistemlerin avantajları kadar sınırları da dikkat çekiyor. Şebeke altyapısındaki yetersizlikler, bağlantı izni süreçlerinin uzunluğu ve trafo kapasitelerindeki sınırlamalar, özellikle yoğun başvuruların olduğu bölgelerde yatırımcıların karşılaştığı başlıca sorunlar arasında. Öte yandan bu sistemler, yatırım lisansı alma yükümlülüğü olmadan daha kısa sürede devreye alınabildikleri için yatırımcılar açısından cazipliğini koruyor. Yeni mevzuata göre artık tüketimin iki katına kadar kapasite kurulabilmesi de bu cazibeyi artırmış durumda.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Ulusal Enerji Planı’na göre, Türkiye 2035 yılına kadar güneşte 53 GW’lık kurulu güce ulaşmayı hedefliyor. Aynı plan kapsamında güneş ve rüzgâr santrallerinin toplamda 120 GW’a ulaşması öngörülüyor. Bu büyük hedef için her yıl ortalama 3 ila 4 GW’lık yeni kurulum yapılması, bunun için de yaklaşık 80 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Bu sürecin başarısı, yalnızca yatırım miktarına değil; aynı zamanda hibrit sistemlerin, çatı tipi uygulamaların, TarımGES ve yüzer GES gibi alternatif modellerin yaygınlaştırılmasına da bağlı. Uzmanlara göre, yalnızca Türkiye’nin çatı potansiyelinden sağlanabilecek güneş enerjisi 100 GW’ın üzerindeyken, bu alanda atılacak düzenleyici adımlar büyük önem taşıyor.

Tüm bu gelişmelere rağmen, finansman koşullarındaki zorluklar, yüksek faiz oranları, döviz kuruna dayalı ekipman maliyetleri ve bürokratik süreçler, sektörün daha fazla ivme kazanmasının önündeki başlıca engeller arasında yer alıyor. Yine de Türkiye, Avrupa’nın en hızlı büyüyen güneş enerjisi pazarlarından biri olmayı sürdürüyor.

Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda 2053 yılına kadar atacağı adımlarda güneş enerjisi, yalnızca temiz enerji üretiminde değil, ekonomik kalkınma, enerji bağımsızlığı ve sürdürülebilir gelecek hedeflerinde de anahtar rol oynamaya devam edecek.

Bu veriler ışığında Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) Genel Sekreteri Hakan Erkan, Solarçatı CEO’su Utku Korkmaz ve Enerji Yatırımcıları Derneği (GÜYAD) Başkanı Cem Özkök gazetemize özel açıklamalarda bulundu.




Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) Genel Sekreteri Hakan Erkan

‘YERLİ ÜRETİMLE GÜÇLENEN GÜNEŞ ENERJİSİ SEKTÖRÜ, DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMA YOLUNDA’

Türkiye’de güneş paneli, hücre, inverter, montaj ekipmanı gibi bileşenlerin yerli sanayisi ne aşamada? GENSED olarak yerli üretimin yurtdışı bağımlılıktan çıkması adına mevcut kapasiteyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de güneş enerjisi sektörü, son yıllarda önemli bir gelişim göstererek yerli üretim kapasitesini artırma yönünde büyük adımlar atmıştır. Yerli sanayi, güneş enerjisi alanında özellikle panel ve montaj ekipmanları üretimi konusunda güçlü bir altyapıya sahiptir. Hücre üretiminde ise birçok firma üretime yeni başlamış olup, bu alandaki yatırımların önümüzdeki dönemde artarak sürmesi beklenmektedir. İnverter üretiminde ise bazı yerli firmalar Ar-Ge çalışmalarına yatırım yapmakta ve bu alanda da ilerleme kaydetmektedir. Bu yatırımlar, Türkiye’nin enerji bağımsızlığını artırma ve küresel enerji teknolojileri pazarında güçlü bir oyuncu olma hedefleriyle uyumludur. Bu bağlamda, sektörün dışa bağımlılıktan tamamen kurtulması adına atılacak adımlar ve mevcut durumun değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Güneş hücreleri üretiminde yerli kapasite, güneş paneli üretimi kadar güçlü değildir. Ancak birçok panel üreticisi, hücre üretiminde ileri teknolojilere yatırım yaparak bu açığı kapatmayı hedeflemektedir. Diğer taraftan, montaj ekipmanlarının tamamına yakın kısmı yerli üretimle karşılanmaktadır. Çelik konstrüksiyon, bağlantı elemanları, taşıma sistemleri ve güneş takip sistemleri (tracker) gibi ekipmanların üretimi için Türkiye’nin sanayi altyapısı yeterli seviyededir. Türkiye’nin güneş enerjisi sektöründe yerli üretim kapasitesi giderek artmakta ve dışa bağımlılık azalmaktadır. Ancak, özellikle güneş hücresi üretimi için hammadde ve inverterlerdeki yarı iletken malzemelere ithalat bağımlılığı devam etmektedir. GENSED bu alanlarda yerli sanayiyi desteklemek ve sektörün gelişimine katkı sunmak için çalışmalarını sürdürmektedir. Daha fazla Ar-Ge yatırımı, devlet teşvikleri ve uluslararası iş birlikleriyle, Türkiye’nin güneş enerjisi sektöründe küresel liderler arasında yer alması mümkündür.

