2011'den sonraki dönemin yatırım bütçeleri için hazırlıklar sürüyor
EPDK Başkanı Hasan Köktaş, özelleştirilen elektrik dağıtım sektörünü Gas & Power’a değerlendirdi. Genel Yayın Yönetmeni Emre Ertürk’ün ve Ankara Temsilcisi Murat Fırat’ın sorularını cevaplandıran EPDK Başkanı Hasan Köktaş, elektrik dağıtım şirketlerinde yaşanan sorunları ‘geçiş dönemi’ sorunları olarak gördüklerini ve çözümü noktasında da şirketlere EPDK olarak gerekli desteği verdiklerini kaydetti. Başkan Köktaş, dağıtım şirketlerinin 2011 yılından sonraki dönem için yatırım bütçelerine ilişkin hazırlıkların da sürdüğünü belirtti.
Elektrik dağıtım özelleştirmeleri süreci hızla devam ediyor. Uygulamalar başladı. Olumlu yanlar var ancak bir takım sıkıntıların yaşandığı da ifade ediliyor. Siz de geçtiğimiz ay dağıtım şirketlerinin yetkilileri ile bir toplantı yaparak, bu aksaklıkların giderilmesi konusunda şirketlerle görüştünüz. O günden bugüne kadar bir değişiklik gözlediniz mi?
Türkiye’de elektrik dağıtım sisteminin özelleştirilmesi, 4628 sayılı Kanun ile 2001 yılında öngörülmüş olan bir modelin parçasıdır. O model; üretim tesislerinin özel sektör marifetiyle işletilmesi, dağıtım tesislerinin özel olması ve iletim şebekemsinin devletin elinde kalmasını öngörüyor. Bu çerçevede, bu modelin gereği olan özelleştirme çalışmaları başladı ve hatta dağıtımda da son aşamaya geldi. 2010 yılının sonuna kadar dağıtım şirketlerinin özelleştirme süreci, devir teslim işlemleri olmasa bile, büyük oranda bitmiş olacak. 2004 yılında yayınlanan Yüksek Planlama Kurulu kararında, ya da o zamanki adıyla Özelleştirme Strateji Belgesi’nde dağıtım özelleştirmelerinin hedefleri yazılmıştı. Orada; gelir odaklı olmayan, dolayısıyla kayıp kaçağı düşüren, hizmet kalitesini artıran, tüketiciyi koruyan, orta ve uzun vadede de yatırımları arttırarak şebeke ve enerji kalitesini artıran bir perspektif ortaya konulmuştu. Nitekim ihale dokümantasyonu da bu perspektif içerisinde hazırlanılmış durumda. Yani sadece ihale dokümantasyonu değil, EPDK’nın o günden bu güne kadar yaptığı konuya ilişkin ikinci mevzuat da bu yönde hazırlamış durumda. Sonuçta bu perspektif bizim uzun vadeli perspektifimizdir. Hatta uzun vadede enerji maliyetlerini düşürücü bir etki olarak da ortaya çıkacak. Böyle bir perspektif var. Şimdi bunun uygulamasına başladık. Nitekim 2009 yılının Şubat ayından itibaren şirketlerin devir teslimleri başladı. İki şeyi birbirinden ayırmak lazım. Hisselerin ve şirket yönetiminin devir teslimi ya da el değiştirmesinden kaynaklanan geçiş dönemi problemleri var, bir de sistemin, şebekenin, uzun dönemden beri gelen problemleri var. Yani şebekenin eskiliğinden tutun da trafo kapasitelerinin yetersizliğine kadar sayılabilecek genel nitelikte bir takım problemlerimiz var. Bunlar genel nitelikli problemlerdir. Daha önce de vardı, şu anda da var. İkinci tür problemlere bakacak olursak; bunlar, devir teslim sırasında ve sonrasında bir geçiş döneminin getirdiği sorunlar olarak ortaya çıkan sorunlardır. Devir teslim sırasında, gerek personel hareketliliği gerekse bir takım personelimizin havuza aktarımından ya da şirkette kalmamasından dolayı kaynaklanan bir tecrübe problemi yaşanıyor. Bu ikinci türden problemler, konjonktürel olarak artmış durumda. Yani bu devir teslimleri sırasında bazı bölgelerimizde personelin önemli bir kısmının şirkette kalmamasından dolayı bir tecrübe problemi yaşandı. Örneğin; arızalara hızlı yetişememe problemi yaşanabiliyor. Mesela sokakta bir aydınlatma lambasının ampulü zamanında takılamayabiliyor. Böylesine günlük sayılabilecek sorunlar ortaya çıktı. Biz bunları bir geçiş döneminin problemleri olarak tespit ettik. Geçiş dönemi içerisinde bu bölgeleri devralan