“LİSANSSIZ GES MODELİ, İŞLETMELER VE MESKENLER İÇİN ÖNEMLİ BİR BÜYÜME ALANI SUNMAKTADIR”

Son yıllarda yaşanan hızlı kurulum artışının büyük kısmı lisanssız GES projeleriyle sağlandı. Sizce bu model, güneş yatırımlarının lokomotifi olmaya devam edebilir mi?

Son yıllarda Türkiye’deki lisanssız Güneş Enerjisi Santrali (GES) projelerindeki hızlı artış, güneş enerjisi sektörünün büyümesinin önemli bir parçası olmuştur. İşletmelerin karbon ayak izini ve enerji maliyetlerini azaltmak amacıyla güneş enerjisine yönelmeleri, lisanssız projelerin artmasına neden olmaktadır. Bu modelin sürekliliği başta yeterli trafo kapasitesi verilmesi ve finansmana rahat erişim olmakla beraber teknolojik gelişmeler ve mevzuattaki düzenlemeler gibi faktörlere bağlıdır. Sonuç olarak, lisanssız GES modeli, işletmeler ve meskenler için önemli bir büyüme alanı sunmaktadır. Ancak, uzun vadede bu modelin sürdürülebilirliği, başta devlet politikaları ve altyapı yatırımları ve uygun finansmana erişim gibi birçok faktöre bağlıdır. Eğer bu faktörler uyum içinde ilerlerse, lisanssız projeler sektörde önemli bir lokomotif olmaya devam edecektir.

Ulusal Enerji Planı’nda yer alan 2035 yılı için 53 GW’lık güneş enerjisi hedefini gerçekçi buluyor musunuz? Bu hedefe ulaşmak için hangi yapısal adımların atılması gerekiyor?

Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği 53 GW güneş enerjisi hedefi, mevcut potansiyelimiz ve global enerji trendleri göz önüne alındığında, gerçekçi ve ulaşılabilir bir hedef olarak görmekteyiz. Şu anda kurulu gücümüz yaklaşık 23 GW seviyesindedir. Önceki yıllara baktığımızda yıllık 3 GW’ı aşan kurulumların gerçekleştiği görülmektedir. Önümüzdeki on yıla ilişkin projeksiyonlar, bu ivmenin devam ederek (yıllık 3 GW lık kurulum ile) 53 GW seviyesinin rahatlıkla aşılabileceğini göstermektedir. Türkiye’nin ekonomik görünümündeki iyileşmelerle birlikte bu hedeflerin de ötesine geçileceğine inanıyoruz.

“YERLİ GÜNEŞ ENERJİSİ ÜRETİMİ, TÜRKİYE’Yİ BÖLGESEL TEDARİKÇİ KONUMUNA TAŞIYABİLİR”

Yerli üretimin ihracat potansiyelini nasıl görüyorsunuz? Özellikle Avrupa, Orta Doğu ya da Afrika pazarlarıyla ilişkiler konusunda ne gibi çalışmalarınız var?

Türkiye’nin yerli güneş enerjisi üretimi, ihracat potansiyeli açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Coğrafi konumu, gelişen üretim kapasitesi ve Çin’e uygulanan/uygulanması beklenen kısıtlamalar sebebiyle Türkiye, özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Afrika gibi dinamik pazarlarda güçlü bir tedarikçi olma potansiyelini taşımaktadır. Özellikle sadece ürün satmak yerine, mühendislik hizmetlerini de içeren anahtar teslim paket projelerle bu pazarlara açılmak, ülkemiz açısından önemli avantajlar sağlayacak ve bu bölgelerde belirli bir pazar payına ulaşmamıza katkı sunacaktır. Son olarak, GENSED olarak tüm sektör paydaşları ile birlikte sağlıklı bir piyasanın oluşumu için her türlü girişime katkı verdiğimizi ve desteklediğimizi belirtmek isteriz.