şirketlerin patronlarını kuruma davet ettik ve onlara muhtemel sorunların neler olduğunu anlatarak, “Bunları hızlı bir şekilde giderin” dedik. Bizim orta ve uzun vadede özelleştirmenin getireceği müspet sonuçlardan hiçbir kuşkumuz yok. Orta ve uzun vadede; yatırımlar, tüketici haklarının korunması, hizmet kalitesinin yükselmesi, performans kriterlerini artırması, kayıp kaçağın düşürülmesi ve tahakkuk oranlarının artması gibi birçok konuda sorunların önemli ölçüde çözülebileceğini biliyoruz. Kısa vadede de bu geçiş döneminden kaynaklanan sorunların en aza indirilmesi için önemli önlemlerin alınması gerektiğine ilişkin bir uyarıda bulunmuş olduk. Nitekim o şirketlerin patronlarına; “Geçiş döneminden kaynaklanan şikayetlerde bir artış var. Buna önem verin. Geçiş döneminden kaynaklanan sorunları göz ardı etmeyin. Yani, ufka bakarken bastığınız yeri unutmayın ve bu sorunları gidermeye çalışın” dedik. Nitekim bunun gereği olarak yoğun bir faaliyet başladı. Sonuçta önemli ölçüde de bu yatırımların yatırım bütçesi gerektirmeyen kısmı yapıldı. Gördük ki, bu kısa birkaç aylık dönem içerisinde bu bölgelerimizde önemli ölçüde sokak aydınlatması konusu, sorun olmaktan çıktı. Diğer taraftan hangi sorunların öne çıktığını tespit etmek üzere, sorunları bölgelere göre kategorize ettik. Burada da şöyle bir yöntem izledik: Bölgelerin milletvekilleri sonuçta bölge insanlarını temsil ediyor. Milletvekillerimiz köylülerle, muhtarlarla ve oradaki enerji kullanıcılarıyla günlük temas halindeler. Biriktirdikleri bir takım talepler var. Bu talepleri bize iletiyorlar. O zaman, “Bunlara profesyonel bir çözüm üretelim” dedik. Bunun için de, “Bölge milletvekillerini ilgili firmalarla bir araya getirelim; onlarla sorunları tek tek konuşalım, tartışalım, çözümler üretelim ve bu çözümler de lafta kalmasın, bunları projelendirerek hayata geçirelim” dedik. Bunu da profesyonelce yaptık. Her bölge milletvekilleri ve şirket yetkililerini bir araya getirdik, muhtemel sorunları belirledik ve firmalara “Bunları projelendirin” diye talimat verdik. Çünkü acil sorunların bir an önce çözülmesi lazımdı. Nitekim, biz bu bölgeleri topladıktan sonra, “Acil sorunların çözümüne yönelik bir de bütçeye ihtiyaç olduğuna” karar verdik. Dolayısıyla bunun hukuki alt yapısını oluşturduk ve 2010 bütçelerinin yüzde 50’si kadar ilave bir yatırım bütçesini şirketlerin kullanmasını mümkün kılan alt yapıyı oluşturduk. Dolayısıyla bu şirketlere, “Projelendirmenizi yapın, getirin biz de onaylayalım” dedik. Şu ana kadar üç firmanın başvurusu geldi ve onayladık. Bütün bu olup bitenler bir modelin parçasıdır. 2006 yılında bir geçiş dönemi tanımlaması yapıldı. Geçiş dönemi tanımlamasında, her bir şirketin yıllar itibarıyla kaç lira harcayacağı tanımlanmıştır. 21 şirketimizin 21’inin de bütçesi yıllar itibariyle tanımlanmıştır. Her şey bellidir. Biz, 2010 yılı bütçesi x lira ise o x liranın yarısı kadar bütçeyi arttırıyoruz ve şirketlere, “Bu yılın inşaat dönemini kaçırmadan projelerinizi bize getireceksiniz. O projelerin önceliği olacak, onu biz görmüş olacağız. İnşaat dönemini kaçırmadan bu yatırımlarınızı hemen yapın. Vatandaşın sorunlarını çok hızlı ve çok acil bir şekilde çözün” dedik. Nitekim bu talimatı da bütün şirketler aldı ve şu anda şirketler bunun gereğini yerine getiriyor.
Eskiden elektrik dağıtım şirketinden hizmet alırken bu alan düzenlenen denetlenen bir alan gibi gözükmüyordu. O zamanlar dağıtım şirketlerinden alınan hizmetin kusurlarının nereye şikayet edileceği pek bilinmiyordu. Ama şimdi, “EPDK gibi bir kurum var ve şikayetleri kabul ediyor” şeklinde bir düşünce var. Elektrik dağıtım şirketleriyle ilgili artan abone şikayetlerinin altında böyle bir neden olabilir mi?
Öncelikle şunun için abonelerimize teşekkür etmem lazım. Özelleştirilen yerlerdeki firmalardan beklentiler kamunun elinde olan bölgelerden çok daha yüksek. Bunu gözlemliyoruz. Özel sektörün yönettiği bölgelerdeki abone duyarlılığı ve vatandaş duyarlılığı çok yüksek. Ne zaman bir kesinti olsa, ne zaman ampulü yanmasa hemen arıyor ve “Niçin bu yapılmadı” diye soruyorlar. Yani vatandaşlarımız artık, “Ben bedel ödüyorum ve dolayısıyla hizmet istiyorum” diyorlar. Vatandaşın bu duyarlılığı beni çok mutlu ediyor. Çünkü kamuda hedeflediğimiz şey bu zaten. Hizmet kalitesinin, bir performans kriteri olarak mevzuatın içerisine konmasındaki beklenti tam da budur. Dolayısıyla söylemiş olduğunuz neden birinci unsurudur. İkinci unsur; “Artık muhatap var” düşüncesinin hakim olmasıdır. Vatandaş talebini ilettiğinde karşılık buluyor. Bu çok önemlidir. Üçüncüsü ve daha önemlisi; bizim performans kriteri dediğimiz ve ikincil mevzuatımızda bulunan önemli unsurlardan biri olan “call center” kurma zorunluluğudur. Bu şu anlama geliyor; özelleştirilen her bir bölge, belirli süre içerisinde “call center” kurarak, tüm vatandaşlarımızın talebini hızlı bir şekilde alıp ilgili teknik birimlere iletmek zorunda. Bunu da kayıt altına almak zorundalar. Dolayısıyla bizim oradan şikayetleri takip edip, kategorize etme şansımız da var. Şikayetlerin karşılıksız kalma şansı yok. Hatırlayın; eskiden şikayet için aradığınız telefon numarası sürekli meşgul çalardı ve bir muhatap bulamazdınız. Çünkü sadece bir numara vardı ve call center’lar yoktu. Ama şimdi öyle değil. Dolayısıyla bütün bunlar vatandaşlarımızın taleplerine duyarlılığı ve hızlı bir şekilde de cevap üretmeyi gerektiriyor.
Yatırım bütçeleri 2011 yılından sonraki dönem için nasıl olacak? Önümüzdeki dönemin yatırım bütçesine ilişkin kurumsal yaklaşımınız nasıl?
Orta ve uzun dönemli yatırım bütçelerinin hazırlıkları zaten yapılıyor. Bugüne kadar konuştuğumuz ve şu anda da piyasada konuşulan konular, günlük sorunlar. Oysa ki biz, asıl çalışmamızı orta ve uzun vadede şebeke kalitesini arttırmaya yönelik; dolayısıyla da enerji hizmetinin kalitesini arttırmaya yönelik yapıyoruz. Bunlar da tamamen uzun dönemli projelendirmeler yapılarak bize sunulacak, biz de onların bütçelendirmesini ve dolayısıyla da tarifelerle ilişkisini kurmuş olacağız. Onun için orta ve uzun vadede kaliteyi arttırmaya, kayıp-kaçağı önlemeye yönelik ve dolayısıyla da enerjinin sunulmasındaki kaliteyi arttırmaya yönelik çalışmalar zaten devam ediyor. Bu konuda hiçbir kesinti yok. Dolayısıyla bizim de bu konuda yoğun bir takibimiz var. Niçin takip ediyoruz? Çünkü o harcamaların bire bir yapılması lazım ki biz onları tarifeye yansıtabilelim ve tarifeyle ilişkisini kurabilelim. Yani kısa dönemli günlük sorunların çözümünü günlük üretiyoruz ama orta ve uzun vadeli şebeke kalitesinin arttırılmasına yönelik çalışmaları da orta ve uzun vadeli planlarla yapıyoruz. Herkesin şunu çok iyi bilmesi lazım; dağıtım şirketleri özelleştirildiğinde sahipsiz, denetimsiz ya da başıboş kalmaları gibi bir durum katiyen söz konusu değil. Tam aksine, tabi oldukları çok ciddi bir ikincil mevzuat ve çok ciddi bir denetim sistemi var. Dolayısıyla hem yatırım bütçelerini gerçekleştirmeleri açısından hem sorunların tespiti ve giderilmesi açısından ciddi bir denetimin ve takibin var olduğunu söyleyebiliriz.
“Tüketici haklarının korunması için üst düzey tedbirler aldık”
Elektrik dağıtım özelleştirmelerinden beklenen hedefler ve bunların gerçekleşmeleri yönündeki süreç şu anda hızlı bir şekilde devam ediyor ve bu süreç planlandığı gibi ilerliyor. Günlük sorunlar daha önce de vardı, şimdi de var. Geçiş döneminin getirdiği yani şirket yönetimlerinin el değiştirmesi sırasında ortaya çıkabilen günlük sorunları hızlı gidermeye yönelik tedbirleri aldık. Orta ve uzun vadeli tedbirlerimizi de almış durumdayız ve bunların takibini yapıyoruz. Hem hizmet kalitesi anlamında hem performans kriterlerinin arttırılması anlamında hem de tüketici haklarının korunması anlamında aldığımız önlemler eskiyle kıyaslanmayacak kadar üst düzeydedir.
Enerji Petrol Gaz’ın geçtiğimiz sayıda “Kaos Uyarısı” manşetiyle yaptığı uyarıyı dikkate alan EPDK Petrol Piyasası Dairesi, 18 Eylül sürecinde lisans tadillerinde yaşanabilecek aksaklıklara karşı önlem aldığını açıkladı.