Solarçatı CEO’su Utku Korkmaz

‘GES KURULU GÜCÜNDE YADSINAMAZ SEVİYEDE BİR ARTIŞ GÖZLEMLENMİŞTİR’

Ülkemizde GES projeleri ile ilgili gelişmeler nelerdir?

Ülkemizde özellikle son üç yıl içerisinde mevzuatta yapılan düzenlemeler ile birlikte GES kurulu gücünde ciddi bir artış gözlemlenmiş olup bu artış bugün itibarıyla da devam etmektedir. Özellikle yüksek tüketim sahibi işletmeler için hem çatıda hem de tesisinin bulunduğu bölge dışında farklı bir bölgede arazi tipi GES projelerinin hayata geçirilmesi imkanı ile birlikte GES kurulu gücünde yadsınamaz seviyede bir artış gözlemlenmiştir. Bununla birlikte GES projelerinin şebeke ölçeğindeki yatırımlarına paralel olarak bireysel tüketiciler ve küçük-orta-büyük işletmeler için de yaygınlaşması son derece önemlidir.

“FARKLI ÖLÇEKLERDE GES PROJELERİNE ÇEŞİTLENEN TEŞVİK VE DESTEKLER SÜRÜYOR”

GES projeleri için güncel durumdaki teşvik ve desteklemeler nelerdir?

Ülkemizde farklı ölçekteki GES projeleri için farklı tipte teşvik ve desteklemeler geçmişten bugüne uygulanmış olup günümüzde de uygulanmaktadır. Bunlara KOBİ’ler için yapılan hibe vb. farklı desteklemeler, şebeke ölçeğindeki projeler için verilen KDV ve gelir/kurumlar vergisi gibi teşvikler örnek olarak verilebilmektedir. Belirtilen teşvik ve desteklemeler ile ilgili çalışmalar her geçen gün güncellenmekte olup, yatırımcılar için o günün koşullarında proje özelinde değerlendirilmesi daha uygundur. Bununla birlikte bireysel tüketiciler için yapılan evsel projeler için de teşvik ve destekleme konusunda bir ihtiyaç olduğu yadsınamaz durumdadır.

“EVSEL VE ŞEBEKE ÖLÇEKLİ GES PROJELERİNDE İZİN SÜREÇLERİ AYRI DEĞERLENDİRİLMELİ”

GES projeleri için izin süreçlerinde yapılan yasal düzenlemeler ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

GES projelerin için izin süreçlerinde yapılan yasal düzenlemeleri bireysel tüketiciler için yapılan evsel GES projeleri ve şebeke ölçeğindeki projeler için ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor. Şebeke ölçeğindeki projeler için süreçlerin iyileşmesi adına yapılan yasal düzenlemelerin oldukça faydalı olduğunu değerlendirmek mümkün, ancak yapılan düzenlemelerin uygulamada da etkisini önümüzdeki günlerde görüyor olacağız. Bununla birlikte bireysel tüketici tarafında izin süreçlerinin hala iyileştirmeye ciddi anlamda ihtiyacı olduğunu belirtmek gerekiyor. Yapılabilecek düzenleme ile birlikte bireysel tüketiciler tarafındaki GES’e olan talebin daha da olumlu artacağını ve GES’in ülkemizde yaygınlaşma hızının bireysel tarafta daha da arttığını düşünüyoruz.

“ÇATI VE ARAZİ TİPİ GES PROJELERİNDE TEKNOLOJİ VE REGÜLASYON UYUMU KRİTİK”

Kırsal bölgelerde ya da tarımsal yapılarda çatı GES uygulamaları için özel yöntemler geliştiriyor musunuz?

Dünyada GES projelerinin çatı üstü ve arazi tipi uygulamaları ile ilgili yapılan çalışmalar her gün daha ileriye taşınmaktadır. Bununla birlikte özellikle arazi tipi projelerde tarımsal bütünlükle uyumlanabilen projelendirilmesi gibi seçenekler değerlendirilmekte ve uygulanmaktadır. Ancak burada ekipman teknolojisi, regülasyon ve uygulamanın üç farklı taraftan bir araya gelmesi ile birlikte bu projelerin hayata geçirilebileceği de unutulmamalıdır.

“BİREYSEL TÜKETİCİLERDE GES TALEBİ, ELEKTRİK FATURALARI VE ELEKTRİKLİ ARAÇ ARTIŞIYLA YÜKSELİYOR”

Son dönemde bireysel tüketicilerden gelen talepte bir artış gözlemliyor musunuz? Güneş enerjisine yönelen müşteri profilinde ne gibi değişiklikler yaşanıyor?

Bireysel tüketiciler için evlerindeki elektrik faturalarındaki değişimler her daim bu maliyetlerin düşmesini sağlayacak çözüm arayışlarına gidilmesine vesile olmuştur. Evsel çatı üstü GES projeleri bireysel tüketiciler için hem daha sürdürülebilir bir yaşamın kapısını aralamak, hem de ciddi bir tasarruf sağlamakta olup, son dönemde de bu konudaki talepte ciddi bir artışın meydana geldiği söylenebilir. Bununla birlikte elektrikli araç kullanımındaki ciddi artışın da bireysel tüketiciler için hem elektrik maliyetlerinde, hem de elektrik maliyetleri nedeniyle GES projelerine olan talepte ciddi bir artışa sebep olduğu yadsınamaz.

Türkiye’nin farklı iklim bölgelerinde çatı GES performansı nasıl değişiyor? Panel eğimi, yönü, malzeme tercihi gibi faktörleri nasıl optimize ediyorsunuz?

GES projeleri kendi doğası gereği kıta, bölge, ülke, il, ilçe ve hatta mahalle kavramından da bağımsız tamamen kurulacak arazi veya çatı özelinde projelendirilmesi gereken yatırımlardır. Eğer bir çatı projesi yapıyorsanız hem binanın çatısının eğimine göre bir optimizasyon yapmanız, hem de mevcut kanunlar tarafından belirlenen düzenlemelere göre terzi dikimi bir proje inşa etmeniz gerekmektedir. Aynı zamanda projenin yapılacağı mesken veya işletmeden gelen özel ekipman seçiminin, mevcut elektrik mevzuatına da uygun projelendirilerek yatırımcıya uzun yıllar hizmet verecek bir proje optimize ediyoruz. Arazi projelerinde ise yine arazinin kendisinden gelen topografik özellikler, detaylı bir saha incelemesi ve modelleme ile birlikte modellenerek verimli projeleri hayata geçirmek için uğraşıyoruz.


Enerji Yatırımcıları Derneği (GÜYAD) Başkanı Cem Özkök

‘GÜNEŞ ENERJİSİNDE CİDDİ BİR POTANSİYELE SAHİBİZ, YATIRIMCI İLGİSİ HER GEÇEN GÜN ARTIYOR’

2025 yılı Şubat itibarıyla Türkiye’nin güneş enerjisi kurulu gücünün 20 GW’ı aşması sektörel bir başarı olarak görülüyor. GÜYAD olarak bu büyümeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Hangi riskler ve fırsatlar öne çıkıyor?

Türkiye, coğrafi konumu ve yüksek güneşlenme süresi ile güneş enerjisi yatırımları açısından büyük bir potansiyele sahip. Yıllık ortalama 2 bin 737 saatlik güneşlenme süresi ve 1.527 kWh/m²’lik güneş ışınımı değeri ile Avrupa’daki birçok ülkeye kıyasla oldukça avantajlı bir konumdayız. Özellikle Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Ege bölgelerimiz, güneş enerjisi yatırımları için en verimli alanlar arasında yer alıyor. Önümüzdeki dönemde güneş enerjisine yönelik yatırımların artmasıyla birlikte hem ekonomik kalkınma hem de sürdürülebilir enerji dönüşümü açısından Türkiye’nin büyük fırsatlara sahip olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu nedenlerle son yıllarda Güneş enerjisi yatırımları yatırımcılar açısından cazip hale gelmiş durumda ve Türkiye’de güneş enerjisi yatırımlarına ilgi her geçen gün artıyor. Bu yıl ilk çeyreğinde yapılan YEKA yarışmalarına baktığımızda bu ilginin boyutlarının öngörülerimizin çok üzerinde gerçekleştiğini ifade edebiliriz. Bunun en temel sebebi, yatırım maliyetlerinin gittikçe düşüyor olması. Diğer yandan, yatırım ölçekleri göz önüne alındığında da güneş enerjisi projeleri özellikle çatı üstü uygulamalar ve lisanssız üretim imkanları sayesinde küçük ve orta ölçekli yatırımcılar için önemli bir fırsat sunuyor. TEİAŞ verilerine göre Haziran 2025 itibarıyla ülkemizin toplam güneş enerji kurulu gücü 22 bin 759 MW seviyesine ulaşmış durumda. Bu tablonun içinde lisanssız güneş kurulu gücü 20 bin 433 MW’a ulaşırken lisanslı güneş kurulu gücü ise 2 bin 326 MW seviyesinde bulunuyor. Toplam güneş enerjisi santral sayısı lisanssızlar dahil 34 bin 244 adede ulaştı. Bu rakamları geçtiğimiz yıllarla kıyasladığımızda güneşte nasıl bir büyüme sağlandığını ve ayrıca daha nasıl bir potansiyelin daha bulunduğunu rahatlıkla görebiliriz. Öte yandan bir diğer önemli etken devletin sağladığı teşvikler. Bu teşvikler de GES yatırımlarına olan ilgiyi artıran en önemli faktörlerden biri konumunda Bunun yanı sıra güneş enerjisi sistemlerinin düşük işletme maliyetleri de yatırımcılar için büyük bir avantaj sağlıyor. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) gibi teşvikler, yatırımın geri dönüş süresini kısaltarak riski azaltırken, düşük bakım ve işletme giderleri ise uzun vadede maliyet avantajı sağlıyor. Örneğin 2025 yılı verilerine göre, çatı tipi güneş enerjisi yatırımlarının geri dönüş süreleri, elektrik fiyatları, enerji üretim kapasitesi ve bölgesel faktörlere bağlı olarak genellikle 5 ile 8 yıl arasında değişiyor. Bu süreler, yatırımın yapıldığı bölgenin güneşlenme süresi, elektrik tüketim miktarı ve mevcut teşviklerin etkisiyle farklılık gösteriyor. Tüm bunlara karşın dikkate alınması gereken önemli hususlar olduğunu bir kez daha belirtmekte fayda görüyoruz: Yatırımların şekillenmesi için bazı önemli reformların hayata geçirilmesi gerekiyor. Öncelikle, ekonomik istikrarın sağlanması, makroekonomik göstergelerin daha öngörülebilir hale getirilmesi ve döviz kuru dalgalanmalarının kontrol altına alınması gerekiyor. Yabancı yatırımcılar, istikrarlı bir ekonomik ortam arıyor çünkü büyük ölçekli enerji projeleri uzun vadeli planlama gerektiriyor. Ayrıca bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için hukuki altyapının daha şeffaf ve yatırımcı dostu bir hale getirilmesi şart. Sektör olarak beklediğimiz önemli başlıklardan biri izin süreçlerinin hızlandırılması idi ve son yasal düzenleme ile bu noktada önemli bir mesafe alındı, bunu yenilenebilir enerji kurulu gücümüzün daha hızlı artışı adına çok olumlu buluyoruz. Yatırım süreçlerinde karşılaşılan idari zorlukların giderilmesi, izin ve ruhsat prosedürlerinde öngörülebilirliğin artırılması ve uygulama birliğinin sağlanmasına duyulan ihtiyaç, bu düzenleme ile karşılık bulmuş oldu. Enerji Bakanlığımız ve EPDK başta olmak üzere ilgili tüm kamu idarelerine bu düzenleme dolayısıyla teşekkür ediyoruz. Ancak GÜYAD olarak şu hususları tekrar hatırlatmakta fayda görüyoruz: Ülke olarak yenilenebilir enerji yatırımlarında hızlanmamız gerek. Türk yatırımcıların bu alanda ciddi bir isteği ve iştahı da var. Fakat yatırımcının hızını kesen ve son dönemde katmerlenen sorunların hızla çözülmesine de ihtiyaç var! Sektör birçok konuda ciddi bir mücadele veriyor. Fizibilite raporlarını olumsuz etkileyen beklenmedik zamlar bundan sonraki yatırımlar için finansman bulmayı da zora sokuyor. Örneğin iletim hatlarına yüzde 550’lik, orman izin bedellerine yüzde 200’lük oranda yapılan ve enflasyonu kat kat aşan zamlar tüm yatırımcılar için ciddi bir sorun. Proje yatırım süreçlerinde hazırlanan finansal tablolara uymayan bu tür beklenmedik gider artışları ve zamlar, tüm olumsuz koşullara rağmen Türkiye’de yatırıma devam etmek isteyen yatırımcılar için ciddi bir engel yaratıyor. Öte yandan kapasite problemleri konusu devam ediyor. Enerji Bakanlığımızla ve ilgili düzenleyici kurumlarla temaslarımızı aralıksız sürdürüyoruz fakat depolamalı projeler ve hibrit santraller konusunda daha ivedi ilerlemelere ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle HES alanlarında kolaylıkla hibrit olarak kurulabilecek GES’ler konusunda ilerleme kaydetmemiz gerek. Keza havza trafo merkezleri acil çözüm bekleyen bir diğer konu. Enerji Bakanlığımız başta olmak üzere bu konudaki ilgili tüm bakanlıklarımızdan bu konularda da daha ivedi çözümler sağlayacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var.

“LİSANSSIZ GES YATIRIMLARINDAKİ ARTIŞ, ENERJİ DÖNÜŞÜMÜMÜZDE KRİTİK BİR İVME OLUŞTURUYOR”

Son yıllarda özellikle lisanssız GES yatırımlarında ciddi bir artış söz konusu. GÜYAD, lisanssız segmentin yatırım ortamına ve piyasa düzenine etkilerini nasıl okuyor? Bu büyüme sizce sürdürülebilir mi?

Son yıllarda lisanssız Güneş Enerjisi Santralleri (GES) yatırımlarındaki hızlı artışı, Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümünde kritik bir ivme olarak değerlendiriyoruz. 2022 sonunda 9,7 GW olan güneş enerjisi kurulu gücü, 2025 Haziran ayı itibari ile yaklaşık 23 GW kurulu güce ulaşmış durumda; bu artışın büyük kısmı lisanssız ve öz tüketim odaklı santrallerden kaynaklanıyor. Bu büyüme, yatırım ortamını canlandırıyor çünkü lisanssız / öz tüketim modelleri, küçük ve orta ölçekli yatırımcılar için de erişilebilirlik sağlıyor. Piyasa düzenine etkileri ise iki yönlü: Pozitif olarak, enerji arz güvenliğini artırıyor; ancak negatif olarak, şebeke entegrasyonu sorunları (örneğin, aşırı üretimde voltaj dalgalanmaları) gibi zorluklar yaratabiliyor. Bu bağlamda daha dengeli bir piyasa için depolama entegrasyonu (batarya sistemleri) gibi çözümlerin önemi daha da artıyor. Enerji depolama sistemlerinin entegrasyonu da sektörün büyümesinde kritik bir rol oynayacaktır.

Sektörde çatı uygulamaları, TarımGES, yüzer GES gibi modeller hızla yaygınlaşıyor. Bu yeni nesil uygulamalara yatırımcı ilgisi ne düzeyde? GÜYAD bu çeşitlenmeyi nasıl destekliyor?

Çatı GES, TarımGES ve yüzer GES gibi modellerin yaygınlaşması, sektörde çeşitliliği artıran önemli bir trend. Yatırımcı ilgisi yüksek düzeyde: Çatı GES’lerde yüksek potansiyel mevcut ve bu alanda ilgi günden güne artıyor, çünkü elektrik fiyatlarındaki yıllar içerisinde gördüğümüz fiyat dalgalanmaları bu uyumu teşvik ediyor. Tarım GES’lerde, yükseltilmiş panellerle enerji üretimi ve tarım faaliyetlerini birleştiren modeller ilgi çekiyor; verimlilik artışı sağlıyor ve tarım arazilerini koruyor. Yüzer GES’ler ise su rezervuarlarında arazi kullanımını azaltarak yeni bir dönem başlatıyor. Çatı GES ve Tarım GES projelerinde enerji depolama sistemlerinin entegrasyonu, sürdürülebilir enerji kullanımının artırılması açısından kritik bir rol oynamaktadır.

EPDK’nın son yıllarda lisanssız üretimle ilgili yaptığı düzenlemeler yatırımcılara nasıl yansıdı? Özellikle tüketim-üretim ilişkisinin net tanımlanması ve aynı ölçüm noktasına öncelik verilmesi sektörde hangi değişimleri tetikledi?

EPDK’nın son yıllardaki lisanssız üretim düzenlemeleri, yatırımcılara netlik sağlaması açısından olumlu yansıdı. 1 Ağustos 2025’e kadar kamuoyu görüşüne açık kalan yeni düzenleme taslağı, özellikle güneş enerjisi santrallerini (GES) ilgilendiren lisanssız elektrik üretimi alanında rekabet dinamiklerini önemli ölçüde dönüştürecek. Taslaktaki en dikkat çekici unsur ise, başvuru sürecinde üretim ve tüketim tesislerinin aynı ölçüm noktasında bulunmasına öncelik verilmesi olarak öne çıkıyor.